Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi sorun niçin gündemden düştü! (Bundan sonra amaç kuzeydeki hayat hakkına bağlı çözümdür)

Siyasi Sorunun gündemden düşmesi sonucunda,  sosyo ekonomik sorunların  gündemin başına geçmeleri sürpriz olmamalı. Buna karşın ille de sürpriz aranacaksa  şu değerlendirme yapılabilir:
1974’ten beridir siyasi sorununun çözüm beklenti ve umutlarına motive edilmiş  Kıbrıs Türk halkı bir yandan da geçen kırk yıl içinde kendi coğrafyasının patronu oldu.  Artı Kıbrıs sorununun 1974’ler öncesini yaşamadığı için  o geçmişi “bilmeyen”    yeni bir nesil yetişti!  
Bu nesil  Kuzey Kıbrıs’ı doğup büyüdüğü vatan olarak kabul ederken “aidiyetini” de  KKTC olarak belirledi.
Ve çözüm olsa bile “Kuzey ile Güney gerçeğinin” siyasi kalıcılığında devam edeceği inancını pekiştirdi.
Dolayısıyla geçen yıllar itibarı ile “çözüme bağlı hayat hakkı” değil,  “Kuzey’deki hayat hakkına bağlı bir çözüm gözlemeye başladı.”
KAŞARLANMIŞ BAZI POLİTİKACILAR BU METOFORU  GÖRMEK İSTEMEDİLER:  Oysa değişim özellikle 2004 yılından sonra çok hızlı gerçekleşti. “En mükemmel”  olarak sunulan Annan Planı’na dayalı  çözüm umutları yerini çözümsüzlüğe bıraktığında şu anlaşıldı:
Türk halkı çözüm umutları peşinde koşarken çok zaman kaybetti!
Rum tarafı ise  “sürekli ret ettiği çözüm planları”  ile devlet oluş avantajını kullanarak çok şeyler kazandı!
Türk tarafı  “önce çözüm sonra kalkınma” ataletinde parmağını oynatmadan sadece Ankara’nın parası ile ayakta durabilirken…
Rum tarafı kalkınmakla kalmadı  AB’e de üye oldu!
ANNAN PLANIN REDDİ TÜRK HALKININ UYANIŞI OLDU:  Ki Kuzey Kıbrıs’ta şu anda  “varlık”  olarak neysek tümü de 2004’ten sonra gerçekleşti. Tutun ki Kuzey’de yeni bir  “KKTC doğdu!”  Ancak kendilerini hâlâ 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarından kurtaramayan  o    kaşarlanmış statükocu politikacılar bu kez de halkın önüne  “birleşik Kıbrıs”  formülü koydular! Sonra  da “virgin” yani  bakir çözüm gibi saçma sapan bir siyasi  düşünceyi  allayıp pullayıp  “Birleşik Kıbrıs”  efkârına sardılar! Arkasından da  koskoca bir kuyruklu yalanı sarkıtarak “bu adada Türklerle Rumlar asılarlarca kardeş kardeş yaşadılardı” dediler.  Dolayısıyla bazı gençlerin kafasına şu imajı çakmaya çalıştılar:  “Türkiye 1974’te   Barış Harekâtı ile  o kardeşliği berhava etti!”  
BUNLARI NEDEN YAZDIM.  Yapılan bir anketle anlaşıldı ki Kuzey Kıbrıs’ta artık siyasi çözüm beklentileri  gündemin başında değildir!  Buna karşın  aş,  iş,  yaşam hakları arayışları  öne çıkmaktadır. “Öyle olması da çok doğaldır” dedik çünkü artık Kuzey olası çözümle bile değişemeyecek kadar  Türk halkının  yurdudur…
Her zaman yazarız:  Bu gerçeği Rum tarafı görüp anlarsa çözüm şıp diye olur!             **********       Devletçiliğin  raconu düşerken: (Özelleştirmelere de alışacaksınız!)
Hep birlikte ağlaşıyorlar!  (Ben gülüyorum!) Üstelik artık manşetlere çıksa bile olayla ilgili haberlerini okumuyorum!  Şu Ercan Hava Alanı ihalesinden söz ediyorum.  Mesela Sn. Yorgancıoğlu şaşkın ve muzdarip! Ahaliye meram anlatmaya çalışıyor:  “Ben ihaleyi hükümet oldukta kucağımda buldum. Söyleyin ne yapabilirdim”  diyor!
  Yardımcısı Serdar Denktaş ise demeç üzerine demeç patlatıyor:  Ben ihaleyi iptal etmek istedim ama kimseler dinlemedi! Bakın nasıl haklı çıktım. İstimlâk nedeniyle yirmi bin ağaç kesilecek…”
Fakat hem Başbakan hem de Yardımcısı bir görüşte buluşuyorlar:  “Taşyapı direktörü Emrullah Turanlı devleti alilerimize kazık atmış!” Mesela diyorlar ki “Taşyapı kazanıyor Devlet kaybediyor!”
Allah Alah!  Eğer Taşyapı kazanmayacak olsaydı neden bu ihaleye girsindi!  Tabi ki kazanacak.  Ha! Devlet kaybetmişse  “kaybettiren ne Taşyapı’dır ne Turanlı! Halkın seçip devletin kaderini ellerine teslim eden  “yöneticilerimizdir!”
BİR MUSİBET, BİN NASİHATTEN EVLADIR!  Şimdi eğri oturup doğru konuşalım:   (Lafım gelip giden tüm hükümetleredir.)          Bugüne kadar  KKTC’yi “devletçi zihniyetle idare ettiniz!  Dolayısıyla devlet sektörlerini elinizin altında tuttunuz! 
Her seçim döneminde elinizin altındaki bu sektörleri  istihdamlar vaatleriyle  seçim sandıklarına yansıyacak “oy tahvilleri” haline getirerek  tepe tepe kullandınız! 
Nitekim.  Bu yollarda batırmadığınız ne ETİ kaldı ne KTHY kaldı! 
Elde  kalanları da batırma yollarında sıraya koydunuz!  Mesela DAÜ!  Ki yolunuzun yolcusu olmaya adaydır!
Vakta ki TC ile imzaladığınız Ekonomik protokole tosladınız ve de  “ya uygulayacaksınız ya uygulayacaksınız”  ültimatomları ile sıkıştırılmaya başladınız,  Ercan ihalesinden kaçamadınız. Doğrusu iyi de yaptınız! Çünkü size kalsa o Ercan’ı ne yapar eder benzetirdiniz! Falan…
ŞİMDİ GELELİM SADEDE:  Bugüne kadar çok başarılı bir popülizmle Hükümetler olarak  “sütçü de oldunuz patatesçi de! Hayvancı da oldunuz hellimci de! Elektrikçi de oldunuz  telefoncu da!          Mesela şimdilerde bile  ihale ile kaptırdığınız hava alanının arkasından, “gitti  park yerinin paraları” diye üzülüyorsunuz ama sizin marifetiniz olan ve ortalarda güvencesiz kalan GAST çalışanlarından söz etmiyorsunuz!
Demem şu ki bundan sonra  “bakkalcılığa tüccarlığa paydos.  Dört dörtlük devlet olmaya çalışılmalı ki  özel sektör sizin değil,  siz özel sektörün sırtına binesiniz!
     **********
Kısaca takıldıklarım:  (DAÜ’de yeni atraksiyonlar başlıyor)       
Hem DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı hem de Mağusa Belediye Başkanı olan İsmail Arter, kampüste gazetecilere verdiği bir yemekte  “Üniversitenin  sıkıntılarının en önemli nedeni kurumsallaşamamasıdır”  dedi!
Eee,  bırakmıyorsunuz ki kurumsallaşsın! Rektör Özay Oral’dan beridir bir yandan kampüsteki sendikalar  öte yandan gelip giden iktidarlara bağlı Vakıf Yönetim Kurulları “DAÜ’yü biz yöneteceğiz”  diyerek sağa sola çekmekten lime lime ettiler hâlâ uğraşıyorlar!
Son numara Üniversite senatosu tarafından seçilen Rektörü çatır çatır yiyerek yerine VYK’nın tercihi olan  bir vekilin getirilmesiydi!
Öte yandan deniyor ki “mevzuatlar güncellenmemiş!” Üstelik aylar geçti hâlâ o söz verdikleri yeni yasa da yapılmadı!  Yapılmadı çünkü mevcudu zaten iyi olanıydı dolayısıyle gerek “yenisine” gerek yoktu!  Fakat neydi ama tezgâh? Rektör Öztoprak’ı yiyip iktidarın “bendesi” olacak bir yeni Rektörü  atamaktı ki  “kalk otur” dendiğinde  “kalkıp otursun!”  Yeni yasa ile mutlaka bu da başarılacaktır!               *****         Tolgay ve Moreket’i kutlarım
Refiklerim Ahmet Tolgay ile Mehmet Moreket’in KKTC’den iki gazeteci olarak “TÜRKSOY  Basın Onur Ödülü’ne layık görülmelerini” içtenlikte kutlar, başarılar  dilerim.