Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir anket ve sonuçları: (Türk tarafı muzaffer işgalci, Güney “zavallı mağdur!”)

Geçtiğimiz günlerde Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı USAİD’ın “2013 yılına göre” oluşturulan bir kamuoyu yoklamasında, Türklerle Rumların iletişim kalitelerinin düştüğü sonucu çıkıyordu… Araştırma 500 Rum ve 500 Türk’le yapılıyor, çıkan sonuç iki halkın birbirlerinden gitgide daha çok uzaklaştıklarını, olası bir referandumda tarafların “evet” deme olasılıklarının da iyicene azaldığını çakıyordu.

Öte yandan iki halk arasındaki kültürel farklılıklar daha belirgin hale geliyor, sosyal yakınlaşmalarda düşüşler olurken, Rumlar mevcut olan siyasi statükonun yıkılmasını isterlerken, Türk tarafındaki Sağ kesim ise devamından yana oluyordu… Güney’de kadınlarla genç kesim ve sağcılar Türklere yönelik “siyasi ödünlere” daha çok karşı çıkıyorlardı… Kuzey’de ise sadece Sağcılar Rum’a ödün verilmesine karşıydılar… SONUÇTA ŞU ÖNERİDE BULUNULUYORDU: İki halk arasında daha çok ikili ilişkiler, paneller, toplantılar etkinlikler yapılmalıdır… NE İÇİN? Cevabı hazırdır: “İki halkın Çözüme varılacak konsensüsü sağlamaları için!” Tabii tüm bu ilişkiler için para gerekmektedir! Dolayısıyla daha çok para harcanmalıdır! Öyle öyle gün gele iki halk birbirini daha iyi anlayacak, anladıktan sonra da anlaşarak Kıbrıs Federe Cumhuriyeti’ni oluşturacaklar!  Çok basit ve çok kolay bir yöntem! Ki bunu ne İrlanda ile İngiltere akıl edebildiydi ne de şimdilerde yeni gailelerle gündeme gelen PKK patentli Kürt sorununa ilişkin TC akıl edebildi!
FAKAT BUNU KİMSE DÜŞÜNMEK İSTEMİYOR: Ne BM’ler ne de AB! Tabi Amerika da! 1974’ten beridir Rum “mazlum” rolü oynuyor! Asıl mazlum durumda olan Türk halkına ise “muzaffer,” dahası “işgalci” rolü uygun görülüyor! Ve bekleniyor ki “muzaffer asker, işgalci Türk” ahını almaya devam ettiği “mazlum Rum”a hakkını teslim etsin!”
Kimse ambargolar altında canı çıkan, var olma savaşımı veren Türk halkının “dünya devleti olarak tanınan Güney Rum Yönetimi” karşısında ne kadar çaresiz ve zor durumda olduğunu ne görmek istiyor ne de anlamak! “Ver Rum’a istediklerini çözüm olsun” dediklerinden öte başka sorunları yok! Bu koşullarda Türk halkına “Rum’un siyasi ve ekonomik egemenliği altına girmekten başka çözüm şansı bırakılmazken çözüm nasıl olsun? “Bari kaldırın şu ambargoları” diyen bile yok!”
HATTA: Bizim cephede İkili ilişkileri sürdürenler için bile ambargoların kaldırılması önemli değildir! Asıl önemli olan mesela Maraş’ın iade edilmesidir! Rum’a ödünler verilmesidir! Nitekim bugüne kadar kaç STÖ, kaç siyasi parti, kaç sendika “İzolasyonların kaldırılması için eylem yaptı?” AB kapılarına dayanıp siyah çelenk bıraktı! ABD’yi kınadı? Ama ne yaptı? TC Büyükelçiliği’ne yılda bir iki kez siyah çelenk bıraktı, “çek git” dedi! Tutun ki bu da bizim ayıbımız! Hem de ne ayıp!

**********

KKTC narenciyesinin dramı! (Güzelyurt kalıcı mı gidici mi? Önce buna cevap verilmeli!)
Kıbrıs Türk halkı 1974’ten sonra “sahip ve patron” oldu! Güzelyurt ve Mağusa’da toplam 80 bin dönüm narenciye bahçesi o sahipliğimizle patronluğumuzun en büyüğü oldu. Dahası Kuzey coğrafyasında tırnaklarımızı toprağa geçirirken başarmanın ilk sınavını da bu narenciye bahçeleri ile verdikti! Ne var ki tıpkı Sanayi Holding de olduğu gibi sınıfta kaldıktı! Yüz akımız olması gereken 80 bin dönümlük narenciye bahçelerini erite tükete 40 bin dönümlere indirirken kurduğumuz Cypfruvex’i de yüzümüzün karası yaptıktı! Tıpkı KTHY’yi yaptığımız gibi! Yahut Koop. Merkez Bankası’na bağlı fabrikaları teker teker batırdığımız gibi!
İşte geçtiğimiz günlerde yıllardır dallarında kalan narenciye ürünleri ile çileli sahiplerine Cypfruvex Genel Koordinatörü İbrahim Attekin’den bir müjde geldi: “Bu yıl narenciye dalında kalmayacak…” “Piyasası varmış…” “Üstelik narenciye ürünlerini pazarlamak için kurulan Cypfruvex, üreticinin geçmişten kalan alacaklarını da ödeyecekmiş.”
İnşallah diyeceğiz de bugüne gelene kadar bakıyoruz mesela 1980’lerde 150 bin ton olan valensiya portakal şimdilerde 80 binlere düşmüş! Yafa portakalı 15 bin tondan 6 bin tona gerilemiş! Demek ki bir yandan seksen bin dönümlük bahçeleri kırk binlere indirirken en az turizm kadar önemli gelir kaynağı olması gereken narenciye ürünlerini de eritmişiz! Olay, kırk yılın bilançosuyla aynalarda yansıyan başarısızlık ve sistemsizlik yazgılı şemailimizi yansıtmaktadır!
NEDEN? Yıllarca Güney’den gelip Güzelyurt’a yerleşen dolayısıyla artık Güzelyurtlu olması gereken göçmenlerimizle oynadılar! Ki 1974’lerden hemen sonra tarım müdürü Orhan Aydeniz’le Güzelyurt’a uğradıkta o göçmen yurttaşlar, “biz ne anlarız narenciye’den, biz bağdan anlarız” diyor kimse bahçeye ayağını bile uzatmıyordu! Fakat asıl facia uğruna Kooperatif kurulmasına karşın o bahçeleri idame ettirecek insanlara “Güzelyurt’un yeni vatanları olduğunu kabul ettirecek bir güvencenin verilmemesiydi.” Nitekim oradaki insanlarımız yıllarca ölülerini Lefkoşa mezarlığına gömerlerken, Annan planı ile de Güzelyurt’un cenazesinin kaldırılması kararına varıldıydı! Hatta bu operasyon için Güzelyurtlulara “evet” dedirtildiydi, “verin gitsin!”
ŞİMDİ DURUM DEĞİŞTİ Mİ? Güzelyurt insanına hâlâ borcunuz vardır! Çok açık seçik “ne olursa olsun Güzelyurt Rum’a verilmeyecektir” sözü! Bu sözü vermezseniz o bahçeler o yöreler yok olmaya devam edeceklerdir!              
**********

Kısaca takıldığım: (Mağusa Belediyesi ne zaman işe başlayacak?)       
Hep birlikte bekliyoruz: Bir gün Mağusa Belediye Başkanı Sn. İsmail Arter’in şöyle gözlerimizin içine sokarken gönüllerimizi ferahlatacak bir icraatına ellemeyi! Dolayısı ile hep bekliyoruz:
Bir gün patlak çatlak Mağusa yollarının asfaltlanıp kaldırımlarının yeniden yapılmasını…
Kentin gün günden artan trafik sorunlarını en aza indirecek yeni yapılanmalara gidilmesini…
Çarpık yapılaşmaları önlerken yasal uygulamaları hayata geçirecek kalıcı tedbirleri..
Kenti pejmürde görünümünden kurtaracak “tertip ve düzeni!”
Sürüler halinde dolanırlarken koskoca ordu haline gelmiş sokak köpeklerinin barınaklara yerleştirilmelerini…
Yolların sokakların aydınlatılma sorunlarının giderilmesini… Hep bekliyoruz…
BU GÜNE KADAR: Sn. Arter istihdamlarını yaptı! Sekiz ay boyunca Belediye binasında ziyaretçilerini ağırladı! Sonrasında iadeyi ziyaretlerde bulunmaya başladı! Arada bir “Allah nazardan saklasın” dediğimiz tramvay projesinden söz etti… Falan… Bizse hâlâ bekliyoruz: “Ne zaman işe başlayacak!”