Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşte federal Kıbrıs planı: (Üstelik sürpriz değil çünkü hiç yabancısı değiliz)

Bir yanda Cumhurbaşkanlığı seçimleri gözleniyor öte yanda müzakerelerin yeniden başlayacağı umutları pişiriliyor. Zaten adaylar da nasılsa şunun şurasında dört gün kaldı düşüncesine sardıkları laflarını konfetiler gibi uçururlarken neredeyse “seçilirsem bir hafta sonra size istediğinizden ala çözüm” diyecekler! Öyleyse bu çözümün ana başlıklarını bir daha yazalım ki bakalım ne kadar kolaymış!

* Şimdi Birleşik Kıbrıs diyorlar ya. Bu Kıbrıs’ın önce bir Anayasası ve kanunları olacaktır.
* Sonra “kurucu devlet anayasaları”, “kurucu devlet yasaları” ve “federal kanatların yasaları” olacaktır.
* Ve tabii federal devleti bağlayıcılığıyla Uluslar arası anlaşmalar olacaktır.
* Sonra da adı konacaktır: “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti!” Bu belirleme de şunu ifade edecektir:
Federal hükümet ile biri “Kıbrıs Rum Devleti”, diğeri “Kıbrıs Türk Devleti” olmak üzere iki eşit (ama eşit) kurucu devletin meydana getirdiği feshedilemez ortaklığa dayanan bağımsız bir devlet oluşacaktır.
Bu devlet BM üyesi, AB üyesi, uluslararası tek kimliğe sahip olacaktır. Hukukun üstünlüğü, demokrasi, Temsili Cumhuriyet Hükümeti, Kıbrıslı Türk ve Rumların siyasi eşitliği, iki bölgelilik ve kurucu devletin eşit statüsünü içeren temel ilkelere göre anayasası düzenlenecek ve laik olacaktır.
Anayasası tüm Türk ve Rum halklarını bağlayıcı olurken kurucu devletlerin üzerinde olacaktır.
Kurucu devletler kendi bölgeleri içinde ancak federal Anayasa’ya uygunluğunca egemen olacaklardır.
Federal devletler birbirlerinin yetki ve işlevlerine tam saygı gösterecek, kurucu devlet yasaları arasında her hangi bir hiyerarşi olmayacaktır. İki kurucu devlet her zaman koordinasyon içinde olacaklardır…
BUNLARI HANGİ KAYNAKTAN MI AKTARDIM? Rum’un ret ettiği Annan Planı’ndan! Niçinini yazmama gerek var mı? Evet vardır. Çünkü: BİR: Bizimkilerin hâlâ “devlet değiliz hiç olmadık” dediğimize nazire demek ki “Devlettik ve bize resmen “kurucu devlet” statüsü kazandırılıyordu.
İKİ: Hem siyasi eşitliği hem iki bölgeliliği kazanıyorduk.
ÜÇ: Kendi içimizde federal Anayasa’nın haricinde kendi egemenliğimizi kazanıyorduk.
DÖRT: BM ve AB üyeliği yanı sıra uluslararası anlaşmalar yapma hakkını kazanıyorduk.
ŞİMDİ DİKKATİNİZİ ÇEKEYİM. Ben bu Annan Planı’na “hayır” dediydim. Bir sürü nedeni vardı. Bugün de o nedenlerden dolayı oylama olsa yine “hayır” derim. Pekala Türk tarafı “evet” derken Rum tarafı niçin “hayır” dediydi?
Ve soralım: Rum liderliği ile kilisesi dün “Türk halkına Kuzey’de devlet oluşu ve eşitliği” bahşettiği için “hayır” dediği Annan Planı’na, şimdi de değişmesi mümkün olmayan “eşitlik ve iki bölgelilikle iki devletlilik” gerçeğinde “evet” diyeceğine emin misiniz? Söz sizindir efendim! Umudunuzu yitirmemişseniz çözüm yolculuğuna devam…                          
**********       
Bir devrin anatomisi: (Eroğlu’nun mal varlığından puanlar devrine)

Eroğlu da mal varlığını açıkladı. Kendi adıma konuşayım. Vergisi verilmiş yahut faturası ödenmiş hiçbir “mülke, paraya” takılmam! Azlığına çokluğuna aldırmam! Hatta memlekete “yatırım yapanları” alkışlar, çocuklarını başarılı insanlar olarak yetiştiren insanlara saygı duyarım.
Bunları niçin yazdım? Çünkü Eroğlu ailesinin Baf’tan dokuz bini aşkın puanı olduğunu, karşılıklarını öteki tüm “puan sahipleri” gibi aldığını biliyor ve bu nedenle “nereden buldun” sorusuna kafa yormuyorum!
ANCAK: Keşke diyorum bu “puan” olayını hiç yaşamamış olsaydık! Mesela geçen gün baktım saygı sevgi duyduğum bir dönemlerin Başbakanı Hakkı Atun açıklama yapıyor ve Eroğlu’nun etik olarak mal varlığını açıklaması gerektiğini söylüyordu.
Madalyonu çeviriyorum: Eğer Sn. Hakkı Atun Başbakanlığı döneminde sadece Güney’den gelen göçmenlerin sahip olabileceği, satılıp alınamayacağı bir “eş değer mal puanı kanunu” çıkartabilseydi büyük bir iş başaracaktı. Çünkü o “puanların” rant çarklarının içine atılması nedeniyledir ki devlete intikal eden Rum mülkü hak sahibi olmayan kişiler tarafından satın alınıp yeniden satılabilen, türlü çeşitli uygulamalarla Karpaz’dan Güzelyurt’a kadar topraklar sahiller kapatıp rant ekonomisi yaratan bir ayıba ve de günaha dönüştüydü! Olmasaydı bugün Rum’a tazminat ödemeye bile gerek kalmaz, Eşdeğer Mal Tazmin Komisyonları kurulup Mahkemeler açılmazdı…
Becerilemedi. Buna karşılık Güney Türk mallarını hep “denetim altında” tuttu. Harcaması gerektiğinde de mümkün olduğu kadar yasalara bağlı kaldı..
Biz ise Rum mülkü ile bir “yağma, talan ekonomisi yarattık!” (Buraya kadar gelmişken bir de o büyük adaletsizliğe takılayım)             
**********
Kısaca takıldığım: (Büyük adaletsizlik!) 

Kuzey’de yerleşip bugünlere gelmek kolay olmadı. TC’den nüfusumuz kadar nüfus kaydırıp Rum’un mülküne, köyüne, kentine yerleştirirken nasıl bir çözüm düşünüldüğünü kimse öğrenemedi!
Güney’den kaçmak zorunda kalan göçmenler Kuzey’de şuraya buraya serpiştirilip Rum mülkü üzerinde “eş değer hakkını” kazanırken bir gün nasıl bir çözümle bunun siyasi ve ekonomik savunmasının yapılması zorunda kalınacağı hiç düşünülmedi!
Puanlar icat edilip “satılan mal” haline getirilirken nasıl haksız kazançlara neden olunacağı, nasıl “asıl hak sahibi” insanların haklarının çiğneneceği hiç akıllara gelmedi! Ki şimdi devlet ve tabii Türkiye mahkeme kararları ile milyonlarca Euro tazminat öderken o gasp edenler “zenginlik” tafrası satmaktadırlar!
MÜCAHİT PUANLARI: Seçim sandığına yansıtılması hesaplarında icat edilen bir puan olayı da Mücahitlere hediye edileniydi! Yani popülizmin dik alasıydı! Nitekim Mücahit puanları saptanırken vaatler üzerine vaatler koydulardı! Ve yıllarca bu puan sahibi mücahitlerle alay ettilerdi! Yıllarca İskân Dairelerine çağırıp “puanının karşılığı olan şu topraklardan almak için şuradan şuraya yaz sen de sebeplen” dendiydi! Bizzat “ben” o yurttaşlardan biriyim. Şimdilerde bir dönüm toprak bile almaya yetmeyecek değeri ile nereye koyduğumu bile hatırlayamadığım o puan belgesiyle resmi Devlet Dairelerinde “puanlarımın” karşılığının verilmesini bekledim! Sonunda budalalığıma gülerlerken işimi halletmek için beni Lefkoşa’da yine devlet dairelerinde teşkilatlanmış “düzenbazlara” göndermek istediklerinde isyan edip “alın puanlarınızı başınıza çalın” dediydim!
SONUÇ: Bu ülkede çok yanlışlar yapıldı. Maraş’tan tutun TC’den kaydırılan nüfusa kadar! Göçmen olmayan fakat Rum mülkünde oturan insanlara tapular verilmesine kadar. Bir gün nihai çözümde bunlar da gündeme gelir mi bilmiyorum. Gelse bile Rum’a parası verilir faturası ödenir de… Olayın asıl vicdanları sızlatan yanı “ahlâki olmayan” bu “yağmanın” içinde yoğrulmuş olmamızdır! Devlet ensesinden haksız kazançlar elde edenlerin, hak sahiplerinin haklarına tecavüz etmeleridir!