Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Havanda su dövüyoruz: (çözüm TC ile AB’nin çözümünden geçer!)

Önce kabul etmeliyiz:  Havanda su dövüyoruz! Hemen her gün haberlerini gazetelerde ayazlatıp Tv. Ekranlarından yansıtıp, yahut bizim gibi  “köşemizin” daracık sınırları içinde her  gün  salatası ile çorbasını yapsak da  Kıbrıs siyasi  sorununun çözümüne tırnak kadar katkımız yoktur, biline! Çünkü yazıp söylediklerimizle eylemlerimizi   “anlamsızlaştıran”  o tek ve büyük etken rota değiştirmedikçe evet, havanda su dövmeye devam edeceğiz!
AVRUPA BİRLİĞİNDEN SÖZ EDİYORUZ:  Daha önce  “dikkat”  demiştik.  Çünkü sorunun asıl muhatabı olan KKTC  ile GKRY  arasında masa başında kurulacak  siyasi dengeler,  Türkiye ile AB hesaplaşmalarının olumsuz etkisinde kalmaktadır!
  Oysa  Annan Planı döneminde onca çetrefil tartışmalara hatta  iktidarını kimselerin yıkamadığı Denktaş’ın bile saf dışına itilip pasifize edilmesine kadar varan gerçeklerde, iki halk arkasına bakmadan referanduma gidecek kadar  “işi bitirdiydi!”  Bu oluşum Kıbrıs için bir mucize olmalıydı! Ne var ki olamadı! Yine de Kıbrıs Türk halkı ile  TC’nin  ve  AB’nin bir çizgide yan yana geldiler mi  “nelere kadir olabileceklerinin”  somut ispatını gördüydük… 
ŞİMDİ DURUMA BAKIN.  AB Rum tarafını üyeliğe almakla büyük yanlış yaptı!  Bu kadarla kalınsaydı  onca hata   “kadı kızında da var” denilerek  yola devam edilebilinirdi. Oysa:
1. Referandumdan sonra Rum tarafı AB’li oluşunun tüm siyasi argümanlarını ambargolarla birlikte en insafsız şekilde  Türk halkı için  kullanmaya başladı!
2. Türkiye referandumdan “hayır” çıkması sonucunda hayal kırıklığına uğradı ve üyelik sürecini  her yıl biraz daha soğuttu!
3. Dahası aynı  Türkiye Orta Doğu’ya yönelirken AB’ye de tekme sallamaya başladı! Dolayısıyla tepkileri üzerine çekti!
4. Rum tarafı AB ile TC ilişkilerinin gitgide bozulmasını  AB içindeki propaganda mekanizmaları ile kendi lehine çevirdi…
SON DURUMA BAKTIĞIMIZDA:  Yukarıda yazdıklarımıza ek olarak tutun ki  “TC ile AB ilişkilerinin yakın gelecekte normalleşmesi de beklenmemektedir. Dolayısı ile bu sürgit bozuk ilişkiler  Türkiye’yi hem kendi içindeki sorunlarında hem  Kıbrıs sorununda olumsuz etkilemektedir! Nitekim Doğu Akdeniz’deki MEB’lerle ilgili TC’nin AB tarafından da kınanması bu sürtüşmelerin sonucudur!
MÜZAKERELER BAŞLAMIŞ OLSA:  AB’nin büyük desteğini alan  Rum tarafı bu fırsatı kullanmak için  “arsızlıkları ile muzırlıklarına”  devam edecektir! Yani çözüm havada bulut sen beni unut!..  Çare şudur: Erdoğanlı Türkiye İsrail ile ilişkilerini düzeltir,  AB muktesebatına uygun demokratikleşme sürecini hızlandırır,  Kürt  sorununu çözecek adımları daha somut atmaya  başlarsa işte o zaman  Rum’a da “dur” diyen bir AB  görürsünüz. Ki unutmayın.  Bu AB damarına bastığı için    atılıp kapılan Çiras’a  daha iktidarının üçüncü günü  “aklını başına al”  diyen AB’dir!  Kısaca çözüm TC ile AB’nin çözümünden geçer…
     **********    

  Piramidin tepesi fena sallanıyor  (Aşağıdakiler salladıkça   şenlik devam ediyor!)
Geçtiğimiz hafta Hükümetin suya biraz daha   battığını seyrettiydik! Her halde hiç kimse bu aşamada  Devlet piramidinin “tepesinde” oturan Başbakanın yerinde olmak istemez. Çünkü   piramidin “tabanı” fena sallanıyor!
Oysa kural nedir?  “O taban sağlam ve güçlü olacak ki  tepedeki hükümet hem memleketi doğru yönetsin hem de istikrarı sağlasın…”  Fakat aksi oluyor:  Taban “tepeye” fena saldırıyor! Daha bir fenası o tepedeki Hükümetin ne kaçacak yeri var  ne de aşağıya inecek hali.  Tutun ki iktidarının esiri oldu!
NEDİR AŞAĞIDA OLANLAR?  Resmen isyan! Halk hareketi!  Geçen haftaya bakın hak verirsiniz!
Mesela:  Narenciyeciler artık buraya kadar deyip son çığlığı koparttıklarında  hükümet  “tamam”  dedi.  İşte primleriniz!  Ne var ki sorun hâlâ devam ediyor çünkü memnun edemedi!
Mesela ardından CAS çalışanlarının başkaldırılarını izledik. Ki artık sorunların çözümü şöyle oluyor:   Sendikalar,  STÖ’leri,  Mesleki kesimler, kısaca  sorunları olanlar,  bazen “motorize birlikleri,”  bazen “yaya,”  bazen  “yumurtalı”   ve de  “isteruz” naraları ile Meclis Kapısı ile Bakanların “Kapılarına”  saldırıyorlar.   İçerideki “yetkili makam sahibi”  kapı önüne çıkıp,   “tamam tamam isteğiniz  kabul edilmiştir”  demeden de saldırılarını sonlandırmıyorlar!   Sonunda “yetkili makam” kapı önüne çıkıp, sorunlarınızı çözülmüş bilin” diyor   ve o günkü şenlik  sona eriyor!
BİR İLK:  Ne var ki CAS çalışanları  “Devlet Güvencesi sözünün  ikili akitler  olarak yazılmasını” istediler işte o zaman “sabır taşlarını çatlatan” Başbakan Yorgancıoğlu’nun  “sabrı taştı!”   Ve kapısına dayanan çalışanlara,  “ben size gelin konuşalım dedim. Gidin eylem yapın demedim”  diyerek serzenişte bulundu!
İşte otorite böyle olmalı.  İlle de bir “kapıya” dayanacaksan usulünce dayanacaksın! Eğer muhatabın Başbakanlık makamı ise Başbakanlığın kapısına gideceksin. Meclis kapısı yahut ilgisiz kapılara değil!
ÖTE YANDAN MALİYE BAKANI İLE SENDİKALAR ANLAŞAMADI!  Hiçbir devrede anlaşamadılardı da belki bu defa mucize olur diye bekledik. Aaa!  Her yıl olduğu gibi oldu! 3. Kez oturdukları  “protokol masasında”  Maliye Bakanı Mungan ile ilgili sendikalar anlaşamadılar!  Yalnız bu kez de bir ilk yaşandı!
Maliye Bakanı Zeren Mungan zaten geçmişte de hiç anlaşamadıklarının bilinen gerçeklerinde bu kez “anlaşamayacaklarının”  ortamını peşin hazırladı!   “Ne verebileceğini yazdı, sonra yazdıklarını  okudu, ardından o okuduklarını sendika temsilcilerinin ellerine tut etti!  Onlar da  “Pööö, bunu  boş bir belge olarak kabul ediyoruz” diyerek toplantıyı terk etti!  Fakat  herkesler çok iyi bilmektedirler,  yakında büyük bir arbede kopacaktır.
VE YARIN GAZETELERİ ALIRKEN BAKIN:  Patatesçiler mi dayandılar Başbakan’ın kapısına yoksa Hayvancılar mı? Veya CAS çalışanları mı?  Yahut sendikacılar mı?..    Tabii sadece gazete haberleri ile yetinmeyin! Arada Meclis kapısı ile Başbakanların kapılarına  da göz atın. Oraları da hafta içi şenlikli olur.  Haydi iyi eğlenceler…       **********       

Kısaca takıldığım:  (Kanser ve trafik! İşte iki ölüm makinesi!)
Kıbrıs sorunundan da büyük sorun olabilir mi? Olur! Ölümcül sorunlar! Kanser  bir trafik iki!
Geçtiğimiz hafta yapılan açıklamalarda her yıl dünyada 8.2 milyon insanın  kanserden öldüğünü, 14.1 milyon insanın  da kansere yakalandığını öğreniyorduk! KKTC ise yirmi bir yılda 6 bin kişi ölmüş!  Büyük sayı! Şu sıralarda memleketimizde 8 bin kanser hastası varmış!  Bu daha büyük sayı! Buna karşılık Güney’de hasta sayısı 3 bin 500!
Neden Güney’i  bile geçtik kanserde?  Ve bu konuda ne yapıyoruz? Kanserden ölenlerin arkasından ağlamaktan başka!
TRAFİK SORUNU.   Tutun ki kanserin üstesinden gelemeyecek kadar çaresiz bir devletiz… Ya trafik sorunlarının?  Yitip giden canların, kazalardan dolayı heba olan servetin, yollarda yaşanan stresin, mahkemelerdeki meşakkatin, hastanelerde çekilen acıların,  her kaza sonrası aile bünyelerini sarsan huzursuzlukların açtığı büyük ve insani  yaraları kim sarıp,  faturasını kim ödeyecek?
Bunlara karşın  hâlâ trafik sorunları artarak devam ediyor! Bari “başardık”  diyeceğiniz bir sorunun çözümü  olsun. Hadi gelin bu da trafik sorunu  olsun!