Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özür dilesinler: (1974’teki kıyımları için, toplu mezarları için, barış ve çözüm için!)

Kıbrıs’ta her zaman bir “saldıran” vardı Rum, bir de kendini saldırılardan korumaya çalışan vardı, Türk… Yakın tarihten söz ediyoruz. Ki o “saldıranı” da görüp tanıdıktı, kendimizi nasıl koruduğumuzu da yaşadıktı. Şimdi bize “geçmişi unutmamızı” tavsiye ediyorlar. “Barışçı çözüm ancak böyle sağlanır” diyorlar. “Bir zamanların faşistleri nedeniyle çözüm feda edilemez” diyorlar! “İnsanlık bu tip saldırılar, faşizmlerle tarih yazdı” diyorlar! Hadi “affet ama unutma” diyorlar!

TAMAM: Tüm bu telkin ve görüşlere katılırım. Pekala Rum tarafı da katılıyor mu? Bu sorunun cevabını vermeden önce 1995’te Mladic’in komutasındaki Sırp askerlerinin Srebrecina’ya girerek 8 binden fazla Müslüman “Boşnak”ı kıyımdan geçirip topluca mezarlara gömdüklerini hatırlatmak isterim. Hem de BM’nin gözü ününde! Aynen Ruanda’da da olduğu gibi! Aynen IŞİD’in Yezidilere yaptığı gibi ve aynen 1974’te Kıbrıs’ta Rum milislerin Türk ahaliyi kurşunlayıp toplu mezarlara gömdüğü gibi!
KIRK BİR YIL OLDU: Üzeri kapatıldığı için altı irin bağlamış yarayı kimse deşmedi! Hesabını sormadı, yargılamadı! Ve Kimse Taşkent, Muratağa, Atlılar, Sandallar katliamlarını, “ola ki çözüme engel olur” tutumunda hatırlayıp gündeme getirmedi! Tam aksine ve her zaman yazdığımız gibi Rum halkı Türkiye tarafından toprakları işgal edilmiş göçe zorlanmış “mazlum” Türk halkı da “gasp edici ve kıyıcı” olarak tescil edildi! Müzakereleri de bu iki unsur üzerine oturttular ki “işgalci ve gasbedici Türk halkı, mazlum Rum halkının hakkını versin!”
Geçtiğimiz 11 Temmuz’da Saraybosna’nın hemen yakınındaki Srebrenica’de Sırp katliamının 20. yılı törenleri vardı. İnsanlar bir daha ağladılar. Ki artık toplu mezarlardan kemikler çıkartılıyor, kimlik tespitleri yapılıyor. Ya Kıbrıs’ta? Rum da Türk halkını kıyıp doğradığını, toplu mezarlara koyduğunu kabul ediyor mu? Ki yıllar önce 8 bin Boşnak’ın soykırıma uğraması karşısında, “öldürülen her bir Sırp için biz de yüz Boşnak öldüreceğiz” diyen bugünün Başbakanı Vuçiç de tepkilere karşın bu törene katıldıydı!
ÖZÜR DİLESİNLER: Önümüzde 20 Temmuz 1974 yıl dönümü kutlamaları vardır. Atlılar, Muratağa toplu mezarlarında da törenler yapılacaktır. Anastasiadis bu törene katılır mı? Katılıp Türk halkından özür diler mi? İşte gerçek barış o zaman kurulur…

**********

Koalisyonun felsefesi: (UBP ile CTP bu felsefeyi yapabilmelidir)

Yani hükümeti kurma çalışmaları “oldu da bitti maşallah” derken UBP’den işitilen “hayır olmadı” sesleri ile duraksadı. (Bu yazımızı gelişmelerin sonucunu alamadan yazdığımız için genelleme yapacağız.)
Seslerden birisi “Zorlu Töre” diğeri de “Ersin Tatar”dı. Zorlu Töre CTP’yi UBP’den ulusalcılık feyzi almaya davet ediyordu, Ersin Tatar da CTP Genel Sekreteri’nin UBP’yi aşağılamaya çalıştığını söylüyordu… Tabii Tatar’ın, “CTP’nin kazık atarak altı boş bakanlıkları UBP’ye yamaladığını iddia etmesine” katıldığımı yazmalıyım. Bakanlıklar dengesiz dağıtıldı.
Fakat tartışmalar bu kadar sıradan mı? Herkeslerin çoğunluğunca UBP-CTP koalisyon hükümeti kurulması beklentisinde olduğu bir sırada UBP’den kaynaklı itirazlar (eğer uzlaşıya varılamadıysa) hayal kırıklığı yaratmadı mı?
KOALİSYONLARA ALIŞAMADIK: Önce zaten “devlet olmaya” da alışamadık demiş olsak lök gibi yerli yerine oturacak, kaldı ki “devleti koalisyon hükümetleri” ile yönetecek bir siyasi kültürün becerisine sahip olalım.
OYSA: Öteden beri iddia ederim: “Koalisyon hükümeti” tek parti iktidarından daha başarılı olabilir çünkü iki partiden oluşan hükümet üyeleri ile milletvekilleri “muhalif ve muvafık” unsurlar olarak birbirlerini denetlerlerken hem partizanlık yapamazlar hem popülizmi öne çıkaramazlar! Ha eğer meşrepleri uyar da “yok birbirimizden farkımız” derler ve hep birlikte “hamahuma” yaparlarsa, “ortaklık” ayrı bir dava konusu olur ki bizim aklımız da ona ermez! Bu bir.
İkincisi şudur: Koalisyon hükümetlerini oluşturan siyasi partiler “sol”ları ile “sağ”larını ispat etmek için kurulmazlar. Sol olmadan “sağ”ın, sağ olmadan “sol”un fonksiyonsuz kalacağı bilincinde hükümet olurlar.
Bu da yetmez ama: “Sol”un ve “sağ”ın ne olduğuna cevap vermeden “koalisyon hükümeti” kurmak yanlıştır çünkü her ikisi de sosyoekonomik aklı yemek ister. Mesela artık devleti Yasama ve Yürütme görevine çekmek gerekirken kalkar da sol literatürün “halk, emekçi” kelimelerinde “özelleştirmelere” karşı tavır konursa… Yahut sağ literatürünün ahkâmlarında “sermayeden yana” çıkılacak derken işçiyi köleleştirecek düzenler yaratılmak istenirse; “koalisyon hükümeti” akıl tutulmasına uğrar!
CTP VE UBP BUNLARI UNUTMALIDIRLAR. Eğer hükümeti kurarlarsa kamuda partizanca istihdamları… Zararları azdıran kamu sektörlerini devletin kamburunda tutmaya devam etmeyi…
Direkt vergi yerine dolaylı vergi almayı…
Köylüyü çiftçiyi kooperatifçiliğe özendirmek yerine devletin bu sektörlere sürekli sponsorluk yapmasını…
Devlete hayat verecek yasalar yerine kişileri ve kesimlerin çıkarlarını gözetecek yasalar yapmayı… Unutmalıdır!
Ve koalisyon hükümeti hiç unutmamalıdır: “Bir ülkede namus erbabı en az namussuzlar kadar cesur değillerse ciddi iş yapmak mümkün değildir.” Koalisyon hükümeti memleketin en “namuslu iktidar erki” olmalı ki “cemaat da imama uydukta ak pak olsun!”

**********

Kısaca takıldığım: (Hiç bitmeyen su sorunu!)

Mağusa’ya bir hafta sonra nihayet su akmaya başladı. Sakın “suya kavuştuk” diye “şükür” demeyin! Bir hafta sonra şu veya bu nedenle yine kesilir. Zaten “olayın vahameti de budur! Çünkü ne devletin Su İşleri Müdürlüğü ne de ilgili belediyeler yıllardır Güzelyurt’tan kazasız belasız ve kesintisiz suyu Mağusa’ya akıtmayı başaramadılar!
Son olay “Güzelyurt’tan Lefkoşa ve Mağusa’ya kadar uzanan borunun bir yerlerde patlamasıymış! Kaçıncı? Asıl sorun şudur ama: Bir boruyu bir haftada tamir edip devreye sokamayan “Su işleri” ile “her zaman çaresizliği oynayan Belediyeler Birliği ve tabii Mağusa Belediyesi TC’den akacak suyun yönetimine taliptirler! Felaketi gözünüzün önüne getirin! Bir patlak boruyu bir haftada tamir edemeyip su akıtamayanlar, Türkiye’den borularla akacak suyu yönetecekler! Yandık ki ne yanma! Allah Kıbrıs Türkü’nü acısın!