Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler devam ederken: (Ve Rum devletinin AB’ye katılım anlaşmasında Kuzey’in tanımlanması…)

Şimdilik “müzakerecilerin” hangi telden çaldığını bilmiyoruz çünkü hâlâ masa etrafında dönüyorlar! 29 Haziran’a kadar bekleyeceğiz. Şimdi söylenen “iki liderin çözüme ulaşılması için güçlü irade ve bağlılığa sahip oldukları…”
Tabi yat kalk Allah yirmi dört saat “en kısa sürede çözüm isteriz” diyorlarsa, kimsenin karşılarına geçip nanik çekerek, “sizde o kabiliyet yoktur” demesini bekleyemezsiniz! Ya ne dersiniz? Amma da arzulu çözüm istiyorlar!”
Akıncı’nın açıklamasından anladığımızca “kapsamlı çözüm için masaya oturduklarında kendilerine yol haritası olacak belgeleri vardır.” Uzlaşılan, uzlaşılamayan, takılan konuların neler olduğunu da 29 Haziran’a kadar her zamanki gibi Rum basınından öğreniriz inşallah…
AKINCI’NIN VURGULADIĞI: Her vesile ile söyleyip açıkladığı için biz bu “iki devletin oluşturacağı federal yapı” ifadesini müzakerelerin şah damarı  olarak kabul ediyoruz. Eğer söz bir Allah birse ve de bu “karardan dönülmezse demek ki çözüm “Kuzey’deki kurucu Türk devleti ile Güney’deki Rum devleti arasında kurulacak bir federasyon olacaktır. Fakat İki devlete iki ayrı bölgeye dayanacağı için bu “yapı” daha çok “konfederasyon” kokulu olmaktadır. Bakalım gayri! Rum tüm adanın devletiyim derken nasıl attan inip eşeğe binecek, Türk de eşeğe bile sahip değilken nasıl ata binecek!
EİDE NE DEMEK İSTİYOR: Ben asıl Eide’nin açıklamalarından dolayı kuşku duyuyorum. Bir yandan “çözüme hazır olun bu iş bitti diyor, öte yandan “çözüm AB normlarına uyumlu olacak” diyor.
  ŞİMDİ KUDRET ÖZERSAY’A DÖNÜYORUM. Ve kuşkumu yazıyorum: Özersay’a göre KKTC’nin AB çerçevesinde hukuksal statüsü 16 Nisan 2003 de Atina’da imzalanan katılım anlaşması ile arkasına eklenen 10 numaralı ek protokolde vardır. Oysa Kıbrıs Rum Devleti “tam üyelik” başvurusundan itibaren Kuzey’i bypass ederek sürekli olarak “tüm Kıbrıs’ın üyeliğinden” söz etmiştir! Ve Katılım Anlaşmasını da “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı ile imzalanmıştır! Yani AB’ye katılan Rum devleti önceki zirve açıklamalarında yer alan KKTC topraklarının tanımını dışlamıştır! Oysa KKTC toprakları Kopenhag’da da coğrafi olarak “adanın Kuzey kesimi” biçiminde tanımlanmıştı.  Keza Atina’daki Katılım Anlaşması da “Kıbrıs Cumhuriyeti” hükümetinin etkin kontrol uygulamadığı KKTC bölgelerinden söz ederek bu “tanımı” perçinlemişti…”
Şimdi anladığım şudur: Güney AB’ye tescil edilmişliği ile tüm Kıbrıs’ın Devleti olarak  katılmış ve bugüne kadar öyle muamele görmüştür! (Bu konuya devam edeceğiz..)                   **********       Alınan kararlar: (Fiiliyatta anlamsızlaşıyorlar!-ve eğitimde sorunlara devam!)
Bakanlar Kurulu bir dizi “kararları” daha onayladı. Hepsi de önemli kararlar. Mesela Ülkesel Fiziki Plan… Kredi kartları ve Banka Kartları Yasası Tüzüğü… Elektrik Kurumunun doyamadığı borçlanmalarına ek 3.500.000 buçuk milyon TL’lik devlet kefaleti…
Kısaca hükümet hem de yeni hükümet kurulması çalışmaları sürerken kararlar üretebiliyor. Çarkların dönmesi güzel.
Dün de yazdık. Aslında bu kararlar hep üretildi. Fakat AB’nin ambargolarına nazire bu üretilen kararları felç ederek kendi “ilerleyişimize” biz ambargo koyduk! Mesela hatırlardadır: Tek Sosyal Güvenlik Sistemi için ne terler döküldüğü. Sonuçta adı “Göç Yasası” oldu! Hâlâ gündemde ve sürüncemede sorun olarak devam ediyor!
Rum’un malını yağmaladık Türk’ün malına “emirnameler” koyduk. Hâlâ devam!
Sağlık servislerinde arayışlar başladığında yıl 1980’lerdi. O da devam!
YA EĞİTİM. Bir ders yılı boyunca eylemlerden eylemlere koşarken eğitim sorunlarını Sht. Tuncer İlkokulu’na kilitleyen KTÖS nihayet ve nasılsa bu ülkede “gerçek eğitim sorunları” olduğuna da dikkat çekti.   Nitekim bir basın toplantısı ile sorunları ortaya koyarken sadece İlköğretimde 142 öğretmene ihtiyaç olduğunu, bir cami yapımı için harcanan paranın 62 okulun tamiratından daha fazla olduğunu, Kolej Sınavları’nın sorun olmaya devam ettiğini açıklaması bizim için sürpriz olmadı. Çünkü eğitim sorunları, bütçeden en büyük payı almasına karşın yıllardır aynı minval üzere devam ediyor ve sorunlar bitip dinmiyor!
Bu gerçek de gösteriyor ki asıl sorun “oturmamış sistem” ise diğeri de “kurumsal bozukluktur!” Ki bu ülkede zaten hiçbir “kurum” sağlıklı çalışmamaktadır çünkü “ruhları” yoktur!
Elbette çalışanları, didinenleri, yaratmak için uğraşanları tenzih ederim. Fakat bu tenzih daha okulun açıldığı gün tatillerin hesabını yapan öğretmenler gerçeği ile okula laf ola beri gele gönderilen öğrenciler furyasının yarattığı eğitim öğrenim sorunlarının görmezden gelinmesini engelleyemez…
Ebeveynlerin büyük oranda okulla ilişkilerinin kopuk olmasından doğan sorunları da engelleyemez.
Liseyi bitiren öğrencinin 7 kere 9’un kaç ettiğini bilmemesi gibi vahim bir öğrenim kısırlığı olayını da kamufle etmez!
BAKIN YOLLARDAKİ SÜRÜCÜLERE: Ve bir de çevreye! İşte memleketin iki büyük aynasıdır bunlar. Birileri canlar almakta, diğeri memleketin içine etmektedir! Hem de artık üniversite mezunu olmayanın kalmadığı bu KKTC’de!             **********
Kısaca takıldığım: (Nedir bu kadınlara kota olayı?)

Son zamanlarda siyasi arenada kadınlara kota ayırdılar. Mesela CTP Kurultayında bu kota yüzünden Parti Meclisi’ne seçilen erkek adaylar “kadın kotası” yüzünden seçim kaybettiler.
Oysa ne olmalıdır? Bu ülkede erkek nüfus kadar kadın nüfus da vardır. Kendilerine “kota” arayışlarında bulunamayacak kadar tahsillidirler. Kamuda özel sektörde erkek çalışanlara yakın çalışanları vardır. Özgür ve kendi yaşam iradelerine sahiptirler. O kadar ki her yıl evlenenleri kadar ayrılanları vardır. Çünkü artık kadınlar özgürlüklerini evlilik müessesi ile kilitlemek istememektedirler! Ayakları üzerinde duran zümredir kadın.
Siz kadına kota ayırmakla onu bir kez daha erkeğin himmet ve insafına sokuyorsunuz! Ve kadını asıl bu şekilde horluyorsunuz! Siz kadınlara gelince. Silkinin ve ensenizden poza pişiren erkek milletine en az onlar kadar “siyaseti yapabilir olduğunuzu gösterin…”