İnsanlar gerçekten çok tedirgin! Çünkü kendilerinden “yeni bir Kıbrıs” için, geçmişinde 41 yılın alın teri ile yoğrulmuş mülkünün ödenmesi gereken faturasını istiyorlar!
İnsanlar gerçekten tedirgin! Çünkü kendilerinden barışçı çözüm için 40 yıllık hayatları ile düzenlerinden fedakârlık yapmaları isteniyor!
İnsanlar tedirgin: Çünkü kırk yıldır ikamet ettikleri evlerinden ekip biçtikleri topraklara, iş yerlerinden tesislerine kadar yeni Kıbrıs için yeni bir “sahiplik” saptanması için vazgeçmeleri isteniyor!
İnsanlar çok tedirgin! Çünkü kırk yıl öncesinde yerleştikleri yörelerden ne daha öteye gidecek bir başka yurtları var ne de olanakları!
İnsanlar devletin kendilerine verdikleri tapularına karşın, şimdi benimdir dedikleri mülklerini terk etmek olasılığı ile karşı karşıya!
HAYIR EFENDİM YALAN! O zaman: Neden Sn. Akıncı Türk halkının büyük parasal bedeller ödemeye hazır olması çağrılarında bulunuyor!
Neden Rum’un eski Dışişleri Bakanı şimdilerde Mülkiyet Komitesi’nin başkanı durumundaki Markulli sorunun bir yıldan bu yana tartışıldığını, neredeyse çözüldüğünü açıklıyor!
Neden insanların beyinlerini blenderde öğütürcesine çeviriyor, “hazır olun yeni Kıbrıs”a müjdelerinde verilecek ödünlerden söz ediliyor?
Neden Maronitler bile kırk yıldır kendilerine hayat hakkı tanıyan yörelerinde başkaldırıp “Rum’a bağlanacağız, özerk olacağız” diye bağırıyorlar!
Neden insanların kafası gerçekten karışık?
YANLIŞ BAŞLADIK: Ve kötü devam ediyoruz! Aslında “felaket tellalı” olmak istemezdik! Fakat kırk yıl bu ülkede “ben devletim” diyen gelip giden siyasi iktidarların halka vaat ettikleri gelecek bu gelecek değildi!
Olsaydı eğer, yurttaşına tapu vermezdi! Verdiği tapulara devlet olarak güvencesini kazımazdı! Seçim meydanlarında nutuk atarken aydınlık yarınlar vaadinde bulunmaz, bugünlerin haberini verirdi! “Malımdır” dediğiniz sizin değil, gerçek sahipleri olan Rum’undur derdi! Halkını oy için aldatmazdı!
ANNAN PLANI İSPATIDIR. Çünkü insanlar “evet” demek için aldatıldıydılar! Sahne yine açıldı. Senaryo yine ayni! Ve halk bir kez daha aldatılmaya “müsait” hale getirilmek için motive edilmek isteniyor! Oysa halk çok tedirgin, geleceğinden korkuyor!
SÜTEK sorunu: (Üreticiler kooperatifleşip kendilerinin efendileri olmalıdırlar)
Bir süredir SÜTEK’le yani “Süt Endüstrisi Kurumu” ile süt üreticileri arasında sürgit anlaşmazlık yaşanıyordu. Biliniyor: “SÜTEK de gelip giden iktidarların ellerinde tutup zamana zemine göre kullanıp oynadıkları bir “kurum!” Ve diğer kurumlar gibi SÜTEK de şaibeli!
Yine biliniyor. Tarım kesiminden 10’nu aşkın üretici ve sektör birleşerek Süt-İş’i devralmışlar “Koop-Süt”ü oluşturmuşlar. Kooperatifçiğin göçüp gittiği memlekette büyük başarı… Nitekim bu ülkede iki kişinin bir yere gelip ortalık kurması mucize olurken bu Koop. Kuruluşu tıkır tıkır işlemektedir. Üstelik harika süt ve hellim ürünleri de imal etmektedir… Ne var ki bu Koop-Süt’e de diğer süt ürünleri imalatçılarına da ham sütü, üreticilerinden alıp satan tek bir müessese vardır o da devletin SÜTEK’tir.
“YETER” DİYEN SES! Dün Havadis’te haberi vardı. “Ben KKTC’nin hatta Kıbrıs’ın en büyük ve modern süt üreticilerinden biriyim” diyen, aslında zaman zaman kendine özgü dobracı çıkışları ile tanınan Ahmet Yeşilada. Yine meydan okurcasına, “SÜTEK devreden çıksın ben sütümü kendim satarım” açıklamasını yaptı. Haberi okudukta anladık ki SÜTEK, süt üreticilerinin sütünü Rum tarafı ile kıyas edilemeyecek, insafa sığmayacak ucuzlukla satın alıyor. “Oysa diyor Yeşilada, bıraksınlar ben satayım. Alıcılarım var hatta Rum tarafından bile… “
Tutun ki Yeşilada’nın bu başkaldırısı özel sektöre mensup bir “üreticinin” bir “iş insanının” haklı şikâyetidir. Emek parasal karşılığını görürse yüce değer olur! Hamaset dolu “emek, ter” lafları ekonomik değil, üreticiyi kandırmaca aldatmacadır…
ANCAK: Ahmet Yeşilada tabii ki bu alanda çok iddialı bir kişi. Sadece hayvan besiciliği, süt üreticiliği değil, patates üreticiliği alanında da söz sahibi üstelik başı çekeni… Ancak şikayetleri de haklılığı da önerileri de “ben” üzerine kurulu! “En büyük bensem bırak büyük oynayayım diyor!” “Kendi sütümü kendim satayım!”
YANİ: Tekel olayım! Fiyatlarla oynayayım! Üretimi kısayım darlık yaratayım! Üretimi artırayım öteki üreticileri zarara uğratayım!..
Yeşilada şunu söyleyemiyor ama: “Ey devlet çek elini yakamızdan, bırak biz süt üreticileri kendi kooperatifimizle kendimizi idame ettirelim…”
Oysa tam zamanıdır. Çünkü her hal’u kârda hellim tescil edilmiş bir yıl sonra ihracatına başlanacak. Artık pazarlamada kalite, fiyat, ambalaj gibi sorunlar yaratmaya tahammülümüz yok, göçer gideriz. Önleyici tedbir “düzgün çalışan sistemse,” “Kooperatifleşmek” o sistemin adıdır…
Kısaca takıldığım: (Kriterler aynı ama uygulamalar ayrı!)
Hatırlarsınız. Vakta ki Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Başbakan Yorgancıoğlu bir köprüde buluşup da “benim adayım Pervin Gürler’dir, benim de Şenay Kebapçı’dır” diyerek karşı karşıya geldilerdi; memleket, sonrasında seyreyleyeceği yeni bir pembe diziye kavuşmanın heyecanını yaşadıydı! Sağ olsunlar onlar da halkın bu heyecanını canlı tutmak için ellerinden geleni yapmışlardı! Fakat sonuçta memleketin Polisini “genel müdürsüz” bırakırlarken “vekâlet”e fit gitmişlerdi!
Yeni hükümet göreve başladı ve hakkının yenmişliği ile emekliye ayrılan Pervin Gürler’siz polis camiasından yeni Polis Genel Müdürü ataması yaptı! Ooo! Bu Şenay Kebapçı değildi! Ya kimdi? “Kıdemi gereği” denilerek onaylanan Manavoğlu! Ki Pervin Gürler o kıdemine rağmen dışlandıydı! Anladınız mı memleketi yönetenlerin kriterlerini!
DAÜ’DE OSAM OLAYI: Yeni Hükümetle birlikte Vakıf Yönetim Kurulu görevden alındı. Fakat Rektör Abdullah Öztoprak (Senato’nun seçmesine karşın) Serdar Denktaş tarafından aforoz edildiği için dışlanınca yerine mal bulmuş mağribi gibi Osam oturdu. Seçimsiz sepetsiz!
Şimdi VYK’lu yok! Ama Ösam yerli yerinde! Ne var bu makamlarda anlayamadım! Bir oturan sakız gibi yapışıp kalıyor, kazısanız da çıkmıyor!
































