Henüz müzakerelerin başlama tarihi saptanmadı. Büyük olasılıkla Eide’nin de adaya gelmesi beklenecek. Zaten Akıncı da yeni müzakereci olarak hazırlıklarını yapmak durumundadır, bir süreye ihtiyacı vardır.
FAKAT. Rum lider Anastasiadis sağrısına kırbaç yemiş koşu atı gibi depara kalktı! Önce Türk tarafından çok, Kıbrıs’la ilgili çevreleri memnun edecek “güven yaratıcı önlemlerini” açıkladı. Ardından Lefkoşa’da Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile Yunanistan Başbakanı Çipras’ın katıldığı bir üçlü toplantıda hem Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arayışları için Navtex çıkartılmasına hem de Afrodit’teki doğal gazın Mısır’a sevki ile ilgili bazı kararlar alındı…
MUZIRLIK MI? Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki MEB konusunda ne kadar hassas olduğu geçmişte yaşanan olaylarla ispatlıdır. Hatta müzakerelerin, “senin ne kadar araştırma hakkın varsa benim de KKTC adına o kadar araştırma yapma hakkım vardır” diyen TC’nin Barbaros sismik gemisi ile Doğu Akdeniz’e dalmasından koptuğu biliniyor! Müzakereler yeniden başlıyorsa Türkiye’nin hem bölgeden ayrılması hem de yeni Navtex çıkarmamasından dolayıdır. Ki buna Anastasiadis “şartlar yerine geldi müzakereler başlayabilir” jesti ile cevap verdiydi!
PEKALA: Tam müzakere hazırlıkları yapılır ve Anastasiadis Türkiye’nin “hassasiyetini” bilirken, Doğu Akdeniz’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi, Yunan Başbakanı Aleksiz Çipras ile Doğu Akdeniz’in üç ülke arasında paylaşılmasını ön gören ortak “Lefkoşa Deklarasyonunu” neden yayımlamak gereğini duydu? Akla gelen sorular şunlardır:
Bir: Müzakerelere başlarken adanın tek egemen devleti oluşunu böylesi dünyasal bir anlaşma ile ispat etmek için mi?
İki: Uluslar arası anlaşmalar yapma kabiliyetine sahip oluşunu TC’ye kabul ettirerek müzakere masasında elini güçlendirmek için mi?
Üç: Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinin önünü kesmek için mi?
Dört: Türkiye’yi tahrik ederek oluşacak olumsuz gelişmelerden politik kazanım elde etmek için mi?
Beş: Kısaca Anastasiadis’li Rum tarafına özgü yeni bir muzırlığın sahneye konacak senaryo hazırlığını yapmak için mi?
TATSIZ GELİŞME: Ne diyorduk? Kıbrıs ateş çemberi içindedir. Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de kendini bu ateş çemberinden kurtaran, barışı yaşayan tek ülkedir. Buna karşılık iki tane İŞİD militanı gelip bir bomba patlatsa bu adanın “barışı” da gider, huzuru da turizmi de!
Rum tarafı Kıbrıs adasından bölgeye nasıl bakıyor bilmiyoruz ama monarjik Mısır Yönetimi ve İsrail ile TC’nin inadına hayati anlaşmalar imzalıyor, Doğu Akdeniz’i akıl mantık dışı paylaşımla “işgaline” sokmaya çalışıyorsa; bu ada bir gün sayelerinde “Ortadoğu olur, ve tabi çok yazık olur!” **********
Kısaca takıldığım iki siyasi parti: (1) (CTP de artık kaşarlanmış partiler sınıfına irca etti!)
Şapkaya Sibel Siber’i koyup Mustafa Akıncı’yı çıkartan CTP ile onca lafazanlığına karşın Eroğlu’nu kırk yıllık siyasi hayatının en büyük yenilgisine mahkûm eden UBP şimdilerde “Kurultay hazırlıkları” yapmaya başladılar! Her iki Partiye de kendi gözlüğümüzle bakalım.
SİYASİ PARTİLER HANTALLAŞTI. Ben CTP’yi Naci Talat ile tanıdıydım. Talat benden beş yaş küçüktü ama politikacı kimliğiyle “büyüktü.” Zaman zaman kapıma dayanır, o tok sesi ile “sen hep politika dışında mı kalacaksın” diyerek kendine özgü hamaset kokulu tiratlarından birini savururdu. Her lafa cevabım vardı ama bu “politika dışılık” söz konusu olduğunda, sanki siyaset arenasına katılmamak Kıbrıs Türk halkına ihanetmiş gibi bir duyguya kapılır kem küm ederdim…
“O CTP NERDE?” Yukarıdakileri bu “lafı” söylemek için yazdımdı. CTP bir “devrim” bir “devinim” bir “koca heyecandı!” “Yok! Ben bıyıklarımı aşağıya sarkıtmış, komünizme ait risaleleri okuyor olmama karşın CTP’li değildim! Çünkü şimdilerde TC’de radikal İslamcıların yaptıkları gibi “Atatürk”e sadece Mustafa Kemal derler, Rusya’dan ötesi tüm dünya ülkelerine de Emperyalist kulpu takarlardı! Bu nedenle milliyetçi kesimle hiç barışık olmadılardı! Vatanını seven Kıbrıs Türk insanına Askerin, faşizmin tabaları olarak bakarlardı! Buna karşın başta rahmetlik Özker Özgür olmak üzere onca CTP’li arkadaşlarıma karşın ne istediklerini de hiç anlamadımdı! Fakat CTP bu adada Sol’un temsilcisi olmasını da bildi, inançları uğruna yüreklice mücadele etmesini de bildi… Bugün tartışılan dünün o CTP’si değildir ama! Ya nedir?
İKTİDAR OLUŞUN İKBALİNİ YALAYAN PARTİ: Vakta ki CTP 1994’lerde DP ile Koalisyon hükümetini oluşturduydu sihir bozulduydu. Anladılardı ki kendi “Sol dünyalarının” dışında nemalanacak “Sağ etiketli” olanaklar da vardır, ikbal da vardır! Ki o iktidarın nimetlerini yalayanlar bir daha iflah olmazlar! Nitekim o ikbali yaladığı içindir ki CTP’nin gele gele geldiği yere bakın:
Sibel Siber’i aday gösterdi, seçimden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Mustafa Akıncı’yı alkışlayıp koltukladı! Var mı dünyada benzeri böylesi herhangi bir siyasi parti? Bu nedenle diyorum, her halde CTP’nin bir değil, katmerli kurultaylara ihtiyacı vardır! Dövüşe tokuşa günah çıkartırken aklanıp paklanması için! **********
UBP cephesine gelince: (2)(Yerinden kıprdamayacak kadar yaşlı ve yorgun!) UBP’yi kuran Denktaş’ı değil, Devleti ilan eden Denktaş’ı tuttuydum! Büyük fark vardı! “Kıbrıs Türk halkını Devlet mertebesine yükselten bir liderdi Denktaş…” Fakat o “devleti” yaşatıp yüceltmesi gereken UBP idi! Başaramadı! Kurulduktan sonra sahip olduğu o “yürekli ve akıllı kadrosu” da kopup partiden ayrıldıktan sonra UBP “rast gele” bir parti haline geldi! Çünkü, Devleti yüceltmek yerine kendilerini yüceltmeye başladılardı! Çünkü, Demokratik hukuk devletini oluşturmak yerine popülizmi ikame ettiydi!
Çünkü doğru düzgün çalışacak “düzenler” için değil, partiye hizmet verecek kadrolar oluşturduydu!
Çünkü seçim kazanmaya harcadığı eforun tırnağı kadarını bile KKTC’nin kalkınmasına ayıramadıydı!
Çünkü insanları kucaklayamadı hep “benden yana onlardan yana” ayrımcılıklarında memleketi kamplara böldüydü!
Çünkü işe göre değil, insanlara göre işler uydurduydu!
Çünkü Atatürkçülükle Milliyetçiliği istismar ederek insanların duygularını sömürdüydü ama karşılığında tırnaklık hizmet vermediydi!
Çünkü tabanı yaşlandıydı. Son temsilcisi İrsen Küçük’tü, partisinin canına okumadan gitmedi!
EROĞLU’NA GELİNCE: Cumhurbaşkanı olduktan sonra yıllarca elinin altında tuttuğu UBP’nin “defteri kebirine” (Parti Meclisine) artık hakim değildi! Hantal UBP’nin Cumhurbaşkanı olarak dışında kalmak zorunluluğu hem partiyi hem de parti içinde kendi egemen gücünü çok zayıflattı! Bu Eroğlu’nun siyasi misyonunu tamamladığının habercisi idi. Yazık ki Eroğlu bu mesajı alamadı “bir devre” daha derken geçmişinin siyasi kariyerine layık olmayan bir yenilgiye uğradı.
Bundan sonra yeniden partinin başına geçer mi? Geçse bile çok geç. UBP’nin baştan aşağı yenilenmesi kendini restore etmesi gerekiyor. Aksi halde tarihe karışacak!

Sonraki Haber

























