Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mülkiyet sorununun öteki yüzü: (Sorun çok karmaşık ve insafsızdır!)

Anlamakta zorlanıyorum. Eğer iki kurucu devlete dayalı iki bölgeli bir Federal Kıbrıs Cumhuriyeti kurulacaksa o zaman bu mülkiyet telaşı niye? Ki böylesi bir çözüm söz konusu oldukta ortaya şu sonuç çıkacaktır: Kuzey’de sınırları belirlenmiş bir kurucu federal devlet ve zaten Kuzey için belirlenmiş olan sınırların güneyinde Rum kurucu devleti. Oysa şimdilerde “bu iki bölgeden Kuzey’de oluşacak “kurucu devleti” Rum mülkünün tazmini, takası, iadesi ile karşı karşıya bırakıyorlar! Belki yıllarca sürecek tartışmalı kavgalı olaylara gebe siyasi ortam yaratıyorlar! “İlk kullanıcı, şimdiki kullanıcı” icadında 41 yıl sonra Türk ve Rum halklarını yeniden karşı karşıya getiriyorlar! Eğer ilk kullanıcı ve tapu sahibi olan Rum, resmen malının iadesini isterse mesela 40 yıldır bu malı elinde tutan, idamesini sürdüren, belki yıkıp yeniden yapan, belki sürüp ekip değerlendiren, belki üzerinde seralar bahçeler oluşturan, belki devasa tesisler, oteller, üniversiteler yapan, belki çift şeritli yollar geçirten, belki gölet haline getiren… Şimdiki kullanıcı veya 40 yıl içindeki Türk kullanıcılar bu koşullarda “malımı isterim” diyen Rum karşısında mağdur duruma düşmemeleri mümkündür müdür? Kaldı ki eğer “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözüm olacaksa Rum’un Kuzey’de Türk’ün Güney’de ne işi var!

O ZAMAN “İADE” SİLİNMELİDİR: Tabii eğer çözüme “üç özgürlük” yani “serbest dolaşım, serbest ikamet ve mülkiyet hakkının” tümü konmaz, sadece “serbest dolaşımla serbest ticaret” konursa o zaman “bütünsellikli olarak iki ayrı bölge statüsü korunacaktır.” Bu nedenle “iade” mümkün olmayacaktır çünkü zaten Güney’deki Rum’un Kuzey’e gelip ikamet etme yahut mülk edinme hakkı kalmayacaktır! Dolayısıyla geriye her hal’u kârda Türk ve Rum halkının bugünkü Kuzey ve Güney coğrafyaları kalacaktır.
GLOBAL ÇÖZÜM KAÇINILMAZDIR: Eğer nihai çözüm kesin sınırları ile Kuzey ve Güney kurucu Devletlerinden oluşacak Birleşik Federal Kıbrıs devlet ve cumhuriyetini ön görecekse o zaman “mülkiyet ve toprak konularını” global çözüm içinde değerlendirmek gerekecektir. Yani: “Türk halkının Kuzey’de sahip olacağı toprak varlığı ile Rum halkının Kuzey’de ve Güney’de sahip olacağı toprak varlığı!” Bu “Kuzey, Kuzey Güney” dengesizliğine şunun için dikkat çektim: Şu ana kadar Türk tarafından “nihai çözümde Güney’deki evimize malımıza dönmek isteriz” talebi gelmemiştir. Buna karşılık varsayıyorum ki Rum ahalinin bir kısmı Kuzey’e gelmek isteyecektir. Dolayısıyla hem Güney’de hem Kuzey’de olacaktır!
BÖYLESİ BİR DURUMDA: Neresinden bakarsınız bakınız mülkiyet sorununda geriye iki çare kalacaktır: Birisi “takas” diğeri “tazminat!” Türk tarafının Güney’de 400 bin dönüm Kuzey’de 450 bin dönüm olduğu söylenen mülkü vardır. Rum’un da 4 milyon dönüm olduğu söylenen mülkü bulunmaktadır. Oran korkunçtur çünkü sözü edilen Yüzde 80 ile yüzde 20’dir! (Tabi Rum bu maldarlığa İngiliz sömürge idaresi sayesinde alavere dalavere ile çıkartılan tapularla ve vakıf mallarını yutarak sahip oldu! Artı Türk halkını ezip eleyerek, öldürerek, evini barkını yakarak, göç yollarına atarak dolayısıyla yıldırıp “geride kalan mülklerin kendine satılmasını zorlayarak” da elde etti! Bu tarihi gerçekleri kaşımak gereğini duymadan Rum’u suçlu sandalyesine oturtmadan “mülk mübadelesi” yapmak ne kadar doğru bir politika oldu onu da bilemiyorum ve tabii şaşırıyorum!) Ve devam ediyorum:
Eğer toprakla mülkiyet hakları “çokluk-azlık” oranları ile yapılırsa biline ki altına Akıncı’nın da imzasını atamayacağı büyük bir kayıpla karşı karşıya kalacağız! Diyelim ve gelelim bugün görünenlerle bilinenlere.
MÜLKİYET ANNAN PLANI’NDA NEYDİ? Tekrar edelim. Eğer bugün müzakere sürecinde tartışılmaya başlanan mülkiyet sorunu “sızan haberleri” içeriyor ve de “iade, takas, tazminat alternatifleri hep birlikte çalıştırılacaktır” söylemleri gerçeği yansıtıyorsa tekrar ediyoruz yıllarca sürecek bir kaos daha yaşayacağız. Çünkü bu olay Annan Planı’nda bile bakın nasıl baş döndürücü bir prosedüre bağlandıydı.
Mülkiyet Kurulu: Önce “Mülkiyet Rejimi’nin Yönetimi” başlığı altına “Mülkiyet Kurulu” konduydu. Ki şimdilerde buna “Mülkiyet Komisyonu” deniyor. Bu “Kurulun” altında a) Talep Büroları. b) Kıbrıs İskân Bürosu. c) Tazminat Bürosu olacaktı! Bu Kurul ve Bürolar sadece Türk ve Rumlardan oluşan görevlilerle değil, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın da katılımıyla çalışacaklardı.
Etkilenmiş mallar: Çok kısaca malları elerinde tutanların anlaşmazlıkları söz konusu olduğunda “Mülkiyet Kurulunun” devreye girme safhası…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: Yine çok kısaca münazaalı sorunları ve davacı ile davalı tarafları yargılayacak ve karar verecekti.
Kullanım kaybı: Annan Planı’nda bu da ilginçtir. Deniyor ki etkilenmiş malın tasarrufunun kaybından itibaren başlayan her hangi bir dönemdeki kullanım kaybı için tazminat talebi, talep sahibinin mensup olduğu Kurucu devlete yapılabilir…
Sonrasında ise “Talepler ve Başvurular,” “Müracaat Süresi,” “Müracaat sırasında gerekli belgeler” var…
Ve en sonunda “mülk konusunda talep ve başvuruları değerlendirmek için izlenecek öncelik sırası anlatılıyor.
Talep Kurulu: Hak taleplerini ve başvurulara öncelik sırası verecekti. (Toprak ayarlaması yapılacak bölgelerde tasarrufu kaybedilmiş mallar ve diğer bölgelerde kalmış malların kullanıcılarının taleplerine bakacaktı.)
Bu talep ve başvurular şöyle listelenmişti: Bir: Malı üzerindeki tasarrufunu kaybederken bunun için müracaat eden mal sahibi…” İki: Tasarrufunu kaybettiği malı mülkiyet Kuruluna devretme karşılığında halen kullanmakta olan malın tapusunu devralma başvurusu yapan şimdiki kullanıcı… Üç: Etkilenmiş malda geliştirme yapmış, geliştirmeden önceki halinin şimdiki değeri üzerinden ödeme yapma karşılığında etkilenmiş malı devralma başvurusu yapanlar. Ve diğerleri… VE SON SÖZÜM: Ben mülkiyetle ilgili bu yazımı araştırmalarımı da yaparak anca üç buçuk saatte yazabildim. Üstelik tüm detayları atlayarak! Bitirip iki defa da üzerinden geçtiğimde düşüncelerim karmakarışık başım sızı içindeydi! Ve düşündüm: “Türk halkını bir kez daha sonu belirsiz böylesi mülkiyet ve toprak paylaşımı badirelerine atmadan çözümü sağlamak mümkün değil mi?