Siyaset Biliminin Merceğinden Çok Boyutlu Bir Bakış.
Kıbrıs adasının yarım asrı aşan bölünmüşlüğü, sadece uluslararası ilişkiler ve çatışma çözümü alanlarının değil, aynı zamanda karşılaştırmalı siyaset, siyaset sosyolojisi ve siyasi teori disiplinlerinin de odağında yer alan karmaşık bir vakadır. Bu bölünmüşlük, adanın her iki yakasındaki sol hareketleri, yani Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) öncülüğündeki Kıbrıs Türk solunu ve Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) öncülüğündeki Kıbrıs Rum solunu, benzersiz ve çoğu zaman karmaşık sınamalarla yüzleşmeye zorlamaktadır. Bu köşe yazısında, siyaset bilimi perspektifinden hareketle, Türkiye ve Yunanistan sollarının yapısal durumları ve dolaylı etkileri, Kıbrıs sorununun kronikleşmiş doğası ve bu bağlamda Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum solunun kimlik siyasetiyle, çözüm arayışlarıyla ve evrensel sol normlarla olan girift ilişkisini derinlemesine analiz edeceğiz. Amacım, teorik çerçeveleri sahadaki somut gerçekliklerle ve aktörlerin söylemleriyle birleştirerek, bu karmaşık etkileşimi ve ortaya çıkan gerilimleri anlamlandırmaktır.
Türkiye Solunun Yapısal Sorunları ve Kıbrıs’a Yansımaları.
Türkiye solu, tarihsel arka planı zengin olmasına karşın, günümüzde belirgin bir ideolojik ve örgütsel dağınıklık sergilemektedir. Siyaset biliminde “parti sistemi parçalanması” (party system fragmentation) olarak tanımlanan bu durum, farklı sol akımlar arasındaki rekabet ve koordinasyon eksikliği nedeniyle, solun hem iç siyasette güçlü bir alternatif olmasını engellemekte hem de Kıbrıs gibi kritik dış politika konularında tutarlı ve etkili bir duruş sergilemesini zorlaştırmaktadır. Ana akım siyasete entegrasyon sorunları, “siyasi alan” (political field) üzerindeki rekabet ve “siyasi sermaye” (political capital) biriktirme güçlükleri, solun etki alanını sınırlamaktadır. Bu genel tablo, Kıbrıs Türk solu üzerindeki beklentileri ve zaman zaman Türkiye’deki farklı sol fraksiyonlardan gelen çelişkili mesajları da beraberinde getirebilmektedir.
Yunanistan Solu ve Kıbrıs’a Etkileri.
Benzer şekilde, Yunanistan solunun Kıbrıs meselesi üzerindeki etkisi de dikkate değerdir, ancak Türkiye solunun etkisinden farklı dinamikler sergiler. Tarihsel olarak Yunanistan solu (PASOK’un ilk dönemleri, KKE, ve daha sonra SYRIZA gibi aktörler dahil), Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve anti-emperyalist mücadeleler temelinde Kıbrıs Rum solu ile güçlü ideolojik ve politik bağlar kurmuştur. Ancak, Yunanistan solunun kendi içindeki parçalanmışlık, ideolojik farklılıklar ve özellikle SYRIZA’nın iktidar deneyimi sonrası yaşadığı dönüşümler, Kıbrıs konusunda yekpare ve sürekli etkili bir alternatif politika üretmesini zorlaştırmaktadır. Yunanistan’ın garantör ülke konumu ve ulusal çıkarları, sol partilerin Kıbrıs politikalarını da belirli ölçüde çerçevelemekte, zaman zaman Kıbrıs Rum solunun federal çözüm vizyonuyla tam örtüşmeyen veya müzakerelerde daha sert bir çizgiyi savunan yaklaşımlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye solunun aksine, Yunanistan solunun Kıbrıs Rum toplumu üzerindeki doğrudan etkisi daha sınırlı görünse de, Yunanistan’ın genel dış politikasına ve müzakere pozisyonlarına dolaylı etkileri ve Kıbrıs Rum soluyla olan tarihsel dayanışma ilişkisi önemini korumaktadır.
Kıbrıs Sorunu: Uluslararası Bir Çıkmazın Anatomisi
Kıbrıs sorunu, uluslararası ilişkiler literatüründe “inatçı çatışmalar” (intractable conflicts) kategorisinde değerlendirilen, çözümü son derece zor görünen bir meseledir. Taraflar arasındaki derin güvensizlik, “güvenlik ikilemi”ni (security dilemma) sürekli beslemekte; mülkiyet, toprak düzenlemeleri, yönetişim ve güvenlik/garantiler gibi temel konulardaki taban tabana zıt pozisyonlar, müzakere süreçlerini akamete uğratmaktadır.
Müzakere süreçlerini akamete uğratmaktadır. Garantör ülkeler olan Türkiye ve Yunanistan’ın yanı sıra, İngiltere, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi dış aktörlerin rolleri ve çıkar çatışmaları, “çok aktörlü müzakere” (multi-actor negotiation) dinamiklerini karmaşıklaştırmaktadır. Bu çözümsüzlük atmosferi, adadaki her iki toplumun iç siyasetini, kimlik algılarını ve gelecek beklentilerini derinden etkileyerek, sol hareketlerin manevra alanını da belirleyen temel bir çerçeve oluşturmaktadır.
Ancak Kıbrıs sorununun bu denli inatçı olmasının bir diğer boyutu da, bölünmüşlüğün yarattığı mevcut durumdan (status quo) doğrudan veya dolaylı olarak fayda sağlayan aktörlerin varlığıdır. Çözümsüzlük sadece maliyet üretmekle kalmaz, aynı zamanda belirli siyasi elitler için yerleşik güç alanları, bazı ekonomik gruplar için korunaklı pazarlar veya özel ilişkiler, dış aktörler için stratejik nüfuz imkanları ve milliyetçi kesimler için ideolojik bir varlık zemini sunabilir. Bu durum, her zaman bilinçli bir çözümsüzlük stratejisi anlamına gelmese de, mevcut düzenin sağladığı (gerçek veya algılanan) avantajlar ve bir çözümün getireceği belirsizlikler, köklü bir değişime karşı atalet ve direnç yaratmaktadır. Statükodan beslenen bu gizli direnç, adil ve kalıcı bir çözümü hedefleyen Kıbrıs solu gibi aktörlerin mücadelesini daha da zorlaştıran, hesaba katılması gereken yapısal bir engel teşkil etmektedir.
Kıbrıs Türk Solu: Çözüm Vizyonu, Kimlik İnşası ve Derinleşen Sınamalar.
Kıbrıs Türk solunun, özellikle Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve bileşenleri öncülüğündeki kesimi, yarım asrı aşan bölünmüşlüğe karşı Kıbrıslı Türklerin çözüm için mücadelesini kararlılıkla yükseltmektedir. Bu mücadele, geleneksel olarak adanın iki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon temelinde yeniden birleşmesi hedefine odaklanmıştır. Bu vizyon, “barış çalışmaları” ve “çatışma çözümü” perspektifinden “yapıcı angajman” (constructive engagement) olarak değerlendirilebilir. Bu mücadelenin önemli bir boyutu, Türkiye ile olan tarihi ve kültürel bağları yadsımaksızın, Kıbrıs Türk toplumunun özgünlüğünü ve adaya aidiyetini vurgulayan bir “Kıbrıslılık” kimliğini öne çıkarmaktır. Bu, “kimlik siyaseti” (identity politics) ve “ulus-inşası” (nation-building) süreçleri bağlamında, egemen milliyetçi anlatılara alternatif bir aidiyet çerçevesi sunma çabasının ve mücadelesinin bir parçası olarak okunabilir. Ancak, Türkiye ile ilişkilerin niteliği, Kıbrıslılık kimliğinin içeriği ve çözümün parametreleri konularında sol içinde de farklı yaklaşımlar ve süregelen tartışmalar bu mücadeleyi karmaşıklaştırmaktadır.
Günümüzde Kıbrıs Türk solunun karşılaştığı en çetin sınavlardan biri, Kuzey Kıbrıs’taki yoğun ve kontrolsüz göç olgusuyla belirginleşen hızlı demografik değişimdir. Bu durum, solun temel ilkeleri olan evrensel insan hakları, enternasyonalizm, dayanışma ve ayrımcılık karşıtlığı ile Kıbrıs Türk toplumunun bir kesiminde hissedilen kültürel kimliğin aşınması, siyasi temsilin zayıflaması ve demografik dengenin değişmesi gibi “ontolojik güvenlik” (ontological security) kaygıları arasında ciddi bir gerilim yaratmaktadır. Solun bir kanadı, evrensel normlara sıkı sıkıya bağlı kalarak göçmen haklarını savunurken ve göçün kökenindeki küresel eşitsizliklere dikkat çekerken; diğer bir kesimi veya tabanının bazı unsurları, yerel kaygıları daha fazla ön plana çıkarmakta, hatta zaman zaman “yabancı düşmanlığı” (xenophobia) olarak nitelendirilebilecek söylemlere yönelebilmektedir. Bu ikilem, Kıbrıs Türk solunu hem ilkesel bir tutarlılık sınavıyla hem de toplumsal tabanını konsolide etme zorluğuyla karşı karşıya bırakmaktadır.
Kıbrıs Rum Solu (AKEL): Federal Çözümde Israr, Kimlik ve Uluslararası Bağlam
Kıbrıs Rum tarafında solun en önemli ve köklü temsilcisi AKEL’dir (Emekçi Halkın İlerici Partisi). Marksist-Leninist bir ideolojik mirasa sahip olan Parti, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde her zaman kilit bir rol oynamıştır. Parti, Kıbrıs sorununun çözümünü BM kararları, Doruk Anlaşmaları (High-Level Agreements) ve uluslararası hukuk çerçevesinde, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon olarak görmektedir. Bu tutum, Kıbrıs Türk solunun çözüm vizyonuyla temel ilke olarak örtüşmektedir. Parti, sınıf mücadelesi, sosyal adalet, emekçi hakları ve anti-emperyalizm gibi klasik sol temaları savunurken, Kıbrıs’ın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne de güçlü bir vurgu yapar.
Kimlik konusunda AKEL, Kıbrıs Rum toplumunun Helenizm ile olan derin kültürel ve tarihi bağlarını kabul etmekle birlikte, önceliği bağımsız bir Kıbrıs kimliğine ve devletine vermektedir. Özellikle Enosis fikrinin geçmişte kalması gerektiğini savunarak, iki toplumun barış içinde bir arada yaşayacağı federal bir yapıyı hedefler. Parti, Kıbrıs Türk solu ile tarihsel temaslara ve işbirliğine önem vermiş, iki toplumlu etkinliklerde ve çözüm yanlısı platformlarda aktif rol almıştır.
Ancak AKEL de eleştirilerden muaf değildir. Özellikle müzakere süreçlerindeki tutumunun zaman zaman çözüm odaklı esneklikten ziyade ilkesel katılığı yansıttığı veya Annan Planı referandumu gibi dönüm noktalarında aldığı pozisyonların iki toplumlu güven inşası açısından tartışma konusu olduğu belirtilmektedir. Partinin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınırlığı ve AB üyeliği gibi elde edilmiş avantajları koruma refleksi ile Kıbrıs Türk toplumunun siyasi eşitlik ve varoluşsal güvenlik kaygılarını tam anlamıyla ve zamanında karşılama konusundaki mücadelesinin zaman zaman yetersiz kalabildiği eleştirileri yapılmaktadır. Bu durum, federal birleşme hedefine ulaşma yolundaki en önemli engellerden biri olarak görülen iki toplumlu güven eksikliğinin aşılmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, kendi toplumu içindeki yaygın milliyetçi eğilimlere ve Helen-merkezci bakış açılarına karşı mücadelesinin etkinliği ve Kıbrıslı Türklerin meşru endişelerine yönelik empatik yaklaşımı derinleştirme konusundaki zorlukları, partinin birleşme yönündeki samimi çabalarını gölgeleyebilen veya sınırlandırabilen yapıcı eleştiri konuları arasındadır. Güvenlik ve garantiler konusunda Türkiye’nin garantörlüğünün ve askeri varlığının sona ermesini kesin bir dille talep etmesi, Parti’nin değişmez pozisyonlarından biridir.
Karşılaştırmalı Perspektif: Ortak Hedefler, Farklı Gerçeklikler
Kıbrıs Türk solu (CTP ve bileşenleri) ve Kıbrıs Rum solu (AKEL), her ne kadar temel çözüm hedefi olarak iki bölgeli, iki toplumlu federasyonda birleşse de, faaliyet gösterdikleri siyasi, hukuki ve sosyo-ekonomik koşullar dramatik biçimde farklıdır. Kıbrıs Türk solu, uluslararası tanınma yoksunluğu, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik etkisi, ambargolar ve demografik değişim gibi varoluşsal baskılar altında siyaset yaparken; Kıbrıs Rum solu, uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ana muhalefet veya iktidar ortağı olarak AB normları ve iç siyasi rekabet dinamikleri içinde hareket etmektedir.
Bu farklı bağlamlar, her iki sol hareketin önceliklerini, söylemlerini ve stratejilerini de etkilemektedir. Örneğin, Kıbrıs Türk solunda “Kıbrıslılık” kimliği ve Türkiye’den ayrışma vurgusu daha belirginken, AKEL için temel mesele Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğini korumak ve federal çözümün kendi parametreleri içinde gerçekleşmesini sağlamaktır. Ancak her iki sol hareket için de ortak olan temel zorluk, kendi toplumları içindeki milliyetçi akımlarla mücadele etmek ve bölünmüşlüğün yarattığı güvensizlik ortamında enternasyonalist ve iki toplumlu dayanışma ilkelerini hayata geçirmektir.
Anladım, bu önemli noktayı metnin sonuç bölümünde daha belirgin ve siyasi bir vurguyla ifade edelim. Mevcut sonuç bölümünü bu doğrultuda yeniden düzenleyebiliriz:
Sonuç olarak, siyaset biliminin karşılaştırmalı siyaset, uluslararası ilişkiler ve siyaset sosyolojisi gibi farklı disiplinlerinin sunduğu perspektiften bakıldığında, hem CTP ve bileşenleri öncülüğündeki Kıbrıs Türk solu hem de AKEL liderliğindeki Kıbrıs Rum solu, federal çözüm hedefine olan bağlılıklarını sürdürme iradesi gösterirken, son derece çetin meydan okumalarla karşı karşıyadır. Bu meydan okumaların başında kimlik siyasetinin karmaşık dinamikleri, garantör ülkeler başta olmak üzere dış aktörlerin müdahaleleri, her iki toplumun kendi içindeki siyasi ve sosyal fay hatları ve bir önceki bölümde değinilen statükodan faydalanma eğilimleri gelmektedir. Özellikle Kıbrıs Türk solu, varoluşsal bir boyut kazanan demografik değişim baskısı altında kimliksel ve siyasal varlığını koruyarak çözüm mücadelesini sürdürmenin zorluklarıyla mücadele etmektedir. Tüm bu faktörler, solun barış ve çözüm yönündeki stratejik manevra alanını daraltmaktadır.
Siyaset bilimi analizleri, bölünmüş toplumlarda evrensel sol değerler (barış, eşitlik, enternasyonal dayanışma) ile ulusal/toplumsal kimlik kaygıları ve güvenlik refleksleri arasındaki gerilimin, sol hareketler için yapısal bir zorluk teşkil ettiğini göstermektedir. Kıbrıs solunun temel ve sürekli ‘imtihanı’ da bu gerilim ekseninde sürmektedir. Bu kritik gerilimin barışçıl ve adil bir çözüme hizmet edecek şekilde yönetilmesi, solun sadece kendi ilkesel tutarlılığı için değil, aynı zamanda toplumsal meşruiyetini koruyup siyasi etkinliğini artırabilmesi için stratejik bir zorunluluktur. Ancak tüm bu zorluklar ve karmaşık dinamikler içinde, şu siyasi gerçeği net olarak vurgulamak gerekir. Kıbrıs’ta iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözüme ulaşılmasının en güçlü ve örgütlü dayanakları, bu metinde odaklanılan sol siyasi partiler (CTP ve AKEL başta olmak üzere) ve onlarla birlikte hareket eden, barış ve yeniden birleşme hedefinde birleşen iki toplumlu sivil toplum örgütleridir (sendikalar, barış platformları, meslek örgütleri vb.). Bu yapılar, tüm iç ve dış baskılara, statükonun yarattığı atalete rağmen, adanın birleşmesi vizyonunu taşıyan, bu yönde toplumsal ve siyasal mücadele veren ana unsurlardır. Dolayısıyla, Kıbrıs’ta federal çözüme giden yolda bu siyasal ve sivil toplum yapılarının öncülüğü ve kararlılığı hayati öneme sahiptir.
Bu öncülüğün başarıya ulaşması ise, ancak kapsayıcı ve iki toplumlu bir ‘Kıbrıslılık’ anlatısını güçlendirmek, (örneğin, ortak tarih anlatıları veya kültürel miras projeleri geliştirerek) milliyetçi akımlara karşı kendi tabanları dahilinde daha kararlı bir ideolojik mücadele vermek, (spesifik olarak, okullardaki müfredat veya medyada yer alan milliyetçi söylemlere karşı aktif tutum alarak) toplumların karşılıklı güvenlik endişelerini giderecek somut öneriler geliştirmek ve iki toplumlu sivil toplum ve emek örgütleriyle (örneğin, belirli sektörlerde ortak grevler veya sosyal kampanyalar düzenleyerek) daha derin ittifaklar kurmak gibi stratejik adımlarla mümkün olabilir. Siyaset biliminin kavramsal araçları bu dinamikleri anlamak için değerli bir zemin sunsa da, adanın ve Kıbrıs solunun geleceğini nihai olarak şekillendirecek olan; bahsedilen bu öncü aktörlerin çözüm odaklı siyasi iradesi, toplumsal barış hareketlerinin gücü ve uluslararası konjonktürün elverişliliğidir. Dolayısıyla, Kıbrıs solunun geleceği, belirsizlikler barındırmakla birlikte, adada kalıcı barış ve federal bir çözüm arayışı açısından sürekli analiz ve stratejik öngörü gerektiren hayati bir konu olmayı sürdürmektedir.
Metinde Geçen Bazı Terimler ve Açıklamaları:
- Party system fragmentation (Parti sistemi parçalanması): Bir ülkedeki siyasi parti sayısının artması ve partilerin oy oranlarının birbirine yaklaşarak siyasi gücün çok sayıda parti arasında dağılması durumu.
- Political field (Siyasi alan): Siyasal güç, etki ve meşruiyet için rekabetin yaşandığı toplumsal alan (Sosyolog Pierre Bourdieu’nun kavramsallaştırması).
- Political capital (Siyasi sermaye): Bir siyasetçi veya partinin sahip olduğu güvenilirlik, itibar, ilişki ağı gibi siyasi hedeflerine ulaşmada kullanabileceği kaynaklar bütünü.
- Intractable conflicts (İnatçı çatışmalar): Uzun süren, çözümü çok zor görünen, taraflar arasında derin güvensizlik ve karşıtlığın kökleştiği çatışmalar.
- Security dilemma (Güvenlik ikilemi): Uluslararası ilişkilerde, bir devletin kendi güvenliğini artırmak için attığı adımların (örn. silahlanma), diğer devletler tarafından tehdit olarak algılanıp onların da benzer adımlar atmasına yol açmasıyla sonuçta kimsenin güvenliğinin artmadığı, hatta azaldığı paradoksal durum.
- Multi-actor negotiation (Çok aktörlü müzakere): İkiden fazla tarafın veya çıkar grubunun (devletler, uluslararası örgütler, topluluk temsilcileri vb.) dahil olduğu karmaşık müzakere süreçleri.
- Constructive engagement (Yapıcı angajman): Sorunlu veya karşıt görülen taraflarla bile, sorunların çözümü veya ilişkilerin iyileştirilmesi amacıyla diyalog ve işbirliği kurma politikası veya yaklaşımı.
- Identity politics (Kimlik siyaseti): İnsanların belirli bir sosyal gruba (etnik, dini, cinsel, ulusal vb.) aidiyetleri temelinde kolektif çıkarlarını tanımlaması ve bu kimlikler üzerinden siyasi hedefler belirleyerek siyaset yapması.
- Nation-building (Ulus-inşası): Farklı grupları ortak bir ulusal kimlik ve vatandaşlık bağı altında birleştirmeyi ve bu kimliğe dayalı ulusal kurumları (devlet, eğitim sistemi vb.) oluşturmayı veya güçlendirmeyi amaçlayan süreçler.
- Ontological security (Ontolojik güvenlik): Bireylerin veya grupların kimliklerini, benlik algılarını, varoluşsal bütünlüklerini ve dünyaya dair temel güven duygularını tehdit altında hissetmeme durumu; kimliksel ve varoluşsal güvende olma hissi.
- Xenophobia (Yabancı düşmanlığı): Yabancı olarak algılanan kişilere veya gruplara karşı duyulan akılcı olmayan korku, nefret, ayrımcılık veya hoşnutsuzluk.
- High-Level Agreements (Doruk Anlaşmaları): Kıbrıs sorununda Cumhurbaşkanı Makarios ile Rauf Denktaş (1977) ve Cumhurbaşkanı Kiprianu ile Rauf Denktaş (1979) arasında varılan ve iki toplumlu, iki bölgeli federasyon hedefini temel alan çerçeve anlaşmaları.
- Enosis: Kıbrıs adasının Yunanistan’a ilhak edilmesi veya bağlanması anlamındaki siyasi hedef veya ülkü.
Yazar: Siy.Bil. Mahmut KANBER
































