Avrupa’nın kuzey doğusunda küçük sayılabilecek bir ülke olan Estonya son günlerde yine eğitimde adından söz ettiriyor. 2022’de yapılan son PISA sınav sonuçlarına göre komşusu Finlandiya’yı geçerek Avrupa’nın en iyisi oldu. Bildiğiniz gibi SSCB’nin dağılması ile birlikte 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Estonya, bağımsızlık sonrası kısa sürede(2004) AB üyesi oldu.
Bağımsızlığını kazanmasının üzerinden çeyrek asır bile geçmeden eğitimde Avrupa’nın zirvesine oturacak kadar ileri gitmiş olması dikkat çekici… Geçtiğimiz günlerde Euronews’un soruların cevaplandıran Estonya Cumhurbaşkanı Alar Karis “Önümüzdeki yıllarda tüm eğitim sistemi muhtemelen kökten değişecek. Yapay Zeka’dan faydalanmaya çalışıyoruz ve işe okullardan başlıyoruz. Ama sadece okullardan değil, öğretmenlerden başlıyoruz çünkü eğitim her şeyden önemli. Yapay zekadan korkmayın” dedi.
“Eğitim her şeyden önemli” diyen bir cumhurbaşkanına sahip olan Estonya’nın nüfusu 1.4 milyon. Kişi başına düşen milli geliri 31 bin dolar. KKTC’de ise bu 15 bin dolar ve eğitim adına pek bir şey söylemeyen bir cumhurbaşkanımız var. Üstelik de bizim bağımsızlık iddiamız Estonya’dan önceye dayanır.
Avrupa’nın bu küçük ülkesi kısa sürede eğitimde yaptığı devrimlerle Avrupa’nın zirvesine otururken eğitimde yapay zekayı kullanmaktan bahsediyor. Çok ilginçtir neredeyse tüm Avrupa’da akılı telefonlar okullarda yasaklanırken, Estonya’da akıllı telefonlar bir eğitim aracı olarak kullanılıyor.
Estonya’nın eğitimdeki başarısına baktığınızda şu noktalar öne çıkmaktadır; Eğitim sisteminde kaliteyi ön planda tutmak, eğitimli ve deneyimli öğretmenler, öğrencilerin başarısında önemli bir rol oynaması, eğitim politikaları, öğrencilerin bilgi ve becerilerini geliştirmeye yönelik olması ve öğrencilerin öğrenmeye olan motivasyonları yüksek seviyede tutması…
İnsan bunları duyuca üzülüyor kendi ülkesi adına… Biz eğitimde bu aralar ne konuşuyoruz? Kaçak kuran kursları ve buralarda pedagojik yeterliliği olmayan insanların eğitim veriyor olması, yeni öğretim yılında yine binlerce öğrenci prefabrik sınıflarda eğitim görecek olması, cumhurbaşkanlığı seçimleri yanaşırken kadrolu öğretmen yerine geçici öğretmenliğin teşvik edilmesi ve buna bağlı olarak yandaşlara iş sağlanması… Biz bunları konuşuyoruz. Ha bir de DAÜ’deki harçların yüksekliğini…
Biz gündelik sorunlarla uğraşıyoruz. Bizim zaten doğru düzgün bir eğitim politikamız yok. Eğitim sistemimizin amacı nedir? Bunu bile net olarak söyleyemiyoruz. “Üniversite ülkesiyiz” diyoruz ama bizim bilimle, araştırma ile aramız iyi değil. Biz herhangi bir konuda politikalarımızı belirlerken bilimin ışığında hareket etmiyoruz.
Milli Eğitim Yasası’na bakarsanız ve milli eğitimin amacını okursanız, karşınıza çok güzel süslü laflar çıkar. Peki uygulama öyle mi? Örneğin bizim Milli Eğitim Yasamızda eğitimin amacı olarak yazılanlar arasında “öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini değerlendirmek ve ortaya çıkarıp geliştirmek suretiyle, gerekli bilgi ve becerilerle donatmak; onlara birlikte ve dayanışma ile iş görme alışkanlıklarını kazandırmak; onları bu yolla hayata hazırlamak” gibi ifadeler vardır. Yazılı metinlerde bu ve benzeri cümleleri çok bulursunuz ancak uygulamada tamamen gelenekselci bir anlayış devam eder.
Biz dünyadaki güzel uygulamalardan etkilenerek, kendi ülkemize uyarlamayı da beceremiyoruz. Daha doğrusu becerememe değil de ilgilenmiyoruz bile…
Hade güncelden hareket edip soralım. Milli Eğitim Bakanımız, bir dizi temaslarda bulunmak üzere Azerbeycan’ı ziyaret etmiş. Gitmişken mesela oralardaki “sanat eğitimi” konusunda bilgi sahibi olmuş mı?
Bendeki de merak işte…
































