Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’nin kırmızı çizgileri: (Kıbrıs siyasi inisiyatifi Erdoğan’ın elinde mi?)

Hep söylüyorum: “Bu müzakereler çok şenlikli olacak!” Hazırlıkları başladı bile! Nitekim bugüne kadar “bam teline” vuran Anastasiadis yavaştan cırlamaya başladı! Çünkü karşısında “ben kül yutmam” diyen Erdoğan var! Herhalde dikkatinizi çekmiştir. Daha müzakereler başlamadan Erdoğan inisiyatifi eline aldıydı. Peşi peşine açıklamaları ile hem Anastasiadis’in manevra alanını daraltıyor hem de hani kimseye şaşı demeden o kendine özgü üslubu ile dobra dobra söylediğini söylüyor…

Hatırlardadır. Bir süre önce Türkiye’nin ve KKTC’nin Kıbrıs’taki enerji kaynaklarından taviz vermelerinin söz konusu olmadığını söylemiş, gaz nakli konusunda Türkiye’nin kilit ülke olduğunu açıklamıştı. Anastasiadis bu açıklamaya henüz cevap verme fırsatını bulamadan bu kez Erdoğan ikinci bombasını patlattı! Zannedersem Anastasiadis şaşırmış olacaktır çünkü son zamanlarda “Güney’e sığamadıklarını, bu kadar küçük bir toprak parçasına sıkışmaya layık olmadıklarını” söyleyip daha şimdiden Kuzey’den isteyeceklerinin zeminini hazırlıyordu, Erdoğan’ın fena halde keyfini kaçırdı!
İKİ KURUCU DEVLETE DAYALI ÇÖZÜM: Erdoğan geçtiğimiz gün NTV televizyonunda Kıbrıs konusundaki sorulara şu cevapları veriyordu:
Soru: Kıbrıs’ta müzakereler öncesinde ılımlı bir hava esiyor. Bu kez müzakereler ilerleyebilir mi?
Erdoğan: Mustafa Bey’in (Akıncı) Türkiye’yi ziyaretinde bunları konuştuk. Malum 11 Şubat olayı vardır bizim. 12 maddelik bir olay. 12 maddeye o zaman Anastasiadis olumlu bakmış evet demişti. Fakat sonra bundan geri adım attılar. BM de o sürece olumlu bakıyor. Şu anda Sn. Akıncı ile Anastasiadis arasında olay bir peşrev olabilir… İki kurucu devlet esaslı bir yapıyla burada böyle bir adım atılabilir… Ama şunu net söylemek zorundayım: Biz hiçbir zaman garantör ülke olmaktan doğan haklarımızı bırakmayız…
Soru: Garantör devleti bir yana koyup AB’yi garantör konumuna koyma havası esiyor gibi.
Erdoğan: Adil bir yaklaşım değil. Bunu kabul etmek kesinlikle mümkün değil. AB görevini yerine getirmedi ki. Zaten böyle bir hakkı yok. Burada üç ülkenin garantör olma hakkı var…
Erdoğan devamla AB’den şikâyet ediyor. Kıbrıs Türk halkına söz verdiği mali desteği yapmadığını, Güney’i AB’ye alırken “ne yapacaksınız” diye sorulduğunu AB çevrelerinin verdikleri cevabın ise “gereken neyse onu yapacağız” dediklerini, Rum tarafının Annan Planı’na hayır dediği halde yine üye yaptıklarını, buna karşılık Kuzey’i almadıklarını vurguluyor, ekliyordu: “Kuzey Kıbrıs’taki kardeşlerimizi soydaşlarımızı onlara yedirmeyiz…”
ŞİMDİLİK DURUM VAZİYETLER BÖYLE: Kısaca beğeniriz yahut beğenmeyiz! Şimdilik ortada görülen “restleşmelerdir.” Yani öyle bayram çocukları gibi “hemen çözüm, yarın çözüm, bu yıl çözüm” havalarında balonlar uçurtmakla bu çözüm olmaz. Toparlarsak: Bir: Türkiye iki kurucu devlete dayalı çözüm istemektedir. İki: Garantörlük hakkından vazgeçmek niyetinde değildir. Üç: Çıkacak gazın kesinlikle TC üzerinden sevk edilmesini istemektedir. Dört: AB’nin Kıbrıs’ın garantörü olmasını kabul etmemektedir… İşte size Türkiye’nin “kırmızı çizgileri.” Şimdi top Anastasiadis’tedir, bakalım nasıl şut atacak!

**********      
Tabandan tavana uzanan “aş iş sorunu”: (Hem hükümetleri hem devleti olumsuz etkiliyor!)

Geçen gün biraz da içim sızlayarak CTP-DP hükümetinin beklentilere cevap veremediğini, başarısız olduğunu yazdıydım. “İçim sızlayarak” dediydim çünkü geneldeki “başarısızlığa” karşın “bakanlar kadrosunun” nasıl bir şeyler üretmek için çalıştıklarını, akıllarına takılıp kalmış “reformları” gerçekleştirmek için nasıl olanaklar aradıklarını hem medyadan izleyebiliyordum hem de yorumlayabiliyordum. İnsan devletinin başarılı olmasını istemez mi? Nitekim ne zaman olumlu bir icraata ellesem sevincimi köşemden ifade ettimdi.
ÇABALARA KARŞIN HÜKÜMET NEDEN BAŞARISIZ OLDU? Söylenen bazı gerçekleri unutmuyorum. Mesela yıllar önce CTP’nin üst kademelerinde çalışmış bir arkadaş şöyle dediydi: “Bir aileden iki kişiyi devlette istihdam ettik, üçüncüyü almadık diye küstü, sırt çevirirdi!”
Kaldı ki Yorgancıoğlu’nun ortağı DP’li Serdar Denktaş’tı ve memleketin en büyük meselesi olan “aş, iş bekleyenlerle” istihdamları paylaşacaklardı! Ki on kişiyi atasanız dışta kaldıkları için yüz kişinin hışmına uğrarsınız!
Doğruya doğru “aş iş” bekleyenlerin sorunları sadece siyasi iktidar partilerini değil, Devleti de çok yıprattı! Eğer bugün sendikalar ayaktaysa, mesleki kesimler huzursuzsa bir nedeni de budur.
Çünkü: Bu nedenden dolayı partiler bünyelerindeki küskünlerle kırgınlar yanı sıra faaliyetlere bigane kalanlar; partilerine canı gönülden bağlı olanları çoktan aşıp çoğunluk haline gelmişlerdir! Yani siyasi partiler çoktan erozyona uğramışlardır! Abartmış da olsam UBP de bu nedenle darmaduman olmuştur CTP de!
Mesela 2014’ten beridir KTÖS’ün adına “Göç Yasası” dediği ve “eşit işe eşit maaş” sloganına sardığı olayın bir yansıması da “aş iş para” dengesizliğinden kaynaklı değil midir?
Mesela Başbakan’la Cumhurbaşkanı’nın inatlaşması nedeniyle Polis Genel Müdürü’nün vekalet olarak kalmasının bir nedeni de o “atama” çerçevesine sığdırılacak “makamla maaş” olayı değil midir?
Mesela: DAÜ Rektörlüğü’nün de vekâlet olarak sürdürülmesinde ayni “kuşku ve rekabet unsurları” söz konusu değil midir?
Mesela: Son günlerde bizzat Başbakan imzalı tasarruflarla ne kadarının yasal ne kadarının yasa dışı olduğu tartışmalı atama ve görevden el çektirmelerin kökünde “aş, iş, para” olan o büyük sorun değil midir? Ve hemen her kademedeki atananlarla atanamayanlar arasında gitgide bozulan dengelerden dolayı toplumda huzursuzluk yaşanmıyor mu?
HÜKÜMETLER ÇALIŞAMIYORLAR: Biz siyasi partilerdeki dalgalanmaları körün değneği gibi bellemişliğimizle “eskiler-yeniler çatışması” olarak anlatmaya çalışmaktayız ama gerçekten sorun sadece bu kadar mı? O “eskilerin” yerlerini inatla korumak istemelerine karşın alttan yukarılara doğru tırmanan genç jenerasyon tarafından sürekli itilip kakılmasını sadece “iktidar” hevesi ile hırsına mı yoracağız? Yoksa “Yukarılardaki ikbale mi?” Ne var o ikbalde? “Para da var, iş de var, imtiyazla itibar da var! E söyleyin bir insan hayatta başka ne ister ki? O zaman eskiler öylesi devlet olanaklarını saf saf tepip neden alttan gelen “gençlere” sunsunlar!
KISACA: Artık hükümetler sosyo ekonomik “yaşamı” düzenleyip sistem haline getirmekte büyük zorluklar yaşıyorlar. Felsefesi yapılmamış, sosyolojisi ile psikolojisine ellenmemiş KKTC’nin kıran kırana geçen insanlar arası ilişkileri daha çok baş ağrıtacaktır. Gerçekten büyük reformlara ihtiyacımız vardır…