Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum’un sayesinde varız (Metin Feyzioğlu ne dedi?)

Rum liderliği ile Ulusal Konseyleri karar verdiler Türkiye ile uğraşacaklar! Ta ki adadan söküp atana kadar! Rum liderliği ve halkı için idea halini almış bu hedef bir tarihi süreçtir!
Gerçekte hiçbir mahzuru da yoktur! Çünkü sayelerinde Kıbrıs adasının hem yeni haritası çiziliyor hem de yeni statüsü oluşuyor! Yani tarihi süreç devam ederken Akdeniz’in bu üçüncü büyük adasında iki ayrı devlet iki ayrı coğrafyada kendi sınırları içinde var oluyorlar!
Doğrusu ya böylesi bir “yönetsellikle egemenliği” kendimize hedef yapıp tek başımıza “ulusal mücadelemizin” içine koysaydık, hem Rum güçleri karşısında yenilgiye uğrar elimizde olanları da kaybederdik hem de Rum’un “esir Türkler”i durumuna düşer belki bir Girit faciasının son siyasi versiyonu olurduk!
OYSA ADADAKİ SİYASİ EGEMENLİK ve tek başına devlet erki için mücadele eden Rum, bize felâketimize neden olacak böyle bir örgütlenme ile mefkûre şansı bırakmadı! Ve uğraşa didine olması gerekeni başardı: Yani Türk halkına çok acılar çektirmiş de olsalar adayı Türk-Rum coğrafyaları olarak ikiye ayırıp iki ayrı devlet oluşumunu yarattı! “Sağ olsunlar, var olsunlar!”
TABİİ BİLİYORUZ: Bu söylemlerle yargımız, globalizme, sola, kardeşlik ve barışa yönelik düşmanlık ve saldırı olarak görüp değerlendiren “bizimkiler” için “faşizmden neşet etmiş sapkınlıktır!” Aynı adayı paylaşan insanları birbirine kırdırmak, emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmektir, falan…”
Doğrudur ama bunları Kıbrıs Türk halkı uydurmadı ki! “Bu adada Türklerle Rumlar kardeş değillerdir, birbirlerinin düşmanlarıdır, bu ada bizimdir bizim kalacaktır” diyen Rum halkının marifetidir!
NİTEKİM: İki asırdır “adanın sahibi benim” diyen Rum’a, “hayır bu adada benim de payım vardır” diyen Türk halkı sadece varlığını koruma refleksi ile hareket etti! Buna karşılık Rum liderliği Yunanistan’la birlikte hâlâ “ada egemenliğine sahip olmak için uğraşıyor. Bu uğraşı da birbirinden gitgide uzaklaşan iki halkın iki ayrı coğrafyada kendi devletlerinin kalıcı sahipliklerini çakıyor…”         

   Süreç bitmedi. Son fasıl “bu iki devletin BM tarafından tescil edilmesine kadar açık kalacaktır” diyelim ve bir başka konuya dönelim:
METİN FEYZİOĞLU’NUN KONUŞMASI: Babası rahmetlik Bülent Feyzioğlu 1974’ten sonra bir devre bizden sorumlu koordinasyon bakanı idi. Hatta Ercan Havaalanı’nın açılışına da katıldıydı.
Aradan yıllar geçti. Şimdi eski Barolar Birliği Başkanlığı da yapmış olan oğlu Metin Feyzioğlu aramızda. Tarihi tekerrüre bakın: Metin Feyzioğlu da yıllar önce babası bize nasıl hitap etmişse, mesajları aynen öyleydi. Mesela Eroğlu’nu ziyaretinde dedi ki “Kıbrıs bizim için Yavruvatan değil, Anavatan’dır…” Ve ekledi: “Kıbrıslı Türkler küçük kardeş değil, can kardeştir…”
BU TİP İFADELERİ SEVMİYORUZ DEĞİL Mİ? Hamaset koktukları için mi? Nitekim “Bizimkiler” fena halde şaşıyorlar! “Nasıl olur da bir solcu, bir çağdaş hukuk adamı, insanlık savunucusu bir globalist Kıbrıs’a gelir ve de hâlâ “Yavruvatan-Anavatan” lâfları sarf eder! Nasıl olur da “milliyetçi” söylemlerde bulunur? Hele hele nasıl olur da Türkiye ile KKTC’yi işaretleyerek, “bir millet iki devlet” der! Ve nasıl olur da “artık iki devlet gerçeğini dünya kabul etmelidir” çağrısı yapar! Şimdi, “meğer biz Kıbrıs Türk’leri ne kadar global ne kadar barışçıyız ki Metin Feyzioğlu gibilerin söylemleri bile bizim için “bağnazlığın” dogmatizminde kalıyorlar” diyerek sevinelim mi? Yahut lügatlarımızdan söküp attığımız “vatan millet” kelimeleri nedeniyle “ne demek anavatan” diyerek gurur mu duyalım?   Veya Güney’le yaratılacak birleşik Kıbrıs varken “Yavruvatan da ne demek oluyor” tepkisini mi serelim ortalara?
Yoksa utancımızdan yüzümüzü mü kapatalım avuçlarımızla? Yetmiyorsa bunlar, bakıp bakıp aynalara tükürsek mi suratlarımıza? Siz karar verin gayrı! Ve bir daha düşünün: İyi ki Rum bizim var olmamız, devlet olmamız için de uğraşıyor! Yoksa bu Ruh “inkisarı” ile bu adayı çoktan kaybeder çoktan terk ederdik!

**********
Organ Nakli Yasası büyük olay (Korkuyoruz, acaba başarabilecek miyiz?)

“Organ Nakli Yasası” gibi çapımızı aşan bir olayı Köşemize taşıyıp ahkâm kesmek istemezdik. Ancak yaptığımız, kurduğumuz, başardığımız her bir şeyi sonra dönüp yıktığımız, bozup dağıttığımız gerçeklerde Organ Nakli Yasası gibi büyük bir olaya nasıl sahip çıkacağımızı doğrusu merak ediyorum…
Ve ekliyorum: Bu yasa zaten çoktan “işe koyulmuş” olan YDÜ’nün hastanesine yarayacaktır. Zaten “yasalaşması” konusu da oradan kaynaklandıydı… Bizim hastanelerimizde hele bu züğürtlükle “Organ Nakli” büyük olay olmalı! Özel hastanelerimizde nasıl olacak bilemiyoruz…
MADALYONUN ARKA YÜZÜNÜ DE GÖZDEN KAÇIRMAMALIYIZ: Zaman zaman Türkiye’den haberler işitir medya’dan izleriz. Özellikle “böbrek nakli” konularında akıl almaz illegal olaylar söz konusu olmaktadır. Uyuyan insanın böbreğini söküp kaçırıyorlar, adam ancak sabah uyandığında fark ediyormuş!
Deyin ki hayır, KKTC’de olmaz! Yani onca kaçakçılık, sahte para olayları, esrar, kadın ticareti, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık olur da “organ ticareti” mi olmaz?
Öte yandan sürekli doktor yetersizliğinden söz edilirken, organ nakillerini gerçekleştirecek yeterli cerrahlarımız var mıdır sorusuna çok da cevap verilmiyor ki YDÜ’deki operasyonlar da bildiğimizce TC’den gelen tanınmış uzman doktorlar tarafından yapılmaktadır…
KISACA: Çıkartılması gereken bir yasaydı çıkartıldı. Fakat korkuyoruz! Çünkü haberlerine çok sık rastlıyoruz: Bu tip “organ nakilleri” cinayetleri davet ediyor! Büyük parasal vurgunlar oluyor! Kısaca ahlâksızlıkla kanunsuzluk iç içe giriyor “toplumsal çöküşün” bir başka organizmasını oluşturuyor…
Zaten sorunlarımız çok! Olmaya ki bu Organ nakli de o sorunlardan biri oluverir. Korkumuz budur işte!

**********
Kısaca takıldığım: (Hasan Taçoy cephesinden dalgalanmalar!)

Hasan Taçoy bir süredir artık KKTC’deki politika arenasının başrol oyuncularındandır. Zaten geçen yıllar itibarı ile de siyasi kariyerinin rüştünü ispat ederek, “eskiler” safına intikal ile “akil milletvekilleri” sınıfına duhul eylemiştir!
Nitekim Ahmet Kaşif gider, yerine Hasan Taçoy gelirken, daha makama oturdu oturmadı, adı ile şanı dalgalandı payitaht Lefkoşa’da! Bu cümleden olmak üzere trafiğe de el attı, ehliyetler konusuna da…
Fakat işittiğimiz son açıklaması “alışkın olmadığımız” tonda ve cinstendi. Tutun ki aşısı kabağa vurulduğu için tadı kaçmış karpuz gibi epey yadırgandı.
Durup dururken ve zamanı değilken hem de kendisini Bakanlığa” layık bulan DP’li Serdar Denktaş’ın rahmetlik babasının gözlerinin rengine çekmiş gözlerine baka baka, “Eroğlu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olursa DP desteklemese bile desteklerim” deyiverdi!
Der der! Bağımsız olan ve devleti temsil eden Cumhurbaşkanı adayı kim olursa olsun, seçme hakkındaki Hasan Taçoy özgür iradesi ile oyunu kime isterse verir kimi isterse seçer, demokratik hakkıdır!”
ANCAK NE DEDİK? Bağımsız ve bağlantısız cumhurbaşkanı! Siyasi partilerin değil, devletin Cumhurbaşkanı!”
Oysa bildiğimizce ne diyor Eroğlu? “Ben UBP’liyim!” Eh Cumhurbaşkanı olsa bile bir insanın her hangi bir partiden yana partili olması da olağandır! Yeter ki ikide birde söyleyip kendini sürekli deşifre etmeye çalışmaması bir, UBP’li oluşu nedeniyle UBP’yi dışarıdan idare etmemeyi ilke edinsin iki!
Oysa Sn. Eroğlu açık seçik UBP’li oluşunu da, bu nedenle karışmacılığını da gizlemiyor! Taçoy ise işte bu politik fiyaskoyu adeta davullu zurnalı desteklediğini söylüyor ki doğrusu yenir yutulur değil!
Ne diyelim: Tam bize özgü politika anlayışı. Sorarsanız size şöyle derler: “Demokrasi vardır bayım, herkes istediğini destekler!” Sanki biz tersini söylüyor muşuz gibi! Fakat yok da böyleee!