Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şeffaflığın tepelenmesi: (Halktan ve medyadan kaçırtılan olaylar haber kirlilikleri ve kriz yaratıyorlar!)

Diklimize pelesenktir! “Şeffaflık!” Uygulanmaması, baştan savılması hiç önemli değildir! Önemli olan “demokrasi”, “Anayasal haklar” “fikir özgürlüğü” gibi iddialı ifadelerimizin yanı sıra “şeffaflığın” da siyaset lügatimizde yerini almasıdır! Üstelik hem “cazibeli” kelimedir hem de her daim işe yaramaktadır!

Mesela her seçim kampanyasında siyasi partilerin baş tacıdır! Halka dönüp vaatlerde bulunmaya başladılar mı ilk lafları “şeffaf” olacaklarıdır! Her iktidar “şeffaflık” sözü ile başlar göreve! Ve ne zaman icraatlar tepe taklak gitse “şeffaflık” gelir gündeme!
NEDENSE BU KEZ KAÇIRILDI! Kaç gündür başımızdan kıçımıza kadar Türkiye Futbol Federasyonu ile Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nun tartışmalarının peşinde koşuyoruz! Uğruna yapmadığımız yorum, dışta bıraktığımız tek değerlendirme kalmadı! Bu vesile ile TC-KKTC ilişkilerinin çarpık yanlarını da fırsat bu fırsat diyerek ortalara koyduktu ki… “Oh be” dediğimizin siyasi mastürbasyonuna varırcasına!
Oysa neymiş olay? Medyanın mal bulmuş mağribi gibi üzerine atladığı olay meğer “birbirlerini kınama ve suçlama” aşamasına kadar gelmiş “Hükümet Başkanı” ile “Yardımcısı” arasında pişirilip tartışılmış olaymış! Artı üçüncü muhatap olan KTFF’nin de bilgi ve haberleri gerçeklerinde!
Nitekim S. Denktaş’ın açıklamalarından anlıyoruz ki meğer TFF’nın FIFA’ya gönderdiği KKTC’de temsilcilik açma konusunda büyük gürültüler kopartan “mektubu,” bizzat taraflarca varılan bir mutabakat sonucuymuş! Nitekim Lefkoşa’ya gelen ve Hükümet kanadı ile Demirören ve Sertoğlu’nun da katıldığı Cumhurbaşkanlığı toplantısında sorunun FIFA kuralları esasında çözümlenmesi için varılan bir kararmış!
Pekala neden sorun olmuş nereden kaynaklanmış? İddia şu: “Sertoğlu’nun, S. Denktaş’ın yani hükümet kanadının KTFF’nın bu girişimlerine ortak olmak istemesinden!” Algı bu imiş! Şaşmaz mısınız? Çünkü:
TANINMAMIŞ KKTC’DE OLANLARA BAKIN: Bir yanda KKTC’nin “yürütmesi” durumundaki hükümet kanadı öte yanda tanınmamış devletin “tanınmış” gibi hareket ederken kendini “siyasi irade” üzerinde bağımsız ve egemen olarak niteleyen KTFF!
Ortada evet bir FIFA var! Evet bir TFF var! KTFF var! Ve tabii ki kırk yıldır kendini halkına bile kabul ettirememiş bir KKTC hükümeti var! Fakat ne yok? Şeffaflık! Halka yerinde ve görev bilincinde yapılmayan yahut özellikle “kaçırtılan” açıklamalar! Dolayısıyla yaratılan haber kirlilikleri!
İşte geçtiğimiz günlerde memleketin altını üstüne getiren insanları tedirgin eden bu Mızıkacıların kopardıkları gürültüleriydi ki hâlâ kulaklarda zonklamakta!
VE HATIRIMIZA GELDİ: “Artık bu ülkede kurumsallaşmalıyız” diyorlar! Çok iyi! Çünkü ilkokuldaki çocuklara bile öğretiyorlar: “Devleti kurumları yüceltir. Yoksa iktidarlar hep gelip gidicidirler!”
Bizim kaç gündür Ankara’yı da potaya koyarak söylemek istediğimiz budur. Çünkü UBP dönemlerinden beridir bu ülkede hakim olan yönetim anlayışı “ben yaparım olur” üzerine sistemleşirken, “kurumlaşmaya” fırsat bulamayan organlar da “sen her istediğini yapamazsın” tepkisi ile karşı çıkıyorlar! Şeffaflığa da bu yüzden gerek duymuyorlar çünkü her zaman birbirlerine kazık atmak fırsatı kolluyorlar! Bu nedenle perde gerileri her zaman makbul oluyorlar! 
KISACA: KKTC hâlâ sallan yuvarlan bir devlettir! Kendi içindeki sorunları çözememiştir, buna karşılık dıştan himmet ve destek beklemektedir! Çok bekleriz!                    
**********      
Kısaca takıldığım: “Turizmimizi pastelli bademle mi tanıtacağız?” yitip giden fırsatlar!

Bir süre önce KKTC dünyanın en büyüğü olan Berlin’deki ITB Turizm Fuarına katıldıydı. Bu vesileyle konuşma değil, “yakınma” gereğini duyan Turizm Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu şöyle diyordu: “İki kilo badem, sucuk, pastelli, zivaniya ile turizm nasıl kalkınır?..”
“Lafa bayıldım” diyeceğim ama hayır! Aksine ayıldım! Üstelik laflar sürekli nakaratı ile kafamın bir köşesine çakılıp kalmışlar, gitmiyorlar, sürekli gözlerimin önüne geliyor:
O DÜNYA FUARINDA: Aşıkoğlu diyor ki geçen yıldan daha küçük bir stant! Ve başlıyorum hayale: Tutun ki bir oda büyüklüğünde! Ortalarda bir yerlerde uzunca bir masa, masanın üzerinde iki kilo badem, pastelli, sucuk, bir iki şişe zivaniya!
Duvarlarda KKTC turizmi ile ilgili fotoğraflar. Oteller, deniz, güneş ve tarihi eserler…
Ortalarda görevli kızlarımız belki… O bademlerin pastellilerin önünde ellerinden geldiğince gülümsemeye, gelip geçenlere “KKTC turizmi işte bizim kadar şirindir” imajını vermeye çalışıyorlar! Başka ne yapsınlar ki?
AYAZLANAN GERÇEK! “Fukara devletin fukara reklamı bu kadar olur” mu diyelim? Yoksa “altı da bir üstü de birdir yerin, arş yiğitler vatan imdadına” diyerek Berlin’in altını üstüne mi getirelimdi? Tabii ki ikincisi!
Fakat ne diyor Aşıkoğlu? Turizme ayrılan bu bütçe ile KKTC turizmi kalkınmaz sadece baltalanır!” Ve tabii Maliye Bakanı’nı işaretliyor “suçlu ayağa kalk” dercesine!
Hadi biz de soralım: Hani turizm KKTC’nin lokomotifi olacaktı? Lokomotif olacak turizmin 2015 yılı bütçesi 17 milyon TL mi olur? Dünyanın en büyük turizm fuarına böyle mi katılınır? Zaten ne diyor Müsteşar? “Maliye “turizme para vermek istemiyor!” Demek ki gözden çıkartılmış. Kumarhanelerle vaziyetler idare ediliyor!
BUNU ANLADIKTAN SONRA ŞUNLARI DA ANLARIZ. Eğer bir devletin dışa sunup pazarlayacağı bir turizmi bile yoksa kendi halkına hangi güzellikleri ile varlık değerlerini layık görecektir? Nitekim görmedi: Çarpık yapılaşmalardan sahillerin yağmasına, yıllarca oyulan dağlarından tepelerine, yakılan ormanlarından harcanan topraklarına kadar!
Halâ devam ediyor: Rant ekonomisine dayalı inşaatların adı “kaçak yapılar!” Nereye gitseniz gözlerinize batıyorlar: Barakalar, derme çatma tesisler, üstünkörü taş yapılar… Kuzey’in sahilleri, gelecekte mesire yeri olacak ormanlık alanlar hep bunlarla dolu. Pek çoğu mahkemelik ama mahkemeler de bir ömür boyu! Sonuca varmaları için geçirilen zaman, memleketi çoktan götürmüş! Kaldı ki yıkılanını da gören olmamış!
YA ÖTESİ TURİZM. Şimdilik ülkeye girenle çıkanların kelle hesapları yapılmakta! TC’de iki üç kişiyi temizleyip öteki dünyaya postaladıktan sonra KKTC’ye kaçan da turist, iki günlüğüne otele kapanıp kırk sekiz saat kumar oynayan da turist!
YİNE TÜRKİYE’YE SIĞINACAĞIZ: Bir süre önce “turizmciler” salık verdilerdi. Şuradan hani milyonlarcası ile Antalya’ya yahut Güney sahillerine gelen turistlerden çok değil, bir milyonunu iki üç gün KKTC’de konaklatma imkânı yaratsak (eğer fırsat bu fırsattır deyip kazık atmaya kalkmazsak) KKTC ihya olur…
NİTEKİM: Mağusa’ya Lefkoşa’ya her gün Güney’den onlarca otobüs dolusu turist gelmektedir. Fakat hâlâ bu gelen turistleri bile doğru dürüst karşılayacak, ilgilerini uyandıracak, en azından bir yerlerde daha çok kalmalarını sağlayacak olanakları yaratamadık! Hep “siyasi çözümsüzlüğe” sığınıp “kadersizliğimize” ağlıyoruz!
NİHAYET: Bu “kadersizlik” o kadar tavan yaptı ki Berlin’deki fuara pastelli, badem zivaniya ile katıldık!