Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

(İşte Türk halkı için biçilen siyasi model!)

Kıbrıs siyasi sorunu kafa karıştırmaya devam ediyor. Çünkü ne Akıncı ne de Anastasiadis federasyonu telafuz ederlerken “nasıl” sorusuna cevap vermiyorlar! Galiba bu anti şeffaflığın nedenini anlamaya başlıyorum. Nitekim yapılan açıklamalarda “müzakeresi yapılan öncesi konu başlıklarına yeniden dönüleceği” vurgulanıyor. Demek ki müzakere edilen konular ki bunlar “devlet, yönetim şekli, anayasa, iki kurucu devletin yetkileri” gibi başlıklar olmalıdır, üzerlerinde kesinkes uzlaşıya varılamamıştır. Veya varılmıştır ama yeniden gözden geçirilmeleri gerekmektedir.
Bir diğer anlamak için bahane uydurduğum konu ise “Türk-Rum liderlerinin müzakereler sürecinde olagelenleri açıklamalarının çok erken olacağını düşünmeleridir!” Üstelik rizikoludur!” Henüz son şeklini almadan eksikleri veya uzlaşıya varılamamaları nedeniyle yeniden müzakere edilmeleri gereken konuların açılımlarını yapmak, halkı yanlış düşünce ve tutumlara götürebilir…
FAKAT: Rum basını “liderler” gibi düşünmediğinden en küçük fısıltıyı bile haber yapmaktadır. Bu konuda Anastasiadis de sıkıntılıdır! Nitekim, “iç siyasette yeni bir strateji belirlenmesini” isteyen muhalefete çatarken “bugüne kadar yeni stratejilerinin ne olduğunu görmemelerinden” dolayı üzüntü duyduğunu söylemektedir.
ANASTASİADİS’İN YENİ AÇIKLAMASI: Öte yandan müzakerelerin başlamasından bu yana Anastasiadis her vesile ile “Kıbrıs Cumhuriyetinden” söz etmektedir. Bunu da anlıyoruz çünkü şu anda tüm Kıbrıs’ın devlet başkanı olarak tanınmaktadır… Zaten Annan planına da “bu siyasi kazanımı kaybetmemek için “hayır” dedilerdi! Şimdilerde ise Anastasiadis şunu söylüyor: “Yürütülen müzakerelerde Kıbrıs Cumhuriyeti federal devlete dönüştürülecektir. BM’ler kararlarında belirlendiği şekilde siyasi eşitlik uygulanacak, iki bölgeli bir federal devlet olacak, her iki devlet kendi bölgesinde “ilk söz hakkına” sahip olacak ve tüm Kıbrıs’ta eyaletlere bakılmadan AB ve BM’lerin uluslararası normları -en katı şekilde- uygulanacak..”
Anladığım şudur: 1977-79 BM’ler Denktaş Makarios ve Denktaş Kiprianu Doruk Anlaşmaları benzeri bir çözüm formülü yeniden gündeme sokuluyor. Bu düşüncemin açılımını da Hrisostomos Perikleos’un kitabına dayanarak yapıyorum?
HRİSOSTOMOS PERİKLEOS YAZDIYDI: Perikleos serbest yazar ve gazetecidir. Kıbrıs’la ilgili kitapları vardır. “Tarihsel Süreçten Kıbrıs Referandumuna” adlı 2011 yılında yayınlanan kitabını “Galeri Kültür Yayınları” Türkçeye tercüme ettiydi.”
Bakın Perikleos 1977 Doruk Anlaşması için ne yazdıydı: Kitaptan aktarıyorum: “1977 Doruk anlaşmasında Makarios’un iki kesimli federasyonu kabul etmesi bir yandan Kıbrıs Türk toplumuna bırakılacak “dar alanı” yasallaştırmanın, diğer yandan BM’ler kapsamlı çözüm çerçevesinde “Türk işgal güçlerinin” geri çekilip işgal edilen toprakların geri verilmesini sağlama çabasını güçlendirmenin yolunu açmıştı. Makarios’un federasyonun iki kesimli özelliğini kabul etmesi federasyon içinde tüm karar alma mekanizmalarında Türk toplumuna eşit söz hakkı veriyordu. Böylece hem “dar alan” hem de o alanda Kıbrıslı Türklerin “tam özerklik” ve “güvenliği” adı geçen anlaşmayla güvenceye kavuşturulmuştu…” (Dikkatinizi çekmek istediğim Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs ve iyice küçüldüğü için “dar alan” denilen Kuzeydir!)
(Bir düzeltme: Dünkü yazımda Annan planı ve referandum döneminde “Talat Cumhurbaşkanıydı” algısı oluştu. Cumhurbaşkanı Denktaş’tı. Özür dilerim.)

**********
Hasan Rifat Siber ne dediydi: (O alem devam ediyor!)

Bakın Haziran 1984’de yıllarca Halkın Sesi Gazetesinde sadece “Tarım ve KKTC tarımı sorunlarıyla ilgili makaleler yazan rahmetlik Hasan Rifat Siber “Gidişat Kötü” başlıklı yazısına nasıl giriş yaptıydı:
“Yıldan yıla kötüye giden tahıl üreticiliğimize değinmek istiyoruz gene. Toprak bizi biz toprağı terk edeceğiz bu gidişle. Çünkü tohum, libazma, vb. olarak bir hayli parayı toprağa atıp da masrafları bile alamayınca kuşkusuz öyle iş devam ettirilemez. Ama düşünelim bakalım:
1. Devlet köye yerleşen her göçmene toprak verdi.
2. Devlet göçmen olmayan topraksıza da tarla verdi. Bu suretle her köy, nüfusuna ve mal sahipliğine göre 1000-7000 dönüm daha tarlaya sahip oldu.
3. Devlet cabadan sahip olunan tarlalar için de kuraklık tazminatları ödemektedir.
Eee bundan daha alâ devlet desteği mi olur? Hükümet edenlerimiz iktidarıyla muhalefetiyle kuraklık kapsamının daha da yaygınlaştırılması için çabalıyor! Köylüye hoş görünmek başka bir deyişle oy avcılığı maksadıyle ve cevizcinin çuvalından önerilen destek köylü hesabına iyi güzel de “Anavatan Türkiye versin biz dağıtalım” şeklinde hükümetlik, hükümet etmek mi yani? Bu tutum bu gidiş nereye varacak diye düşünmek gerekmez mi?”
İLAHİ SİBER EFENDİ. Allah’tan sana gani gani rahmet dilerim. 1984’de yazdıkların aynen devam ediyor hem de gemi azıya alarak! Nitekim daha dün “Mayıs ayında doğrudan ödenmesi gereken gelir desteğinin henüz ödenmemiş olmasından dolayı şikâyet eden çiftçilerimiz Bayrama parasız gireceklerinin açıklamasını yapıyorlardı! Ki sen 1984’lerde yazını yazarken henüz bu “doğrudan destek” icat edilmediydi. Gördün mü Siber Efendi… Memleket nasıl hızla kalkınıp ilerliyor! Yattığın yer nur olsun diyeceğim de vaziyetlerimizi izledikçe kim bilir oralarda nasıl huzursuz oluyorsun. Yine rahat ol Siber Efendi. “Sabahın en karanlık anı güneş doğmadan öncesi o zaman dilimidir…” Bir gün her şey düzelecek! 

**********
Kısaca takıldığım: (Okulların eksikleri kabul edilemez)

Yıllar ve yıllardır: Her yeni ders yılı başlarken falan yahut filan okulun tamir edilmesi gereken bölümlerinden öğretmen eksikliklerine, kantin sorunlarından taşımacılık sorunlarına, hangi mahalle öğrencilerinin hangi okullara kayıt yaptıracaklarına kadar bir yığın sorun yaşanır. Ve açıklama yapılır: “Gelecek ders yılında bu sorunlar yaşanmayacak!” Ve yıllar yıllardır: “Ayni sorunlar bazen beteri ile yaşanmaya devam eder!” Bu yıl da okullar ayni sorunlarla açıldı. Hadi “gelecek ders yılında asla sorun yaşanmayacak diye” yeni bir açıklama yapın!