Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SUYA KONAN TEPKİ! (AKIL TUTULMASI DEĞİLSE PLANLI BİR SALDIRIDIR!)

Kuşkusuz geçen haftanın  en önemli olayı Türkiye’den pompalanan suyun KKTC’ye akmaya başlamasıydı. Bu nedenle  ayni gün hem TC’deki Alaköprü Barajında hem de KKTC’deki Geçitköy barajında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da katıldığı törenler yapıldı.  Başta Erdoğan ve Akıncı olmak üzere bu törenlerde yapılan konuşmalarda “barış” adına dikkate alınması gereken mesajlar verilirken  üstü kapalı “göndermelerle” serzenişlerde de bulunuldu!  Belli ki Ankara Kuzey’deki  tartışmaları, Türkiye’ye yönelik olumsuz söylemleri izliyordu!  Zaten mal ortaydı:  “Asrın projesi” yahut “barış suyu” sloganları ile sarmalanmış dünya çapındaki bu olayın törenleri yapılırken bile Lefkoşa’da protesto eylemleri ile sosyal medyada türlü çeşitli  “husumet ve telin” dolu mesajlar yer alıyordu! Ve “demokrasi ile fikir özgürlüğü”  kılıfı giydirilen  bu çok açık seçik Türkiye dolayısıyle TC’den KKTC’ye akan su karşıtı yayınların tam göbeğine, “Kuzey’de istenmeyen Türkiye” oturtuluyordu!
Zaten bu karşı çıkışlar yeni değildi. Dün “köşemden” ayazlattıydım. Daha lafı edilirken bile olumsuz tepkiler propagandalarında protesto ediyorlardı! Hatırlayın Demirel Kuzey’i ziyaretinde sudan söz edecek olduğunda nasıl tepkilerle karşılaşmış, fıskiyelerin altında  ıslanmış karikatürleriyle alay edilmek istenmişti!
Dün de yazdık: Tüm bunlar raslantı değildi. Kafalarındaki ideolojilerini statükoları yapan,   halk adına “kahramanlık” yarışına çıkan insanların hezeyanlarıydı! Ki böylesi saplantılarla kahramanlık gösterilerine baktıkta  “İşid’e bile  hak vermek gerekecek  çünkü onlar da inandıkları  ilkeler uğruna savaşıyorlar!
GELELİM SUYUN SİYASİ YÖNÜNE: “Barış suyu”  olsun deniyor. İki halk arasında ve tabi “gaz”ı da kapsamına alarak paylaşılsın deniyor! Zaten Erdoğan da törende yaptığı konuşmada  “Güney’e su verilebileceğini”  söylerken “iki halk arasında tesis edilecek barışı vurguluyor.”
O kadar kolay değil ama: Çünkü Rum tarafı çözüm olsa da bu suyu almaz… Fakat bu suyun Kuzeyde akarken verimlilik ve toprak açısından sulayacağı tarım alanlarını alır!  Zaten Annan planında da istediği için aldıydı, şimdi de  Kuzey’de iade edilmesini isteği yöreler “sulu ziraatın yapıldığı başta Güzelyurt olmak üzere ayni yörelerdir.”  
Nereleridir bunlar? Annan  planı halâ masada  referanssa  ki öyledir,  Mağusa-Lefkoşa anayolunun Ercan kıyısından kıvrılarak tüm Kuzeyini içine alacak sulu ziraat yapılan köyler. Çayönü’den başlayarak Gemikonağı ve Yedidalga bölgelerine kadar uzanan çoğu sulu tarımın yapıldığı köy ve topraklar. Ki şimdilerde Yeşilırmak da var aralarında yeniden Güzelyurt da! Hele sosyal medyada çıkan haritalar gerçekse bunların içine Karpaz’ı Yenierenköy’ü de katmak yanlış olmayacaktır! Böylesi bir iade olursa işte o zaman Rum tarafı Kuzey’in suyunu alır! Alır çünkü Güney’de zaten 41 yıllık bir su rejimini oluşturmuştur ki onu Kuzey’den alacağı suyla neden bozsun!
KISACA. Su gelmeden de tartışılıyordu. Geldi yine tartışılıyor! Çünkü 4 yıl önce temelleri atıldığında “hükümet”  olanlar bile bu suyun geleceğine  inanmadılar! Ve değil mi ki Türkiye’den akacak!  Tek bir proje planlama yapmadılar! Aslında akmaya başlayan su öncelikle işte bu “bağnaz” ve “TC aleyhtarlığı” ile şekillenen  kafaların düşüncelerini boğdu!
     ********** 

    UBP DARMADAĞIN! (BAŞSIZ KALMANIN BUNALIMINI YAŞIYOR!)
Geçen hafta sonu  “Özgürgün”le derlenmesi ve yeniden siyaset sahnesinde  güçlüce yerini alması mümkün gözükmeyen  UBP’nin  hazin “iflasını”  seyrettiydik. Nitekim 31 Ekimde başlayacak Kurultay’ı öncesinde geçtiğimiz Cumartesi 5 ilçede yapılan “İlçe Başkanlığı ve İlçe Yönetim Kurulları”  seçimleri fiyasko ile sonuçlandı! Çünkü hem katılım olmadı hem de “fiyasko” olması için elden gelen yapıldı! Öte yandan zamanlaması da günü yanlıştı! Düşünün bir yanda “TC’den akan suyun” Erdoğanlı Akıncı’lı en üst düzeyde töreni yapılıyor, olaya tarihi gün deniyor; bir yanda bu tören nedeniyle orada olması ve ana muhalefet partisi olarak boy göstermesi gereken UBP   bir ertelemeyi bile beceremeden  ilçelerde Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerini seçiyor! Sanki ötesi günlere kıran düşmüş gibi! Ve ne oluyor, dünkü Havadis gazetesinden aktarayım:
Lefkoşa’da 3 bin 134 üyeye karşın kullanılan oy bin 304 oluyor.
Mağusa’da 2 bin 496 üyeden bin 86 oy çıkıyor!
Girne’den bin 456 üyeden 962 kişi oylamaya katılıyor!       İskele’de bin 47 kişiden 783 kişi oy kullanıyor!
Güzelyurt’ta ise 4 aday çekilince geriye kalan tek aday seçimsiz  ilçe başkanlığına kuruluyor!
Katılımın bu kadar az olduğu bu seçimlerde hırgür yaşandı! “adaletsizlik var” denildi! “Yazıklar olsun” serzenişlerinde hüsrana uğramışlığın şaşkınlığı yaşandı! Tabi biz kulislerde nelerin nasıl pişirilip kotarıldığını bilemiyoruz! Bilmek de gerekmez. Bir siyasi parti hele UBP gibi ana muhalefet partisi olursa “anlaşılmak”  için “sırlara” sarılmaz aksine kendini anlatmak için cam gibi şeffaf olur!  Ki neresinden baksanız göreceğinizce…  Oysa UBP çoktandır kendi içindeki kavgalardan başını kaldırıp da dışında nelerin olup bittiğini  bile görememektedir! Asıl fecaat da o kavgaların  Cumartesi günkü İlçe Başkanlık seçimlerinde görüldüğü gibi   “ilgisizlik ve usancı” getirdiğidir! Zamanıymış gibi! Çünkü  müzakereler devam ediyor ve  nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun diyen belirli  bir kesim  Annan planında olduğu gibi tüm inisiyatifi eline alıyor!  Ki yarın referanduma gidilse halka evet dedirtecek güçteler! UBP ise Kurultay’dan sonra yeniden parçalanma  olasılığında heyamola çekerek  kendi kendisiyle kavga ediyor!            **********
KISACA TAKILDIĞIM: (SERTOĞLU’NUN HÜSRANI!)

Adama KOP’a üyelik başvurusunun hiç de şık olmadığı, mevcut siyasi koşullarda zaten olamayacağı, Rum’un tanınmamış bir devletin gayri federe Türk takımlarını bırakın Uefa’ya Fifa’ya taşımasını, sportif jestle de olsa kendi takımları ile bile oynatmaktan sarfınazar eyleyeceğini…
Yazdılar, söylediler, uyardılar!  Adam “yahu hele bir şansımızı deneyelim” bile demedi! Kim ki kendisine gerçekleri söyleyip yazdı,  hakaretler yağdırdı! Tümüne de çattı!  Hükümete bile posta koydu! Sonunda cevabını aldı: KOP Başkanı Kutsokumnis dedi ki “1955 yılında tüzel kişiliğe sahip olan bu kurum her hangi bir belge ibraz etmedi! KTFF’nun KOP’a üyeliği için önce KOP yönetmenliklerine uyması gerekir. Bundan sonrası karar yine KTFF’dur!” Yani diyor ki adam “Kıbrıs Cumhuriyetinde kaydın yoktur!”
(Tabi  Sertoğlu’nun diliyle yazmayacağım sadece soracağım:) Şimdi anladın mı kimdir Güney’deki Rum?