Dün “Mülkiyetle” ilgili yazımın başlığı şuydu: “Mülkiyet Sorununun Öteki Yüzü. (Sorun çok Karmaşık ve İnsafsızdır.)” Ve aynen “başlıktaki” ifadeler yansımasındaki duygularımla karışan aklımı yoklarken, sonunda şöyle dedimdi:
“… Ve düşündüm. Türk halkını bir kez daha sonu belirsiz böylesi mülkiyet ve toprak paylaşımı badirelerine atmadan çözümü sağlamak mümkün değil mi?”
Şimdi cevap vereyim. Hayır! Çünkü aynen Annan Planı’ndaki müzakerelerde olduğu gibi masaya ödün vermek üzerine kurulu bir siyasi senaryo ile oturduk! Her zaman tekrarladığımca “mazlum ve mağlup halk olarak değil, işgalci ve mütecaviz bir kimlikle katıldık müzakerelere! Aksine Rum da “mazlum ve mağdur rolünde! Kıbrıs Türk halkını bu “siyasi pozisyona” düşürenler zaten 2004’te Kuzey’in büyük kısmını çoktan Rum tarafına iade ettilerdi! Ve hayret! Türk halkı “Rum’a verdiklerinden sonra Kuzey’de yolunmuş kaz gibi cascavlak kalacağını düşünmek bile istemediydi! Bütün düşündüğü çözüm olursa AB’li olacağı, çocuklarının istikbalini kurtaracağı, ambargoların kalkacağı, serbest dolaşım olanağı bulacağıydı. “Sahip olacağı bu olanaklar” tabi ki yabana atılamazdı.. Fakat unutmayın yıl 2004’dü. Ekonomik krizden yeni çıkılmış, batan bankaların mudileri bile halkın parası ile tazmin edilmeye başlanmış, turizm, sanayi, ticaret, alt yapı yatırımlarının “yok” esamesinde olduğu yıllardı o yıllar! Fakat yazmaya gerek yok, şimdi öyle mi?
VE GELELİM BUGÜNE: Akıncı’nın aksine Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis’in ağzında bakla ıslanmıyor! Adam her vesile ile konuşuyor, müzakerelerle ilgili açıklamalar yapıyor ve açıklamaları da doğru çıkıyor. Son haberler Rum medyasında Kasulidis ve Anastasiadis’e atfen denilerek servis ediliyor, kısaca aktarıyorum:
Mülkiyette “Yerleşiklerin” sayısallıkları değil, ellerindeki mülkleri söz konusu olacak. Bu konudaki karar kurulacak Mülkiyet Komitesi ile 24 Mülkiyet sınıflandırması gündeme geldiğinde belli olacak.
Gasp edilen yüzlerce mülkün serbest kalması için ortaya koydukları öneri şu: “Attila yerleşikleri” “kullanıcı” teriminin tamamen dışında tutulmalıdır! (Kabul görürse TC’li yurttaşların gözü aydın ola! Fakat bu kez avantadan 10 bin Euro cep harçlığı yok!)
Sızan öteki haberler şunlar: “Garantiler kabul edilemez… Kıbrıs cumhuriyeti tasfiye edilmeyecektir… Nato’nun garantörlüğü söz konusu olamaz…
Şimdilik durum vaziyetler böyle. “Rum tarafını izlemeye devam edin!”
*********
Kamu görevlileri: (İngiliz’den bu yana ilk kez kılık kıyafet ve davranışlar gündeme geldi)
Bu saate kadar eğitim sendikalarından ses çıkmadığına bakılırsa yakında başlayacak yeni ders yılına okullarla öğretmenler hazırdır. Yok hazır değillerse demek ilgili sendikalar pusuya yatmışlardır kıyameti koparmak için okulların açılmasını beklemektedirler!
Eğitime yeniden döneceğim fakat şimdilerde sessiz ve titrek de olsa geçtiğimiz hafta’ya sığdırılan şu “Kamu dairelerindeki görevlilerin kılık kıyafetleri” ve “kendilerinden hizmet bekleyen insanlara yönelik davranışlarıyla” ilgili hükümet kararına bakalım.
Her ne kadar tek başına “kılık kıyafet” ve “davranış düzgünlüğü” Kamu Görevlileri sorunlarının sadece cüzi parçalarıysa da sonuçta karar olumludur. Eğer Kamu Görevlilerinin anlayışlı katılımlarıyla uygulanırsa kısa sürede şu değişimlere elleyebileceğiz: “Kılık kıyafete gösterilen özen ciddiyeti, ciddiyet ise yurttaşa yönelik görev bilincini” getirecek… Üstünde tişört, altında kot pantolon, ayağında çorapsız ayakkabılarla bir kamu görevlisi için çalıştığı “devlet dairesi” de sonuçta çıktığı Kapadokya gezisi mağaraları gibi algılanır! Kaldı ki zaten devlet dairelerinde düzgün giyim de yasalarla belirtilmiştir… Uymak ve uygulamak durumunda bu imajdan kurtulmak mümkün olacaktır…
ÖTE YANDAN: Devlet dairelerinde çalışan memurların türlü çeşitli sorunları vardır: Mesela çoğu dairelere popülist tutumlar sonucunda işe göre değil, iktidarlara göre atanmış iş bilmez görevliler atanmıştır!.. Devlet dairelerinde Müdür makamında olanların alttaki memurlar tarafından tırnak kadar sayılmadığı da bir başka gerçektir Müdürün memuruna iş yaptıramadığı da bir gerçektir!.. Memurların görevlerine zamanında gitmedikleri, zamanından önce paydos ettikleri de gerçektir!.. Yurttaşa nasıl hitap edeceklerini bilmedikleri de gerçektir, yurttaşı baştan savdıkları da gerçektir!..
VE ACI GERÇEK: Yazmak istemesem de! İşittiklerim, ellediklerim, zaman zaman medyada haberlerinin yayılması gerçeğinde biliniyor ki Kamu Görevleri kademelerinde rüşvet de vardır, dolandırıcılık da vardır, hırsızlık da vardır! Bu konuda ahlaklı kamu görevlileri çoğunluğunu tabi ki tenzih ederim…
Kısaca sorun çok yönlüdür, çetrefildir. Kılık kıyafet ve davranışlarla başlatılan “yeniden yapılandırma” umut edelim ki öteki sorunları da çözümleri için gündeme taşısın…
********
Kısaca takıldığım (Eğitimde durum)
Şarkıcı Erol Evgin “gençlik dönemlerinde de şimdilerde de konserlerine her zaman kat kravat çıkar. Yıllar öncesi bir röportajında bu güzel ve ciddi görünümlü giyimle ilgili soruya şöyle cevap veriyordu: “Ben her zaman halkla karşı karşıyayım. Konserlerimi izleyen binlerce insan vardır. Bunların arasında gençler vardır. Ben kılık kıyafetimle onlara örnek olmak zorundayım…”
İşte öğretmen böyle düşünmelidir! Çünkü öğrenciler öğretmenlerini sanıldığından daha çok izler, daha çok eleştirir, daha çok örnek alır ve onun gibi olmak isterken daha çok taklit eder…
Şimdilerde ise kısaca tüm bunlar gitti yerlerine kılık kıyafetten davranışlara kadar falsolu öğretmen tiplemesi geldi. Ki haftada 40 dakikadan 15 dersi olsa (10 saat) çoktur diye itiraz eder! Fakat artık eğitimde asıl sorun “öğretmen, okul, okul-aile birliği” üçgeni içinde oluşan o müthiş kopukluktur! Ki artık yarattığı “boşluklara” esrar, sigara, alkol girmiştir! Tertip terbiyeden yoksun, sorumluluklarından kaçan öğrenciler girmiştir! Yaratıcı olmayan ezberci öğrenciler girmiştir! Bütünüyle bir cümleyi tamamlamadan konuşmaya çalışan öğrenciler girmiştir…
Tarihini bilmeyen bu nedenle başkalarının düşünceleri arkasında kör gibi kuyrukçu olan öğrenciler girmiştir! Ve ilahi. Yeni, ayni zamanda eski Eğitim Bakanı ne yapacaktır bilmiyoruz ama işi çok zordur!
































