Siyasi sorunun kuyruğunu çekeceğiz, beceremiyoruz! Hâlâ içimizde bir korku var: “Ya bir gün nihai çözüm olur da kaybedersek!” Neleri?
Köyümüzü… Evimizi… Toprağımızı… İş yerimizi… Ağaçlarımızı… Bahçemizi… Egemenliğimizi… Özgürlüğümüzü…
“Hadi canım sen de” demeyin! Nitekim Annan Planı Kıbrıs Türk halkına kazandırmıyordu! “Elindekilerin bir kısmını alırken, Kuzey’deki egemenlik hakkını da buduyordu! Rum “planı” kabul etseydi kazanacak mıydı? Şüpheniz olmasın! Ki en büyük korkumuz “Rum’la birlikte Federal Devlet’in yönetimine azınlık toplumu olarak katılmamız değil, Türkiyesiz kalacak adadaki Türk halkının Rum’a ne kadar güvenebileceği sorunuydu. Hem siyasi hem de ekonomik yönden.
ANCAK BUGÜN DURUM FARKLIDIR: Aradan kırk yıl geçmiştir ve iki “kuşaktır” Kuzey’i “yurdu” olarak tanımladığı gerçeklerde “varlık” olduğuna inanmaktadır… Kısaca düzenini bozmak istememektedir! Elindekileri yitirmek istememektedir! Anayasa, seçme seçilme hakkı ile Meclis gerçeğine dayalı siyasi erkini Rum’la paylaşmak istememektedir! Belki göçü babaları dedeleri gibi tanımamıştır ama durup dururken yeniden göç etmek zorunda kalmak istememektedir!
FAKAT: Çözümü istemektedir! İşte sorun! “Nasıl çözüm?” Dillerimize pelesenk oldu da cevabını masa başındaki müzakereciler de veremiyorlar! Çünkü iki tarafın da kendi çıkarları ile kazanımlarını güvenceye alacak bir çözüm gitgide uzaklaşmaktadır. Tek bir nedenden dolayı:
ÇÜNKÜ: İki halk da kendi bölgelerinde kendi düzenlerini kurmuşlar birbirlerine ihtiyaç hissetmeden yaşamaya çoktan alışmışlardır… Bu kemikleşmiş süreci yeni bir çözümle alt üst ederseniz “çözümü değil, bir kez daha çözümsüzlüğü davet ederseniz!”
Gene de modaya uygun olarak “çözüm isteriz” diyelim! Ki dünya alem ne kadar barışçı ve çözüm meraklısı olduğumuzu anlasın! ********** Ülkesel Fizik Planı (Memleketi haşat eden 25 yıl geldi ve geçti!)
Düşünün: Çalışmaları 1989 da başladı. 55/89 sayılı İmar Yasası gereği iki yılda tamamlanacaktı. Adı “Ülkesel Fizik Planı” idi! Tam 21 yıl sonra ve “nihayet” 2010 yılında anca hazırlandı! Ve tabi demokratik olması için Mesleki Kurum ve Odaların falan tartışmalarına açıldı! 2012’de planla ilgili danışma süreci başladı. 2014 Mart ayına kadar süresi uzatıldı ve Kasım 2014’te Bakanlar Kurulu’na sunuldu! Ve tabi iade edildi çünkü henüz “hiçbir işe yaramayacak ucubeye dönüştürülmediydi!”
DOLAYISI İLE: “Ülkesel Fizik Plan” denilen bu planı son bir operasyonla yolunmuş kuşa benzetmek için KTMMOB, Müteahhitler Birliği, Ticaret Odası, Sanayi Odası, Çevre Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Belediyelerin de inceleme, görüş ve önerilerine sunuldu. Ve her “birimle” yetkili ve sorumlu “örgütler,” memleketi kendi “çıkar ve gereksinmeleri içinde” parsel parsel bölüp doğradıktan sonra nasıl “kullanabileceklerinin önerilerini” planın ucuna iliştirerek Şehir Planlama Dairesine gönderme kararı aldılar! Bu plan tam 700 sayfaymış!
YİTİRİLEN ZAMANLAR: Tutun ki 25 yıl! Yirmi beş yıl önce bu memleketin planlı programlı gelişimi için “Ülkesel Fizik Planı” yapmaya karar verdilerdi! Bu süre içinde ne oldu ama?
Memleketin dağları taşları sahilleri ormanları kıyım kıyım kıyım kıyılarak çarpık yapılaşmalara açıldı!
Ekilip biçilecek topraklar rant ekonomisi içinde öbek öbek yeni inşaatlarla doldu!
Türk’ün tapulu malları bir gün Rum’a tazminat olarak verilir düşüncesinde “Emirnamelerle” atıl duruma sokulurken, Rum malları parsel persel villalar, apartmanlar için peşkeş çekildi!
Halkın sahillerden yararlanmasına yönelik Anayasal hakkına karşın, memleketin tüm sahilleri popülist ve partizanca tutumlarda yağma Hasan’nın böreği gibi elden çıkartılarak konutlar, çarpık tesislerle dolduruldu!
Bu süre içinde kentler el yordamıyla kendi kendilerine büyürken ortaya bir daha düzeltilmesine imkân olmayan çarpık yapılaşmalar çıktı!
Kısaca bu süre içinde Kıbrıs Türk halkı, Kuzey coğrafyasını ve pek çok “varlık değerlerini” kaybetti!
ŞİMDİ ELDE KALANLAR DA GİDECEK. Nitekim “Ülkesel Fizik Planını” beğenmeyen örgütler bu kez kendi önerilerini de ekleyerek “eh şimdi az biraz bir şeye benzedi” dediler!
Fakat bunu yapmadan önce sanki 25 yıldır bu ülkede değillermiş gibi “tüm toplumu ilgilendiren bu olay nasıl oldu da toplumun paydaşına sunulmadı” diyerek hayretle şikâyette bulundular! Oysa ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bildikleri halde onca yıl ses çıkarmadılar çünkü plansızlık ve kuralsızlık nedeniyle her istediklerini istedikleri gibi yapabiliyorlardı! Vakta ki iş ciddi uygulamalara dayandı bu kez yeniden ayağa kalktılar!
…Tabi 700 sayfalık bir çalışmayı gazete haberlerinden aktarıp değerlendirmek mümkün değildir. Fakat KKTC’nin 40 yıldır kanar, çarpık yapılaşma, rant ekonomisi şikâyetleri gök kubbemizde yüz karamız olarak çınlarken ses çıkarmayıp Ülkesel Fizik Plan çalışmalarını görmezden gelenlerin, şimdilerdeki müthiş eleştirilerini anlamak doğrusu mümkün olmuyor! Ki bu çarpık yapılaşmalarla harcanan topraklar, yağmalanan sahiller bir kısmı da saye’yi eserleridirler! **********
Kısaca takıldığım (YÖK’ün aldığı karar üniversitelerimizi olumsuz etkileyecektir!)
Yıllarca “kalite” dedik! Bakkal dükkanı açar gibi üniversite açılmaz dedik! Müracaat eden her öğrenci üniversiteye giremez dedik! Üniversiteleri lise düzeyinden öteye götüremeyecek çapsız ve eğitimsiz öğrencilerle “yüksek öğrenim” olmaz dedik! Öğretim görevlilerinin kesinlikle çok kaliteli olmaları gerekir dedik!
Olmadı! Olmadı ki “12 Şubat’ta YÖK Genel Kurulu’nda alınan bir kararla artık yurt dışındaki üniversitelerde tıp, hukuk, mühendislik gibi bölümlerde okumak isteyenler Türkiye’deki sınavlara katılacaklardır!” Aranan şartlar ise şunlar: Eğitime başlayacakları yıl YGS ile LYS’ye girmiş olmaları… Tıp doktorluğu sıralamalarında ilk 40 bin, hukukta ise ilk 150 bin öğrenci içinde yer almaları… ÖYS kılavuzunda yer almayan bölümlerde okuyacakların ön lisans için en az 140 lisans için 180 puan almaları… Vesaire…
Yani artık yağma yok deniyor! Sen elifi görsen mertek zannedeceksin! Fakat KKTC’ye geldin mi ve parayı bastırdın mı istediğin üniversiteye kaydını yaptıracaksın! Sonra da TC’ye gidip tıbbın da hukukun da mühendisliğin de canına okuyacaksın!
KALİTE YİNE KALİTE DİYORUZ: Dikkat etmezsek bir gün yerden mantar gibi biten üniversitelerimizden ancak bir ikisi ayakta kalır! Kısaca Üniversiteler imajımızı hem kayıt yaptıran öğrencilerin hem de verilen eğitimin kalitesizlikleri nedeniyle çizdik! Bunun ispatı YÖK’ün aldığı bu son kararıdır!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























