Dün “çözüm olsa ne kadar özgür ve egemen olacağımızı” sordumdu? Cevap veren olmadı. Fakat ben dünkü “olumsuz” değerlendirmelerime karşın “çözümün” bizi olumlu yönde nasıl değiştireceğinin cevaplarını da biliyordum: Nitekim yazmış olsaydım, “Mesela” diyecek ve şunları yazacaktım. : Evvel emirde ve en önemlisi AB’li olacaktık… Ve tabii AB müktesebatı ile sarmalanacağımızdan “gevezelik” yapma dönemlerimiz bitecek, “kamu görevinden seçme seçilmeye, kişi hak özgürlüklerinden demokratik ilkelere kadar “uymamız” gereken müeyyidelerin toplumu olmak zorunda kalacaktık.
Tabi ambargolar kalkacağından ve dış dünyaya açılacağımızdan sosyo-ekonomik sistemi yeniden saptamak durumunda kalacaktık. Büyük olasılıkla “rekabetçi” ve “liberal ekonomi” tercihlerinde kendimizi yeniden yapılandıracaktık.
Bu nedenle Devletin kamburunda “avantacı beslemeler” durumuna gelmiş sektörleri silkeleyecektik. Devlet bakkalcılık, elektrikçilik, tüccarlık, telefonculuk yapmaktan vazgeçecek, asli işlevine dönecekti!
Yani Yasama, Yürütme, Yargı erkinde Anayasal ve tabi AB’nin 1’incil Hukuku ile uyumlu yasaları çıkartacak, kısa ve uzun vadeli kalkınma planları yapacak, kısaca yönetirken yönlendirecekti.
Hem Federal Devlete hem de AB’ye karşı sorumlu olacağımızdan kafamızın estiğini, aklımızın kestiğini değil, hem altında imzamızın olduğu müktesebata hem de hukukun üstünlüğü temelinde yasalara bağlı kalacak her zaman hesap verebilirlik yükümlülüğü altına girecektik.
Hukukun üstünlüğü en büyük amir hüküm olacağından ne yolsuzluklar olacaktı ne de rüşvetlerle popülizm!
Üretimimiz AB standartlarında olacaktı. İhracatımız her zaman denetime açık! Belediyeleri bünyemize uygun hale getirecek, borçlanmadan memlekete nasıl hizmet vereceklerinin sistemini bulacaktık.
Büyük olasılıkla yollardan sahillere kadar ne ayçiçeği kabuklarını ne boş bira şişeleri ile vesaireyi atmayacak, utanıp sıkılacaktık.
Çevreyi kirletmeyecek, dağları oymayacak, ağaçları doğramayacaktık! Trafiği yeniden düzenleyecek, kazaları önlemek için tedbirler alacaktık.
ŞİMDİ DÜŞÜNÜN BAKALIM: Yukarıda “cekli caklı” yazdıklarımın gerçekleşmesi için ille de çözüm olması mı gerekiyor? İlle de adam olmak için AB üyesi mi olmalıyız? Meclis’ten güven oyu alacağına inandığım “Hükümet Programını” okurken düşündüm bunları. Beğenmediğim maddeleri de olsa genele baktım. Belki ideal değil ama emek verilmiş. Üstelik CTP-UBP Hükümeti Programındaki “icraat ve reformlarının” uygulanmasını da “aylık süreçlere” bağlamış. Bu bir iddia olmalıdır. Göreceğiz!
**********
İcraatlarına başlamadan: (Yeni hükümetin programına baktık)
Geçmiş Hükümetlerden kalan yığınla sorun olsa da bir yandan çözüm olasılığı, öte yandan AB’ye üyelik süreci beride ise “yeni düzenlere” yelken açma arifesindeyiz. Nitekim Hükümet Programının hemen “önsözü” olacak “girişinde, “1975’den bu yana en geniş Parlamento desteğine sahip Koalisyon Hükümeti” vurgusu yapıldıktan sonra “köklü reformlar” müjdesi veriliyor!
Programın ilk Başlığı ise şöyle: “Hükümetimiz, demokrasi, hukuk düzeni, sivilleşme ve Genel İdari Yapı” bağlamında aşağıdaki ilkelere bağlı olarak belirlenen hedefleri hayata geçirecektir. Buna göre: Demokrasi ve yeniden yapılanma 2 yıl içinde tamamlanacak.
Seçim ve halk oylaması yasası 9 ay içerisinde değiştirilecek, tek seçim bölgesi olacak.
Sayıştay ve Ombudsman Yasası güçlendirilerek bir yıl içinde yasalaşacak.
Uluslar arası yasalar ve sözleşmelerle sendikalaşma desteklenecek.
Mahkemelerin personeli artırılacak, İş, Çocuk ve Ticaret Mahkemeleri bir yıl içinde kurulacak.
Kamu Yönetimi (yeniden) yaratılacak. Bir yıl içinde tüm Kamu görevlileri “İyi İdare Yasası” konusunda eğitilecek.
“E-Devlet” Başbakana bağlı olarak hayata geçirilecek.
Yolsuzluklarla mücadele Başsavcılığa ve Polise aktarılacak…
VE KAMU YÖNETİMİ: (Sorunu biraz açalım.) Bu giriş faslının en zor maddesi “Kamu Yönetimi” olmalıdır. Nitekim Programda “yaratılacak” ifadesi kullanılırken yeniden ve köklü biçimde yapılandırılacağı imasında bulunuldu.
Yıllardır halkın şikâyetlerinde büyürken serzeniş ve töhmetten hiç kurtulamadı! İlk defa “Hantal Merkeziyetçi Bürokratik Sistem” deyip yazmaya başladığım yıllar 1974 öncesiydi. Ogün bugün de yazıyorum ki “bitiremediğime” göre demek ki Kamu Görevi cephesinin çarpıklığı ile hantallığı bitmemiş!
Oysa ne bilirdik biz? Hükümetler gelir gider, devirler değişir, darlıklar bolluklar olur… Fakat bürokrasi ve Kamu Görevleri ile görevlileri halka hizmet verirken hep ayni istikrar ve bilinçle hareket ederler. Ki devletin çarklarını Kamu Görevlileri çalıştırır. Hükümetler olsa da olmasa da! Nitekim öyle dönemleri de yaşadıktı ama “İngiliz’den kalma memurlarla!”
Bugün de halkın aradığı “bu memurdur!” Devlet dairelerinde doğum kâğıdı çıkartmaya giden yurttaştan kimliğini isteyen değil, kütüğüne bakan! Tapu Dairesinde okuduğunu anlamayan, yurttaşı canından bezdiren memur değil, yurttaşın işini kendi tapulu malı için yapar gibi yapan! İki karış sakal, gülmeyen suratla yüzüne bakmadan “nesten” diyen memur değil! Tabi yeni Hükümetle Kamu’da ne olacağını da göreceğiz. ********** Kısaca takıldığım (Kıb-Tek’in marifeti)
Kıb-Tek yurttaşın ciğerini sökerdi… Hükümeti halkı tehdit eder “elektrikleri keseriz ha” derdi! İkide birde zam yapar en pahalı elektrik rekoru kırardı… Falan…
Fakat Kıb-Tek’in halk ile alay etmeye başladığı yeni bir olaydır! Her halde Kıb-Tek artık kendini çağ atladığına inandırmış olacak, milletin cep telefonlarına mesaj yollayarak ve bir yandan da Temmuz ayının sonuna kadar “bu görevinizi yapmalısınız ha” tehdidi savurarak şu memleketin başına dert olan “akıllı sayaçlar” için “aidiyet, kimlik, sayaç numaralarının” falan aralıklı şekilde yazılarak falan numaralı telefona “e posta” ile gönderilmesini emir buyuruyor!
Yaşlı Mustafa amca da soruyor: “Nedir ya oğlum bu iş, bana da annadın?” “Nesini annadayım amca! Biz bile ağnamadık ki! Ha ağnadık! Bu memlekette kim halk için iş yaparsa önce anasını ağlatır…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























