Siyasi sorunu müzakere edip çözüme bağlamak için ne zaman masaya oturulsa sürprizlerle karşılaşılıyor. Çünkü Rum tarafının beklentileri ile bize ait beklentilerin analizi yapılmıyor, olayın bir de sosyolojisi ile psikolojisi olduğu göz ardı ediliyor!
Dolayısıyla ne oluyor? “Vatan, millet, devlet” kavramları varlık alanımızdan çıkarken yerine “siyasi sorun” konuyor! Dahası “vatan millet devlet” kavramları siyasi sorunu gücendirmesin düşüncesinde telaffuz da edilmiyor! “Ne demek vatan, ne demek devlet ne demek millet” küçümsemelerinde! Sanki bu kavramlar modası geçmiş elbiselerdir! Nitekim siyasi çözüm isteklerinde bakın yerlerine neler konuyor: “Birleşik Kıbrıs, Federal Kıbrıs, Kıbrıslılık, Tek Kıbrıslı kimliği, tek yurttaşlık, Türk-Rum ortaklığı, dostluğu…”
Dolayısıyla müzakereler için masaya oturulduğunda ne savunulacak “vatan” ne hatırlanacak “millet” ne de yaşatılacak “devlet Kalıyor! Tüm bu “varlık” nedenleri gidiyor yerine “Türk ve Rumların bu adada nasıl bir siyasi statüde çözüme varacakları çalışmaları geliyor!
Bizim için durum vaziyetler budur! Pekala Rum için nedir? Koyun bir Türk’le bir Rum’u yan yana ve sorun:
Nedir vatan? Rum’un cevabı: “Kıbrıs’tır!” Türk’ün cevabı: “Hadi canım ne vatanı!”
Nedir Millet? Rum’un cevabı “Kıbrıs Helen’dir Helen kalacaktır!” Türk’ün cevabı: “Millet demek illet demektir!”
Nedir devlet? Rum’un cevabı: “Tüm Kıbrıs.” Türk’ün cevabı: “Yoktur ki!”
OYSA: 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti rast gele kurulmadıydı! Dolayısıyla rast gele de yıkılmadıydı! Orada Türk halkının “vatan millet devlet” mücadelesine sardığı için sonucu tayin eden “varoluş bilinci” vardı!
Bu nedenle 1963 Akritas planına dayalı “Kanlı Noeli” rast gele başlatılmadıydı: O Türklere yönelik saldırılarda 1960’da Kıbrıs’a egemen olmak isterken hayali yıkılan Rum’un hüsranı vardı! Ki beş yıl Türk halkına kan kusturacak yeni bir mücadele sayfası açtıydı!
1974 de rast gele bir olay değildi. Orada da enosisi gerçekleştirmek için Rum ve Yunan’ın isyanı vardı. 1974 Harekâtı olmasa ve darbe başarıya ulaşsaydı adadaki Türk halkı ya Türkiye’ye taşınmak zorunda kalacaktı veya adada esir Türkler olarak yaşayacaktı!
ŞİMDİ NE İSTİYORUZ: Pardon! Masaya bir kez daha “Rum’un istediklerini karşılamak için masaya oturduk! Dikkat: Rum mücadelesinden vaz geçmiyor Kuzey’e sereceği egemenliğini istiyor! Ya Türk? Kuzey’i Rum’a yedirtmem diyor ama bir yandan da mülkiyet konusunda Rum’u ilk kullanıcı olarak tanıyor! Komisyon kurulacakmış! Bakın, devreye AİHM girecek ve “vatan kalacak ne millet ne de devlet!” Bundan sonra lugatımızda sadece Rum çoğunluk ve egemenlik üstünlüğüne dayalı “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” yer alacak! ********* Kıb-Tek gündemden düşmüyor: (Hâlâ ne olacağına karar verilemiyor!) Artık ne kadar CTP’li ne kadar UBP’li yahut ne kadar “bağımsız ve bağlantısız” ve ne kadar bağımlı ve bağlantılı” olduğunu bilmediğimiz fakat iş yapmak yerine yat kalk politika yapan tepe adamları ile sendikaya sahip Kıb-Tek, tutun ki KKTC’nin derdi oldu! Daha doğrusu yarattılar! Oysa bu kurum eni konu “Devletin Maliye Bakanlığı’na bağlıdır.” Fakat Sayıştay’ın bile denetlemesine izin verdirtmiyor!. Kendi kendine “muhtariyet” ilan etti! Ve dahi uyduruk bir takım tasarruflarla sırf milletin elektriğini daha kolay kessin diye “akıllı sayaçlar” olayını icat etti! Fakat o akıllı sayaçları bile henüz çok az yere takabildi! Aldığı bir kararla da elektrik faturalarını “kategorilere ayırdı! Ve KKTC insanlarını elektrik şerri ile elektronik yaparak tümünün de bilgisayar kullandığına hükmetti!. Ki bizim Osman ağa hâlâ sormaktadır: “Ama ne yapacayım bennn!”
Öte yandan elektriğe tutsak boyunları kıldan ince pek çok insan Bilgisayarı tercih etmeyip eskisi gibi faturaların evlerine gelmesini istedikleri için cezalandırıldılar, ekstradan faturalarına 7 liralık zam yaptı!. Ki bendenize iki aydır o mübarek fatura hâlâ gelmedi!
Dolayısıylq CTP’li Maliye Bakanı’na bağlı Kıb-Tek için halk lafların en cafcaflısını bozuk yirmi beşlikler gibi harcarken, “Kıb-Tek’in statüsünün ne olması üzerine başlatılan tartışmalar hâlâ devam ediyor ve hâlâ karar verilemiyor! Neden ama!
Kısaca takıldığım: (Hem devlet yoktur de hem bayıla bayıla kaymağını ye!)
“Devlet vatan millet” mefhumunun olmadığı yerde “göçebe” zihniyeti olur diyeceğim de her şeye karşın tüm organları ile oluşmuş, yargısı, yasaması, yürütmesi ile çalışan, bayağı da iyi durumda olan demokrasisi ile öne çıkan, laik bir KKTC vardır ki “devlet yoktur” demek hem ayıp olmakta hem de insafsızlık! Ki o kadar büyük ve demokrat bir devletiz ki her canımız sıkıldığında ve devletin de canını çıkarma noktasına dayanıldığında, iki buçuk yılda bir erken seçim yaparız! Ki devlet “hükümetiyle” baki kalsın!
Oysa bu varoluş iddiasına karşın KKTC insanı sabah gözlerini güne açarken günaydın demeden önce “devlete söver!” “Ben böyle devletin…” Diye başlar ne kadar Bakanlık ve Kurum varsa aralarına mesleki kesimleri de katarak kalaylar!
Çünkü devleti kurduk ama inanmak istemedik! Sağ olsun üçüncüdür iktidarın kaymağını yalayan CTP’nin bu konuda büyük başarısı vardır! Kırk yıldır “Denktaş ilan etti” bahanesine sardıkları siyasetleri ile KKTC’ye “tu kaka” diyorlar! Fakat her seçimde de iktidar olmak için mücadele ediyorlar. Bununla da yetinmiyorlar vakti zamanında UBP’nin on iki yılda anca oluşturduğu kendine bağlı “kadroları” ile kurumlarını altı aya sıkıştırıp gerçekleştiriveriyorlar!
Siz bakmayın feryat figanlara. Bu ülkede kedi huyu vardır! Hem ciyak ciyak bağırır hem keyfini çıkartır! Ve hadi yazayım. Bu ülkede hâlâ güzel konuşup güzel nutuk atıp halkı heyecanlandıran insanlar kazanırlar seçimde! Seçildikten sonra bir de bakarsınız boş ve fos çıkmışlar. Anlarsınız ki meydana düşüp devletin kaderini yüklenen politikacının “lafına” değil, “yaptığı işine” bakılmalıdır!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























