Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Neden sorunumuzu dünyaya anlatacak “lobilerimiz” yoktur? (KKTC yalnızlığının unutulmuşluğunda karamsarlığa itilmiştir!)

Maşallah! Şöyle ucundan bir girin sorunun, kendinizi uçsuz bucaksız deryalarda kaybolmuş gibi hissedersiniz! Ne konuşmakla biter ne yazmakla! Futbol karşılaşmalarının yorumcuları bir, Kıbrıs siyasi sorunu yorumcuları iki! Bunlar için ne sınır vardır ne engel! Varsa eğer o da konuşa yaza dillerinin kuruyup ellerinde derman kalmamasıdır!
Eh! Eğer bir sorunu bir halkın bir asırlık çözümsüzlüğü olarak yaftalayıp “kaderinin varoluş savaşımı” olarak başucuna asıp seyrine bakarsanız, tabii ki yerlere göklere sığdıramaz, hiçbir şey devretmeseniz de nesillerinizden nesillerinize Kıbrıs sorununu devredersiniz!
NİTEKİM: Biz de hasbelkader bu nesillerin nesli olarak mübarek sorunu elimizin altında bulduyduk! Uğraşmayıp da ne halt edecektik! Ha bundan sonra ne mi yapacağız? Vallahi torunlarımız var! Onlara devredeceğiz de eğer bizim gibi budalalık yapıp Kuzey’de hayat hakkı bulacağız diyerek çakılıp kalırlarsa!
Böyle yazıyorum diye Kıbrıs siyasi sorununu ciddiye almadığımı sanmayın! Aksine çok ciddiye alıyorum çünkü ben dünyanın her hangi bir ülkesinin benim vatanım olduğuna inanacak kadar globalist de değilim, ayrı dil ve ayrı kültürlerin insanlarının bir arada kardeş kardeş mesut ve müreffeh yaşayacaklarını kabul eden “uzaylılardan” değilim! Tüm istediğim çocuklarım ve yavaştan yetişmekte olan torunlarım için kendi bölgemde insanca bir hayata, güvenli ve istikrarlı bir siyasi çözüme kavuşmak!
ÇÖZÜM VUSLATA KALMIŞSA SUÇ ÖNCE BİZİMDİR! Durum vaziyetlerimizi anlattıktan sonra gelelim meramımıza: Dün, “neden biz de bir Ulusal konsey yahut Müzakere Komitesi oluşturup kaderimizin çözümünü halka mal edecek bir siyasi olgu yaratmayalım” diye sorduydum? Ve eklediydim: “Rahmetlik lider Denktaş’tan beridir de soruyorum!”
ANCAK BİTMEDİ! Neden sadece KKTC sınırları içinde ahkâm kesiyoruz? Neden davamızı dünyaya anlatacak “lobilerimiz” yoktur? Hatta bir adım daha öne çıkarak “neden Ankara her bir siyasi sorunu en üst yönetim kademelerinden medyasına, halkına, örgütlerine kadar didiklerken Kıbrıs’ı “unutulmuşlar” listesine havale etmiştir? Nasılsa “sorun yok” tutumunda gündemin en alt sıralarındaki “dış işleri” muamelesine tabi tutmuştur?”
MESELA: Eğer kendisini de birinci derecede ilgilendiren ve ekonomik çıkarı ile bire bir örtüşen Rum’un Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesi olmasaydı, bugün bu nedenle bu MEB’den dolayı gündeme sıcaklığı ile gelen Kıbrıs siyasi sorunu, yine köşelerde kuytularda, yalnızlığı ile unutulmuşluğunu sürdürmeye devam edecekti!
Tabi deniyorsa ki “Türkiye için Kıbrıs siyasi sorunu bitmiştir, dolayısıyla çok dürtmemek, zamana bırakmak evlâdır” falan… Her halde bu strateji için 40 yılın yeterli olması gerekir!
Öte yandan şunu da biliyoruz: Türkiye son yıllarda dış politikasında zafiyetler yaşamaktadır. Kıbrıs sorununu her bir sorundan kaçırsa da Rum ve Yunan lobilerinden kaçırtamaz! Nitekim öyle oluyor! Doğu Akdeniz’deki MEB’e uzun süre sessiz kalamayan Türkiye sismik araştırması ile resmen yeni bir Kıbrıs sorununa da bulaşmıştır ki ben nasıl bir sürece start alındığını çok merak ediyorum! Çünkü burada da ne “haklılıkları” ortaya koyacak lobiler çalıştırılıyor ne de bizzat Türk medyasını gelişen olaylar ırgalıyor!
KISACA KIBRIS SORUNUNDA TÜRK LOBİLERİ YOKTUR! Oysa sadece Almanya’da dört milyonun üzerinde etkin Türkiyeli nüfus vardır. İngiltere’de de Kıbrıslılarla birlikte binlercesi ile ifade edilen Türkler vardır. Kısaca dünyanın her yerinde Türkiyeli Kıbrıslı Türkler vardır fakat “lobileri” yoktur! O beceri Yahudilerle Rum ve Yunanlılarındır!
BİZE GEREKLİ OLAN PROPAGANDA: Kıbrıs sorununu Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çıkarları üzerinden propaganda haline sokmak değil ama! KKTC’nin ekonomik ve siyasi çıkarları ile sorunlarını dünyadaki Türk lobileri vasıtası ile propaganda mekanizmaları” haline getirecek kampanyalara ihtiyaç vardır. Bunu da elbet Türkiye yapacaktır çünkü bizim ne gücümüz ne becerimiz yetmektedir. O zaman “e hadi diyeceğiz. Şu Kıbrıs Türk davasına da Kobani’nin, Suriye’nin yarısı kadar bile değil, urubu kadar bir omuz vurun yeter!”        
**********       
Kimselerin yapacak işi gücü kalmadı askerlik ile uğraşıyor! “Uğraşacaksanız bu gençlerin aşı, işi, gelecekleri için uğraşın!)

Yukarıda Ankara’yı işaretleyerek Kıbrıs siyasi sorununu Türkiye’deki medyanın bile gündemine sokmak gereğini duymadığından yakınır ve sorunun, “dünyadaki Türk lobilerine mal edilmesi gerektiğini savunurken…” Ya biz ne yapıyoruz diye de sormak gerekmez mi? Çünkü Türkiye’yi “siyasi ve ekonomik çıkarlarımız doğrultusunda dürtüp harekete geçirmek için motive edeceğimize, Kuzey Kıbrıs’taki varlığını sürekli kaşıyarak yara açmamış olsak bile acı veren kızarıklıklar yarattığımızı söylemek zorundayım! Bu konuda ispatı çakacak her bir olayı gerilere itiyorum, çiçeği burnunda “Askerlik Değişiklik Yasa Önerisi”ni işaretliyorum. Çünkü:
Bir: Kuzey’de güvenliğimizi sağlayan ve kırk yıldır adadaki barışın tek nedeni olan bir Kolordu bulunmasına karşın, öyle anlaşılıyor ki siyasilerimiz önce “askerle” konuşup bu konuda bir mutabakata varma gereğini duymadan askerlik süresini değiştirmek istediler!
İki: Bununla da yetinmediler. Gerçekte bir insan hakları olayı olmasına karşın, “vicdani ret” gibi çözüm olmadan uygulanması hem siyasi hem de askeri yönden çok rizikolu olan ciddi bir olayı gündeme getirerek, bir kez daha “gençler saflarını” bazı çevrelerce Türkiye’ye karşı kasıtlı olarak oluşturulan husumet duyguları içine soktular!
Üç: Askerlik gibi her Kıbrıs Türk yurttaşının anayasal yükümlüğü olan bir görevi zaten ta başında bazı durumlarda “paraya” tahvil ederek, bazı hallerde rütbelerle oynayarak ve de “okumuşlarla daha az süre okumuşlar” arasında ayırımlar yaparak; “eşitlikçiliği” bozarken, “imtiyazlı sınıflı” bir uygulama yarattılar!
Üç: Güney’le her konuda mütekabilliyet esası dikkate alınırken, KKTC’de askerlik söz konusu oldukta tam aykırı düşüncede “kalksın” bile dediler!
Dört: Zaten uzun süredir askerin adayı terk etmesi için kampanya sürdürenler bu kez de “vicdani ret” önerisi ile adadaki Güvenlik Kuvvetleri’ni rencide edecek bir tutumla diklendiler!
Beş. O kadar ki bir kesim genç insan ile tabi onların başını çeken “kalantor Sol kurmayları” sırf askerlikle ilgili önerileri yer almadığı için Anayasa değişikliğine bile hayır dediler, dedirttiler!
ŞİMDİ YENİDEN DEĞİŞTİRMEK İÇİN MECLİS’İ YOKLUYORLAR: Geçtiğimiz gün yasa değişikliği Meclis’e gitti yeniden gözden geçirilmesi için ilgili Komiteye geri gönderildi.
Bu kez olay yine askerlik süresi! Meslek liseleri ile akademik liseler şu kadar askerlik yapsınlar ayırımları!
Neye hizmet edeceği belli değil! Çünkü:
Bu memlekette ister kısa ister uzun olsun: Askerliğini yapıp KKTC yollarına düşen gençleri ne iş bekliyor ne de aş! Hatta çok aykırı olacak ama “bet ofisler bekliyor” demiş olsak canınız sıkılır mıydı? Yahut avaracılık! Veya nerede şan orada akşam… En kötüsü şu uyuşturucu balası ile gece kulüpleri!
Dolayısıyla kimse çıkıp da askerlik nedeniyle gençlerin “işleri aşları” çalınıyor demesin! Aksine “zamanları boş yere değil, tutun ki disiplinli spor yaparak bir şeyler öğrenerek geçiyor!”
Kısaca diyeceğiz: Gençleri kendi topraklarından soğutup kopartacak dürtülerden vazgeçin! Zaten ne zamanıdır ne mekânı!             
**********
Kısaca takıldığım: (Gelelim meslek liselerinden mezun olanların askerlik sürelerine!)

Meslek liseleri açısından asıl sorun mezun olur olmaz askere gitmeleri halinde on iki ay askerlik yapmaları gibi ayarlamalar değildir! Bunlar ayakları yere basmayan ütopik yaklaşımlardır. Sorun mezun olan meslek sahibi gençleri bu memlekete kazandırmak sorunudur! Ki bu gençlerin kendi özel işlerini kurmaları için rehabilite edilmeleri gerekir… Oysa kaderlerine terk edilmişlerdir! Mesela sıradan bir evin elektrik tesisatını yapmak için Mimar Mühendis Odalarına bağlı bir elektrik mühendisinin, (“yüksek” olacak!) imzası ile onayını almak zorundadırlar!
Zaten mezun olanların çoğu da mesleklerini değil, hangi işi bulurlarsa önlerinde orada çalışıyorlar! Sorun askerlik gibi gelip geçici olay değildir. Bu gençler için yoracaksanız kendinizi, işleri aşları, gelecekleri için yorun! Hem sevaba da girersiniz!