Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi duayenlerimiz: (Çözüm olmadan çözdüler bile!)

EMİNE ÇOLAK: Geçen haftanın sonuna denk geldi, bu kez kervana Dışişleri Bakanımız Emine Çolak da katıldı. Diyor ki “Cumhurbaşkanı’nın ardından ben de ABD’ye gideceğim. Ve gideceğim her yerde Kıbrıs Türkü’nün duruşunu, nasıl ve can’ı gönülden çözüm istediğini anlatacağım. En üst makamlara kadar  çalabileceğim her kapıyı çalacağım…”
BİR ZAMANLAR  EKENOĞLU: Annan planı arifesinde  Fatma Ekenoğlu da böyle barış feryatları koyuverirken “Rum tarafı diyordu bu Annan planını anlamadı. Gidelim Güney’e kapı kapı gezip anlatalım,  anlasınlar!”
  BARIŞ BURCU: Hayır kimselere takılmıyoruz. Sümme haşa haddimiz değil!  Ancak kendi halkına bile “nasıl bir çözüm murat ettiğini” anlatamayanlara nazire  bizzat Barış Burcu da  “müzakerelerde hangi konularda uzlaşıldığını, uzlaşılmışsa neleri içerdiğini” açıklamaktan kaçınırken “ketumiyeti korumak zorundayız” diyor! MEHMET ALİ TALAT: Daha şimdiden çözümü çantada keklik görürken her halde çözüm sonrasında  Başbakanlık yahut Federe Devletin Cumhurbaşkanlığı yardımcılığını da düşünmüş olacak ki Talat’ı durdurabilene aşk olsun! Elinde asa, ayağında demir çarık diyar diyar gezip nasıl bir çözüm sorusuna cevap vermeden, referandumda halkı “evet”  demeye çağırıyor! Ve bakın nasıl siyasi inciler döktürüyor:  Diyor ki “Rumlar tanınmış devlettirler, bizse tanınmıyoruz! Onlar uluslarası hukukun içindedirler, bizse dışında. Eğer referandumda evet  dersek uluslar arası hukukun içine gireceğiz!” Gördünüz mü niçin “evet” dememiz gerekiyormuş! Bununla da yetinmiyor ekliyor:  “Hayır dersek izolasyonlar daha çok artacak!”
Halkına böylesi umacı korkusu salan Talat ayni zamanda Rum  tarafına da dolayısıyle şu mesajı vermiyor mu?  “Bakın ben sizi tanınmış devlet olarak uluslar arası hukukun içine oturttum, “bizimkilere” de eğer hayır derseniz uluslararası hukukun dışında kalıp ayvayı yiyeceksiniz” dedim. Eh artık siz de enginarı çalıştırın bu zayıf yerimizden bizi vurun ki referandumda “evet” diyelim…”       DOLAYISIYLE MERAK EDİYORUM:  Amerikalara gidenlerle gidecekler  “nasıl çözüm istersiniz”  diye sorarlarsa nasıl  cevap verecekler?  Şu gitgide bayatlayıp vıcıklaşmış hatta artık anlamı kalmamış “iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözümü mü istiyoruz” diyecekler…  GEÇEN HAFTA  “ünlü ve acar siyasetçilerimizle işte böylesi çok  güzel, umut dolu ve yararlı günler geçirdiydik… Allah Rum’u korusun çünkü karşılarında aslanlar gibi saldırıp savaşan Türk siyasetçilerimiz  vardır.
    **********
NE KADAR HAZIRIZ: (ÇÖZÜME EKONOMİK SEKTÖRLER OLARAK ŞİMDİDEN HAZIRLANMAK.)

Gerçek anlamda 1967’lerde  başladığım gazeteciliğim sürecinde “Köşeme” taktığım nazar boncuklarımdan birisi de  “su” idi. Bazen sınıfta öğrencilere ders verir gibi. Bazen seçim meydanlarında nutuk atar gibi. Bazen cehennem ateşlerinde yanarken  “imdat kurtarın” der gibi… Hep “suyu anlatıp yazdım! O kadar ki  Türkiye’den  Kuzey’e akacağı kesinlik kazanmış suyun ilk müjdecilerinden bile oldumdu. Dolayısıyle  o mübarek ve billur sular akmaya başlasın geçmişimizdeki  su hikâyemi de anlatırım. Ki  çok yazmıştım.
RUM’UN  GAZI TÜRKÜN SUYU: (Herkes çözüm istemediğimi zanneder. Aksine çok isterim. Tek farkla nasıl olursa olsun olmaz.)  Bu cümlemden hareket ederek yazıyorum: Gaz ve su bu adanın kaderini olumlu yönde değiştirmekle kalmaz Kıbrıs’ı Akdenizin incisi yapar. Her yönden:      Turizmden özellikle seracılık olmak üzere tarıma,  süt ürünlerinden küçük sanayi ürünlerine, üniversiteleri ile ünlenirken kültür, sanat olaylarına,  hatta siyasi sorununu çözmüş olmanın büyük başarısında dünyadaki öteki tüm siyasi sorunların tartışılacağı bir “üs” haline gelmesine kadar, Kıbrıs adası geleceğin adası olur…
HAZIR MIYIZ? Hep soruyoruz. Tutun ki çözüm oldu, evvel emirde Rum tarafının düzeyine gelmek gerekecek çünkü ekonominin kardeşlikle dostluğu yoktur, rekabeti vardır… Ortaklıklarla Rum’un bizi sırtarıp adam edeceğini hayal edenler etmeye devam etsinler! Biz işimize bakalım. Nasıl?
Hani “çözüm olmadan insanlara referandumda  “evet deyin” diyenler var ya. Onlara nazire  “çözüm olacakmış gibi bugünden ekonomik programlar hazırlamak zorundayız.”  Öncelikle:
Bir: Yetişen gençleri kırsalda tutacak politikaları daha bir yoğunlaştırıp cazip hale getirerek.
İki: Kırsaldan kaçanların yeniden yerlerine dönebileceği rehabilitasyonu gerçekleştirerek..
Üç:  Kısa ve uzun vadeli tarım, hayvancılık planları yaparak..
Dört: Kooperatifçiliği yeniden diriltip tarımın sistemi haline sokarak.
Beş: Büyük Kırsal kesimler merkezlerinde “tarım okulları” açarak.
Kentlerde kasabalarda Sanat okullarını yaygınlaştırarak…
Kubrıs’a özgü sebze ve meyvelerimizin tohumlarını yeniden ihya ve islah edip öncelikli tercih haline getirmek. Vesaire…  Tabi bir  “not” düşelim: (Amacımız ukalalık yapmak değildir. Amacımız Aklın yolunun birlikteliğine sığınarak çözüm sonrası için daha bugünden yapılabilecekleri yapmaya başlamamız konusunda kulakları delmektir.
   **********     

KISACA TAKILDIĞIM:  (PARAYI BASTIRMADAN İŞİNİZ OLMUYOR!)
Bir yakınım Karpas’daki bazı varisli mülklerinin koçanlarını yeniden tanzim etmek için 4 ay önce   Londra’dan geldi ve Mağusa Tapu Diaresine baş vurdu.  Tam 4 aydır hiçbir sorununu çözemeden yahut çözdüklerini de sonuçta yeni sorunlara takarak   kadını Mağusa’dan Karpas’a, Karpas’tan Mağusa’ya koşturtuyorlar. 4 aydır  bu kadının “burası nasıl memleket, nasıl daireler, hiç mi insaf hukuk yoktur” feryatlarını dinliyor ve şu tavsiyede bulunuyorum:   “Bu memlekette sorunları çözmek mümkün değildir! Git bir avukat tut. Yahut Tapu Dairesinin yapacağı araştırmalarla ölçümleri bu işlerin dışarıda serbest çalışan yetkili “kadastrocularına”  ver yapsınlar. Bastır parayı işin olsun! 
Pekala diyor kadın Tapu Dairesi ne işe yarar?   “İşte diyorum senin gibi tapu işleri olanları  süründürür ki KKTC’nin ne anlı şanlı olduğunu ispat etsin!” “Yani diyor kadın, dışarıdakilere para yedirmeden içeridekilere iş yaptırtmak mümkün değil mi?”  “Kaldır ayağını diyorum, aynen öyle!” Ve karnımdan konuşuyorum: “Guzzum parra! Akıtırsan her kapıyı açarsın!..”