Rum tarafının mülkiyet sorununda çözüm için HUKUK YOLUNA yönelmesi, bizim tutarsız ve ileriyi görememe politikalarımızdan kaynaklanmaktadır.
Bir sorunu çözmek için, o sorunu çeşitli yönleriyle analiz ermek gerekmektedir.
Bu yetmez. Bulduğunuz çözüm yollarını siyasilerin de anlayabilmesi ve günü kurtarmaya yönelik değil, ileriyi hesaplama yeteneklerinin olmasıdır.
2003 te kapıların açılmasıyla birlikte biz DİLLİRGALILAR, Kıbrıs’ta evlerini Rum saldırılarından ilk kaybedenler olarak, bir şeyler yapılması gerektiğini düşündük.
Kıbrıs sorununun 20 Temmuz 1974’tte değil, ÇOK DAHA ÖNCELERİ başladığını herkese anlatmak gerektiğini düşünerek, Dillirgalılar Dayanışma Derneği’ni kurduk.
Dernek üyeleri ilk iş olarak, 1964 Ağustos ayında evlerimizden kovulduğumuzu, kapılar açıldığına göre, İŞGAL EDİLEN KÖYLERİMİZİN rehabilite edilerek bize verilmesini Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığından talep ettik.
İçişleri Bakanı AKEL ‘den Andreas Hristu, bir hafta sonra bize, isteğimizin bu şartlarda yapılmasının mümkün olmadığını, bu sorunun KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜYLE BİRLİKTE ele alınacağını söyledi.
Verieln cevabı beğenmediğimiz için, Hristofyas’la hemen ardından yaptığım görüşmede, İÇİŞLERİ BAKANI’nın bu kararının yanlış olduğunu, kişisel haklarımızın verilmesi gerektiğini SÖYLEDİM..
Verdiği cevap ise enteresandı.
“Erdoğan siz Kıbrıslılar evlerinize dönerse, şimdi kullandığınız topraklara Türkiye’den gelenler oturacak. Bu da çözümü daha da zorlaştıracak”
Ben de bu tutumun çözüm istememekle eşdeğer olduğunu, beni ZAHARİYASIN TOPRAĞINI BEKLEMEKLE cezalandırmak olduğunu söyleyince güldü.
Mülkiyet meselesinde geçmişte hukuksal yollara baş vurduğumuzda, o dönemin TC BÜYÜKELÇİSİ Aydan Karahan’ın bu politikayı desteklediğini ve bu mücadelemize devam etmemiz gerektiğini SÖYLEDİĞİNİ ilk defa bu yazımda açıklıyorum.
Bizler sadece bununla yetinmedik. Dillirga Bölgesinde KATO PİRGOS köyünün hemen dışında sahte belgelerle yağmalanan Kıbrıs Türklerinin mallarını hukuksal yolla savunarak, BAF MAHKEMELERİNE 13 KEZ GİTTİK.
Sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemeleri, yağmalanan malların, TÜRK MALLARI olduğunu kabul ederek,yağmacı Rumları hapisle cezalandırdı. Ancak mahkeme, bu malların çözümle birlikte yasal sahiplerine verilebileceği kararını da açıkladı.
Bizim mülkiyetle ilgili hamlelerimizi o dönemde TC Büyükelçisi Aydan Karahan, Mehmet Ali Talat aktif olarak destekledi. Kudret Özersay da Mehmet Ali Talat’ın danışmanı olarak bize hukuki destek verdi.
Ancak bizim bu mücadelemizin içeriğini kavrayamayanlar, bizi Rumcu ilan ettiler.
Gerekçeleri ise, kendi mallarımızı talep etmemiz durumunda, kendilerine yasal olmayan yollardan verilen malları kaybetme olasılığıydı.
Kısaca: Hukuki yolları kullanmaya çalışanlar, ganimetten pay alanlar tarafından gerek basında, gerekse köylerde, dönem dönem fiziki saldırılar da kullanılarak susturulmaya çalışıldı.
Biz doğru gördüğümüz politikaları her koşulda savunmaya devam ettik. Tarih ganimet peşinde koşanların değil, bizim doğruyu yaptığımızı şimdi herkesin önüne koydu.
Kıbrıs’ta artık ganimetle ele geçirilip yağmalanan mallarda ısrar ve çözümsüzlüğe oynamak, gerek Kıbrıs Türklerinin, gerekse Türkiye’nin çıkarlarına çok büyük zararlar verecektir.
Birkaç adamın yağmadan zenginleşmesi mi, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin önünün açılması mı?
İkinci yol, karşı taraf ile dişe diş bir mücadele ile gerçekleşebilir.
Bunun için de ULUSLAR ARASI HUKUK gereğince SİYASAL EŞİTLİĞİN SAĞLANACAĞI FEDERASYON tezine hemen dönüşü gerektirir.
































