Zaten bu memlekette herkes üstüne vazife olmayan işlerle uğraşır. Ben de üstüme vazifeymiş gibi “geçen hafta”nın olaylarına bakarım! Ya aklayıp paklamak yahut karalara çalmak için! Nitekim geçen hafta umutsuzluk tavan yaptıydı. Her ne kadar bizim bazı aklıevvellerimiz “TL’ye bağımlı olmasaydık başımıza dolar heyulası çökmeyecekti!..” “Eğer TC’ye bağımlı olmasaydık bu felâketleri yaşamayacaktık!..” “Eğer Türkiyesiz Kıbrıs’ta Rum’la anlaşma olanağı yaratsaydık şimdi doların bile canına okuyacak Kıbrıslılar olacaktık!..” Yorumlarını yapıp değerlendirmelerde bulunmuşlarsa da “kusurlarına” aldırmadan sorunun büyük bir dünya sorunu olduğunu anladıktı.
Ve bir kez daha anladıktı ki “globalizm” genişleyip büyüyüp dünyayı sardıkça, “büyükler daha bir büyüyecekler, küçükler daha bir küçülecekler!” Ve sonuçta gün gelecek tüm dünyanın egemeni iki üç büyük ülke kalacak! (Gel de Marks’a inanma? Ne diyordu adam? “Gün gelecek dünya kapitalizmin doruğuna çıkacak, makineleşme işsizliği azdıracak ve proleter kesim isyan edip her şeyi yeni baştan kuracak. Kurulacak olan yeni sistem ise Komünizm olacak! Böyle giderse bir gün olacak galiba!)
KISACA: Geçen hafta önümüzdeki haftalarda da devam edecek olan doların yükselişi nedeniyle dövizle borcu olanların “hayatlarının kararması” devam edecektir! “Bir kez daha büyük balıklar küçük balıkları yutacak” diyelim ve Davutoğlu’na gelelim
ULUSLAR ARASI KONFERANS MI? Geçen hafta Ban Ki -moon’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Ban Ki-moon planına ihtiyacımız olduğunu söylemiş ve en kısa zamanda Uluslararası Konferans toplanmalı” demiş! Geçmişte Rusya ve “blok”unun diline pelesenkti bu “uluslararası konferans!” Bizse ne zaman bu tip haberlere toslasak “Allah muhafaza” derdik çünkü o sıralarda Kıbrıs’a yakıştırılan ad “yedi kocalı Hürmüz”dü! Zaten iğfal etmeyeni kalmadıydı bir de Uluslararası platformlara ittiniz miydi varın siz tahayyül edin ne olacak hali vaziyetleri! Kaldı ki içeride yeterince kepçesi de vardır karıştıranı da!
Fakat bir zamanlar başarısız Dışişleri Bakanlığından Başbakanlığa gelmiş Davutoğlu bunu da önerdi! Ki öylesi bir konferans olduğunda boynu ilk altında kalacak olanın yine kendisi olmasına karşın!
Kısaca şunu söylüyoruz. “Türkiye’li İngiltere’li Yunanistan’lı falan olur da öyle genişletilmiş şekliye hele Rum’un ne yapıp edip Rusya’yı da içine katacağı bir Uluslararası Kıbrıs konferansı hele Türkiye’nin bugünkü dış politikadaki zafiyeti göz önünde bulundurulduğunda iyilik değil maraz çıkarır…
**********
Kadınlar isterlerse başarırlar: (Kaderleri erkeklerin ellerinde değildir)
Dün “Kadınlar Günü”ydü. Bir yanda sevgiler yükseliyordu öte yanda şarkılar!.. Ağıtlar yakılıyordu bir yanda, alkışlanıyordu öte yanda!.. Bir yanda kadersizlikleri, ezilmişlikleri söyleniyordu öte yanda ne kadar çok başarılı olduklarının menkıbeleri anlatılıyordu! Ve feryatlar kopuyordu gazete sayfalarından: “Kadına şiddete sonnn!”
Kadınlar günü dolayısıyla yükselen sloganlar isyankârdı: “Kadın ikinci sınıf! Kadın kadersiz! Kadın erkeği tarafından şiddete maruz kalan! Kadın işsiz! Kadın erkekler tarafından dışlanan, horlanan, erkeklerin koyduğu ambargolar altında hayatları mahvolan insanlar… Vah kadınlarrr!..”
O ZAMAN SİBER’İ NEREYE KOYACAKSINIZ? Hangi kadın kategorisine? Meselâ o büyük savaşçı Jan Dark mıdır diyeceksiniz? Daha 1947’lerde öğretmenlerim olan kadınları bilirdim… Nahide hanımlar, Müjgan, Tekiye, Növber hanımlar… İki buçuk kemerli sundurmalı evimizde hurma dallarından zembil yapan anacığımın zembillerini Maraş Bandabuliya’sında satarken bilirdim ki anamın teriyle kazanılan o iki kuruş evimize katkı olacaktır. Köylerde sabahın köründe erkekleri ile tarlalara bahçelere koşan kadınları bilirdim… Bugün de dairelerde, marketlerde, hastanelerde, okullarda, mahkemelerde, kendi işini kendi işyerlerinde yaparken sizi güler yüzleriyle karşılayan kadınları da biliyorum…
Çocuklarını sabah okullara, derslerden derslere taşıyan anneleri bilirim… Ki o Anneler gün gelir kocalarını taşırlar siyaset kulvarlarında. Mesela Eroğlu’nun arkasındaki en büyük güç kimdir bilirim? Hangi politikacının dayanağı değildir ki karısı, onu da bilirim?
SİBEL SİBER’E GELİNCE: Geçmişte de yazardım. “Vah kadın ah kadın” diye diye erkeklerin himmetine sığınılarak sağlanacak haklar değillerdir “kadın hakları!” Üniversite mezunu olmayanın kalmadığı kadınların, artık kendi kaderlerini kendilerinin çizmesi gerekir! “Gerekirse parçalayarak, (erkek gibi diyeceğim kızacaksınız ama) erkek gibi hedefine koşarak… Oysa kadınlarımız erkeklerini taşımaktan hoşlanıyorlar! O zaman “kadın geride kaldı” diye sızlanmamak gerekir!
İşte Siber Siber. Hadi deyin bakalım: “Ama o farklıdır!” Nedir pekala farkı? Kadınsa kadın hem de etrafa yaydığı samimiyeti, kurduğu empatisi, dağıttığı gülüşleri, aydınlık yüzü, verdiği mesajları ile… Fakat bu davranışlarının hiç birisi erkekçe değil! O kadar değil ki eteğini bile pantolona değişmedi… Kadınca çıktığı siyaset kulvarında kadın olarak koşuyor… Nereye? “Cumhurbaşkanlığına!”
Demek ki kadın Cumhurbaşkanlığına aday olabilecek kadar “kadın” olabiliyor bu memlekette!
OYSA: Bu büyük gerçek yaşanırken bakıyorum da yine erkeklerin marifeti olmalı, “güçlü ve egemen erkek” ispatında sürekli “kadının kendilerinden sonra ikinci sınıf talihsiz yurttaşlar” olduklarını söyleyip dolayısıyla “kadının korumacılığına” sıvanıyorlar! İçgüdüsel bir olay! Ki ilkçağlara kadar hani şu filmi de çekilen “Aya”ya kadar gider! Söylemek istediğim şuydu. “Kıbrıs’ta kadın sorunları vardır elbet. Fakat erkek sorunları olduğu kadar! Kadın eğer isterse istediği yere de gelir, başarılı da olur… Zaten olmaktadır…
**********
Kısaca takıldığım (KKTC’de üretilen her şey Mersin’de üretilmiş gibi kabul edilmelidir – TC ile serbest ticaret anlaşması kaçınılmazdır!)
Geçen hafta TC-KKTC ekonomik ilişkilerine yönelik Sn. Akça’nın bir konferansından alıntıları sütunuma taşımıştım.” Ki Akça bir yandan “biz size aktardığımız kaynağın denetimini yapmıyoruz bu size ait bir sorun” diyordu, öte yandan “2010-2012 yılları programında özel sektörün güçlendirilmesi amaçlanmıştı” vurgulamasını yapıyordu. Ve tabii ekliyordu: “Geçmişe göre daha iyisiniz!” O geçmişi çok değil mesela Eylül 2014’ten şöyle bir tarayarak günümüze geldim bakın “gelişmişliğimiz” adına nelerimiz var.
Eylül 2014’te ticaret açığımız 614 milyon dolara fırlamış!
Ekim’de mahkemelik borçlarımız 780 milyon TL’ye çıkmış! Yerel bütçe açığımız ise 276 milyon TL olmuş!
Aralık 2014’te iş insanlarımız feryat ediyorlardı. Eğer etkin tedbirler alınmazsa 2015 yılı 2014 yılından daha beter olacaktır! Öte yandan ödenmeyen Krediler 800 milyon TL’yi aşıyordu!
Ocak 2015’te Merkez Bankası’ndan bir açıklama yapıldıydı: “Tasfiye halindeki borçlar (tahsili gecikmiş alacaklar) 11 ayda yüzde 16.19 oranında artarak 873 milyon TL’ye ulaştı! 832 milyonluk kredi ödenemedi!
Ocak 2015: Ticaret açığı 1.03 milyar doları aştı! (Eylül 2014’de 780 milyondu!)
BU İŞTE BİR YANLIŞ OLMALI: O da şudur. KKTC ekonomisi bazı görüşlerine katılmasam da KTÖS genel Sekreteri Elcil’in dediği gibi “toz pembe” değildir. Bu da sadece bizden değil, direkt TC’den kaynaklanan bir sorundur! Çünkü bizi ambargolara karşın ikinci bir ambargoya tabi tutmakta, Mersin Gümrüğünden bile geçirtmemektedir.! Oysa bize TC’den protokoller değil, “iki ülke” arasında yapılacak Serbest Ticaret Anlaşması gerekmektedir…
































