Bugün sabah kalktığımızda bir yandan TV kanallarında gezinirken, bir yandan da gazetelere saldıracağız.
“Ben demedim mi” iddialarından başlayarak, “gene gombina çevirdiler” serzenişlerine kadar varan yorumlarda adaylar bir kez daha değerlendirilecekler.
Yahut ikinci tura kalınacağı için “bak göreceksin gelecek Pazar falan seçilmezse tükür yüzüme” denecektir.
Yok birinci turdan iş bitirilmişse karalar bağlayanlarla şenlikli kutlamalar yapanları izleyeceğiz…
BUGÜN BİR BAŞKA GÜN OLACAK: Kimse her günkü gibi uyanmayacak, her günkü gibi kalkmayacak yataktan. Size söyleyeyim mi: sadece “Bir gün!’ Bütün etki tepkiler bu bir günlük pazartesi içinde olup bitecek! Sonrası ya gelecek Pazar için kalındığı yerden propagandalara devamdır, yahut davullar zurnalar çalarken galibiyetin tadı çıkartılacaktır…
PEKALA: Seçimler birinci turdan sonuçlanmışsa bundan sonra ne olacak? Adayların seçim kampanyaları boyunca olagelen “vaatlerinin” gerçekleşmesini mi gözleyeceksiniz yoksa seçim bittiği için oldu da bitti maşallah” mı diyeceksiniz? Hele müzakereler yeniden başlarsa ki büyük olasılıkla başlayacaktır, o masada kopacak kıyametlere nazire kalkıp da “hani ya vaatlerin nerede kaldı” deyip “seçilmiş Cumhurbaşkanına” laf sokuşturmaya kalkarsanız, sizi ısırabilir!
VE FARK ETTİNİZ: Yavaştan yavaştan olasılıklara dikkat çekmek için kelimeleri yuvarlarken, “masaya” kadar geldik! Ama yakında yahut zamanı geldiğinde! O masa kurulacak! Seçim kampanyaları sırasında hemen bütün adaylar “sorunu çözmeye muktediriz” dedilerdi. Her ne kadar Eroğlu dışında açık seçik “ben bu çözüm şeklini isterim ve gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım” diyen aday görülmemişse de yeniden tekrar etmiş olsak da masaya taşınacak olan Türk tezi “iki bölgeli, iki toplumlu, iki kurucu devleti içeren fakat “tek birleşik Kıbrıs ve vatandaşlığına” dayalı bir federal sistem olacak!
Olacak da bu tez hem Güney’de hem Kuzey’de az biraz iltifat görse de yıllardır sakız gibi çiğnene çiğnene ne şekeri kalmış ne tadı! Kısaca sorun masaya ne zaman gelse kavga edilirken tatsızlaşıyor!
BİR DEĞERLENDİRME DAHA YAPALIM: Ankara başta Erdoğan olmak üzere başından beridir “kazan kazan” diyor. Fakat Rum tarafının “kazançtan ne anladığı ile Türk tarafının ne anladığının “siyasi açılımı” yapılmıyor. Ki şimdilerde bu sorunun arasına Doğu Akdeniz’deki MEB’ler de sokuşturuldu ve süreç iflâh olmaz bir çözümsüzlük kaderi yarattı! Bu konu masa başında nasıl aşılacak? Hem Kıbrıs adası hem hidrokarbon yatakları nasıl paylaşılacak? Bugüne kadar Türklerle Rumlar bu adada lokal bazı olaylar dışında hiç işbirliği yapmaz, Güney’le Kuzey ellerindekini paylaşmaya yanaşmaz, Türk halkına çok açık seçik siyasi eşitlik tanımazken falan, “birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti iki halk arasında hem siyasi hem de ekonomik salâha nasıl kavuşturulacaktır ki?
Ve itiraf edeyim bu Kıbrıs sorunu fena halde ve olumsuzluğu ile aklımı etkilemiştir! 1954’lerden beridir iki halkın dövüşe savaşa, kan akıtmaktan başka elle tutulacak tek fiskelik başarıları yokken, bundan sonrası nasıl olacak? Kaldı ki “Türk ve Rum halkları yine Rum liderliği ile Kilisesinin tutumundan dolayı karşımıza hep “kabul etmeyen, paylaşmayan taraf olarak çıkmaktadır! Doğrusu ben Rum’a güvenmediğimden, hep bunu yazdım. Bir gün tam tersini “barış ve çözümü” yazmayı çok isterim…
**********
Sağlık sorunları: (Sürüp gidiyor işte!)
O melun hastalık yine musallat oldu! Şu gribal olay! Allah kahretsin dedim: Yaşlılık dediğiniz kalp sızısıdır! Biraz prostattır yahut kanser! Veya vücudunuzu taşıyamayacak kadar dermansızlıktır! Kemik erimesi, damar sertliğidir! Veya yükselip düşen şekerdir! Tansiyondur!
Birini atlatsanız öbürü yapışır yakanıza! Doktordan doktorlara koşturursunuz! Haplar, şuruplar, antibiyotikler! Üstelik muayene eden doktorunuz hep zırlanır: “Bak ihmal etmeye gelmez, aklını başına al! Kendini dağıtma, ilaçlarını vaktinde al!” Beni yakından tanıyanlar “artık çocuk değilsin, çocukluk yapma” derler!
HASTAHANEYE GİDEMEZSİN: Anında gidemezsin! Bir büyük külfettir! Doktor için randevu alacaksın. İlk yardıma gitsen nöbetçi doktor muayene edecek, belki durumun ciddiyetini dikkate alarak seni bir yerlere de sevk edecektir… Belki bir iki hap vererek “istirahat” et diyecektir.
Yok sistemden şikâyet etmek için yazmıyorum bunları. Ancak sistem de oturmadı işte! Çok seyrek gitmiş de olsam, hastanelerde kıran kırana bir itişme kakışma görürüm. Sırasını istismar edenler, birbirini ha bire dirsekleyip itenler…
Kendim için yazmıyorum: O yaşlı insanlar için yazıyorum. Bazılarının ayakta duracak takadı yoktur. Sürekli beklerler. İlle de “sırası gelmeli!”
Kısaca hastanelerde insanları bir türlü “kategorilere ayıramadılar!” Eli kesilen hasta ile kalbi tekleyen dedeyi ayni potaya koyuyorlar
Sağlık Bakanı Gülle sürekli açıklamalar yapan Bakandır. Hep ileriye yönelik projelerinden söz eder. Mesela Kanserle mücadelede on yıllık bir çalışmayı hedefliyor. Bu süre içinde kanser hastaları ölmeye devam mı edecek? Sağlıkta bu kadar uzun hedefler belki “tarım yahut sanayi veya turizm” gibi planlamalara sokulmuş sektörlerde, değil mi ki ucunda ölümler, insanların sağlıkları sorunları yoktur. “Olabilirliğe” konulabilirler! Fakat sağlık? Mesela diyor ki Sn. Gülle Kıbrıs kanser vaklarında dünya üçüncüsüdür! Korkunç bir facia! Bunun nedenini çözmeden kanser için harcanacak tüm çabalar, paralar havaya gidecektir!
Buna karşın geçtiğimiz hafta Başbakan Yorgancıoğlu şöyle bir açıklama yaptıydı. Bundan sonra doktorlar 85 yaşın üzerindeki yaşlı insanların evlerine gidecek muayenelerini orada yapacaklar!
Tabi bilemiyoruz: Nasıl? Bu bir! 85 yaşında insan vardır yetmişlikten daha sağlamdır. Bu konuda bir arama tarama, sağlık ve sisteme dayanan bir araştırma yapıldı mı? Yoksa bir heyecan anında ağızdan çıkan kelimeler mi?
İCRAATLARA HEP ŞÜPHE İLE BAKIYORUZ: Çünkü yasaları çıkmış olsalar bile uygulanamıyorlar! Kısaca devlet organlarını oluşturduk ama işlevsel yapamadık! Onca iyi niyetlere karşın sağlığından turizmine, eğitiminden tarımına kadar aksayan, tekleyen bir şeyler hep oluyor! Bir gün bu tecellinin çözümsüzlükten mi yoksa beceriksizliğimizden mi kaynaklandığını anlayacağız da çok geç olacak çünkü bizim bu şaşkın gidişimizi en iyi ve yakından izleyen Rum tarafıdır! Fırsatını bulur bulmaz son fırsatı kullanmak için bıçağını boş böğrümüze saplayacaktır!
































