Cumartesi akşamı, Pazar sabahı giyeceğim giysilerimi hazırladım. Potinlerimi boyattım. Hanıma, “yarın sandığa kaçta gidelim” diye sordum. Oysa sormaya gerek yoktu. Memlekette siyasi partiler oluşalı, sandıklar kurulalı, oylama denen olay yaşanalı beridir ben ve eşim el ele tutuşur sabah en geç saat onda seçim sandığının önüne düşeriz… Hiç değişmeyen bir kaidedir bu!
Nitekim “yarın sandığa kaçta gidelim” diye sorduğumda hanımım yüzüme anlamsız bir bakış attıktan sonra hiç cevap vermeden uzaklaşıverdi! Belki de “yaşlanıyor” mu diyordu içinden? Yaşlanıyoruz ya! Ve seçimlere doymuyoruz! Kıbrıs Türk halkı resmen “seçimkolik” oldu!
KİM SEÇİLİRSE SEÇİLSİN: Başından beridir inada sardığım yanlışım da olsa şunu savunuyorum: “Masa başında Türk halkının Kuzey’deki hak hukukunu ve devlet varlığını savunacak her politikacı benim için muteberdir.”
Tutun ki bugün sandıktan Akıncı yahut Eroğlu çıktı. Her “yeni” heyecan dolu umuttur. Gidene güle güle derim! Gelene “hoş geldin.” Ve her Türk yurttaşı gibi ben de beklerim. Sayesinde kavuşacağımız hakça çözümü… O zaman mesela kimsenin başaramadığını başaran Akıncı bu ülkenin “tarihine” kazınır, abideleşir!
ANCAK: Öyle bir çözüm olmalı ki Kıbrıs Türk halkını ağlatmamalı, güldürmeli! İkinci sınıf Kıbrıslılığa itmemeli Rum’la eşitlemeli…
BİLİYORUM: Eğer bir seçim değerlendirmesi yapmam çok gerekiyorsaydı kimin seçildiğinin sonuçlarını bekleyip yazımı sonra yazmalıydım… Tutun ki biz taşra gazetecisiyiz. Lefkoşa dükalığının meydanlarına kurulan TV. Kameralarının objektifleri türlü çeşitli ışık oyunları ile gözleri alırken uzatılan mikrofonlara konuşanların, yorumlayanların yarattığı o büyük heyecanlar yoktur bizim diyarda! Dolayısıyla duyamadığım heyecanı neden uydurayım? Yarın da ben değerlendiririm sonuçları. Kıyamet mi kopar?
**********
Eskimiş hükümet işte sorunları: (Kendisi muhtac’ı dide kaldı ki KKTC’ye himmet ede!)
Yorgancıoğlu hükümeti zaten yolunu zar zor yürüyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turu sonrasında “zar zoru” da gitti! Tutun ki hükümet mangos oldu! Gelin devri iktidarında akıllarda kalan başarısızlıklar manzumesinden bazı sorunları yeniden hatırlayalım.
BİR: Öncelikle TC’nin de beklentilerinde yoğunlaşan şu 2013-2015 Mali ve Ekonomik Protokolü! Kapsama girecek olan ilgili sektör ve Kurumların da dayatması ile “bizim koşullarımıza uygun değildir” itirazına sarılarak rafa kaldırıldı. Buna karşılık aradan yıllar geçiyor bu memlekette hemen her gelen iktidarın söylemine karşın “bizim koşullarımızın” ne olduğunu bugüne kadar öğrenemedik! Zümrüt’ü Anka Kuşu gibi adı var kendi yok! Neyse ki arada Sütçülüğü Kooperatifçiliğe havale edip hayırlı bir iş yaptılar.
İKİ: Yıllarca tartışılıp yasalaştıktan sonra “Tek Sosyal Güvenlik Sistemini” uygulamaya soktuklarında sendikaların tepkileri ile karşılaştılar. Sendikalar “eşit işe eşit ücreti” savunurken, Hükümet körün değneği gibi bellediği “asgari ücreti” her bir düzenleme ve atamaya maydanoz gibi kıymaya çalıştığından ve dengeleri bozduğundan yasayı “çalışamaz” duruma getirdi! Pardon partizanca tutumlarda işe alınan geçiciler hariç! Onlar gıklarını bile çıkaramadan kaderlerine razı oldular!
ÜÇ: Bir hükümet düşünün ki yetkilerini ve sorumluluğunu başından atmak için kendine bağlı sektörleri “yetkili ve sorumlu” kılmaktadır! Tam da KKTC koşullarına uygun bir düzenleme mi diyelim? Nitekim artık memleketi haklı olarak tabi ki “çalışanların” temsilcileri olan “Sendikalar” yönetiyor! Dolayısıyla hükümet de “elektrik tahsilatları yetkisini Kıb-Tek’in Sendikası olan El-Sen’e verdi! Verdi ki ödenmemiş borcundan dolayı ilk kesilen cereyanlar Devlete bağlı olan daireler falandı! Ha, sorun ve kaos devam ediyor çünkü bir yandan da El-Sen’in başarılı olmasına katkıda bulunmak için görevlendirilmiş KKTC yurttaşları dünyanın en pahalı elektrik faturasını ödemeye devam ediyorlar! Ki Kıb-Tek’in şerefi yerlere düşmesin! Tabi ekleyelim: O protokol kapsamına giren Kamu Görevlileri Reformu yahut Kamuda iyileştirmeler halâ gerçekleşmedi.
Dört: Ve tabii çok iyi niyetine karşın Yorgancıoğlu da bir yandan Partisi CTP’ye, öte yandan Sol misyon yoluna sendikaların emirlerine uygun Başbakan oluşunu yansıtmaya çalışırken ve tabi ki DP’nin Serdar Denktaş’ı da kendi yolunun yolcusu olurken, bir Koalisyon hükümetinin istikrarlı olmasını bekleyemezdiniz! Sonuçta ne Ercan Hava Alanı sorununu halledebildiler ne de artık yer yer kendi “krallıklarını” ilan eden bazı “Kurumlarla” STÖ’lerinin KKTC’yi py pass ederek Rum’un KOP’u ile aşna fişne olmalarının önüne geçebildiler!
BEŞ: Bakanların kişisel çabaları ile üç beş yasa çıktı ki bunlardan birisi yeni vatandaşlık yasası idi. Haber vereyim. İlk iktidar değişikliğinde ilk değişikliğe uğrayacak yasalardan biridir!
Altı. Kumarhaneler nedeniyle TC’den taşınanlarla Güney’den günü birlik otobüslerle gelen üçüncü ülke turistlerinin “Kıbrıs Türk turizmi” diye lanse edildiği bir büyük aldatmacada, bizzat Turizmle ilgili acente ve öteki işletmecilerinin de şikâyeti büyük! Ne turizme tanıtım için yeterli bütçe ayrıldı ne KKTC bir “turizm adasıdır” ifadesi ile tanımlanacak konuma getirildi! Sorsalar “nedir Kuzey Kıbrıs?” Üzerine bir araba laf yapılır ama (ki dünyada kanserde üçüncü sıradadır) Fakat ve her halde bir turizm adasıdır da denmez bir kültür adası da! Tarım, hayvancılık hatta onca üniversiteye karşın hiç denmez! Bizzat KKTC halkı bile tanımlayamıyor ki dışta marka olalım!
KISACA: Yorgancıoğlu Koalisyon hükümeti de beceremedi! Yerlerde sürünen KKTC’yi kaldıramadı…
**********
Kısaca takıldığım: (Döviz yükselişte KKTC insanı inişte!)
Dolar, Euro, sterlin aldı başını gidiyor. KKTC’nin tuzu kuru yurttaşlarından değilim. Sıradan bir emekliyim ve her emekli gibi sabit ücretimle idame ettiririm hayatımı. Dolayısıyla:
KKTC asla sosyal devlet olamadı! Kendi yasalarına karşın kendi taahhütlerine uymadı! Dolayısıyla yetişmekte olan genç kuşaklara da sahip çıkamadı! Gençlerin bu topraklarda tutunabilmelerini gerektiren tüm gerekli unsurları yerli yerine oturtmadı! Ve sonuçta yetişen gençleri de ailelerine fatura etti! Artık o aileler ne kadar idame ettirebilir ne kadar evlatlarına sahip çıkabilirlerse!
VE DOLAR VURUYOR DEVLET SEYREDİYOR: Olay korkunçtur ama! Evladı ayan nedeniyle her ay Vakıf Bank’a dolar kurundan ödediğim kredi nedeniyle geçen ay bir aylık bütçemin yarısını peşin peşin bankada bıraktıydım! Benimkisi laf ola beri gere olsun! Fakat ithalatçılar, dövizle araba ev alıp borçlananlar ne yapacaklar? Eskiden ayın sonu gelsin diye sevinirken şimdi niçin bu kadar erken geldi diye karalar bağlıyoruz!
Ve biliyoruz: Bu öyle bir devlet ki tek fiskelik tedbir alacak, en azından dövizi sabitleştirecek bir kabiliyeti de yok! Çaresiz boynumuz kıldan incedir! Döviz vuracak biz gebereceğiz!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























