441 yıldır Kıbrıs’ta Rumlarla birlikte yaşıyoruz.
Bunun 307 yılı Osmanlı idaresi, 82 yılı da İngiliz idaresi altında geçti.
1960-63 yılları arasında ilk kez Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar federal sistem olması gereken “Kıbrıs Cumhuriyeti”nde kendi egemenliklerine ait devletin sahipleri oldular. Bu sahiplik üç yıl bile sürmedi!
1963’ten sonra Türk Rum çatışmaları, 1974’te de adanın Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmasıyla sonuçlanan ve “iki bölgeli, iki devletli” yeni bir dönem başladı. 41 yıldır bu dönemi yaşıyoruz!
Kısaca 1571’lerden başlayıp günümüze kadar gelen bu tarihi süreç, tutun ki 4 buçuk asırdır devam ediyor.
BU YILLAR İÇİNDE İKİ HALK BİRBİRLERİNE NE KADAR YAKIN NE KADAR UZAKTI? Son günlerde Anastasiadis’in hasta yatağında bile Türkiye ile uğraşması, Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesi, hidrokarbon yatakları, bitmeyen müzakereler, bitmeyen ağız dalaşları, hâlâ olası savaş tehdidinin devam etmesi, düşmanlıklar, ikili ilişkiler…
Derken yine hatırıma geldi: Bu 443 yıllık sürede adadaki Türklerle Rumların ilişkileri nasıldı? Birlikte yiyip birlikte mi içiyorlardı? Biri yerken ötekinin boğazından lokma mı geçmiyordu? Aynı yerleşim birimlerinde ayni mahalleleri mi paylaşıyorlardı? Camilerle kiliseler yan yana ve barışık mıydılar? Onlar Türklerin bayramlarına, Türkler onların paskalyalarına mı katılırlardı? Köylerde imece usulüne iki toplum olarak birlikte mi katılırlardı? Karşılıklı kız alıp kız mı verirlerdi? Birbirlerine gözün üstünde kaşın vardır demeden, yollarda bellerde karşılaştılar mıydı, sarılıp selamlaşıp muhabbetleşirler miydiler? Ortak kahvelerde sohbetlere birlikte mi katılırlardı? Düğünlerini birlikte mi yapılırdı? Hatta hırsızlıkları birlikte mi yapalardı?
HİÇBİRİ DEĞİL İŞTE! Aksine iki halk birbirlerinden kaçarlardı! Kahveleri de ayrıydı mahalleleri de! Gelenekleri de görenekleri de! Yemekleri de içkileri de! Ne ayni sofraları paylaşırlardı (istisnalardan söz etmiyoruz) ne de tasada kıvançta buluşurlardı! Türk için Rum “gâvurdu,” Rum için Türk “barbardı,” “bello şilloydu,” “şamişici lokmacı,” “Turko” idi!” Ne iş birliği yaparlardı ne güç birliği!
BUNLARA KARŞIN: 1571’den beridir bu adada Rum ahali her zaman Türk ahalinin en az bir buçuk katı fazla oldu! Mesela daha 1954’lerde Türk nüfusu 100 bin iken Rum nüfus 300 bindi! Şimdilerde ise Rum nüfus 900 binleri aşarken, Türk nüfus hâlâ 300 binlerde seyrediyor!
FAKAT: Türk halkının her zaman daha az olan nüfusuna, çok daha gerilerde kalan ekonomisine, Rum’a oranla eğitimsizliğinden kaynaklı cehaletine, her zaman Rum’dan daha fakir, daha çaresiz olmasına, Rum’la kıyaslanamayacak kadar ilkel hayatına karşın… Türk her zaman Rum’a galebe çalan “güç ve kabadayı” oluşun insanı, Rum ise her zaman “korkup ve pusandı!”
PEKALA NEYDİ BU TERSLİĞİN NEDENİ? Neden Osmanlıdan beridir Rum nüfus çoğunluğu ile Türk ahaliyi kendine muhtaç kılan ekonomik üstünlüğüne karşın bazen tek bir Türk bir araba dolusu Rum’u önüne katıp sürerdi?
Neden iki Türk bir Rum kahvesine daldı mı bir sürü Rum’u darmaduman ederdi?
Neden ünlü kabadayılar, destanları yazılan hırsızlar, düğünlerde en çok olay çıkartıp cinayet işleyenler çoğunlukla azınlık durumundaki Türkler arasından çıkarlardı?
Kısaca neden Rumlar Türklerden hep korktulardı?
Hatta 1963’ten sonra her vesile ile Türklere saldıran Rumlar olduğu halde, neden hep korkak davranırlardı?
İŞTE BİLDİĞİM “BİR” NEDENİ? Çünkü 1571’de Osmanlı’nın adayı fethetmesinden sonra yerli Ortodokslar, yani Rumlar için yeni bir dönem başlar. Ancak bu dönemde de “kendi egemenlik ve özgürlükleriyle siyasi iradelerine” sahip olamazlar. Öncesinde olduğu gibi bu kez de Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik ve iradesi altına giren bir etnik halk olarak kalırlar! Ve her zaman “ikinci sınıf toplum” muamelesi görmeye başlarlar. Ki İngiliz döneminde de biz Türkler, ayni muamele ve baskıya maruz kalacaktık! 1571’den öncesi Venedik dönemi baskıları bu kez de Osmanlı dönemi olarak devam eder! Dolayısıyla adanın sahipleri değişir ama Rum sinmek, korkmak, kaçmak kaderinden kurtulamaz!
MESELA: Adada asayişi sağlayan polisler tümden Türklerden oluşmaktadırlar. Böyle de olunca adı “gâvura” çıkmış Ortodoks ahali, sinek kışılarken bile o Türk polisinin iznini almak zorunda kalırdı. Ötesi daha vahimdir.
“Türk ahali adanın tek egemeni oluşunun imtiyaz ve egemenliğinde Rum’a bir tokat atsa bir tokat da Kadıdan ve polisten yerdi” diyeceğim ama bu güne kadar hep Osmanlı adaletinden söz edildi…
“Türklük Rumluk” bir yana! Ben buna çok da inanmıyorum! Öyle bir adalet o günkü tarihi koşullarda olamazdı! Anadolu’nun çeşitli yörelerinden kaydırılıp adanın her bir yanına serpiştirilen o “köylü” nüfusla, “Yörüklerle” de bu adalet olamazdı! O kadar ki dedem anlatırdı. “Eşeğin üzerinde giden bir Rum Türk mahallesinden geçerken Türk evlerinin içini görüp de başı belâya girmesin diye eşekten inerdi!”
BU YILGINLIK VE BASKILAR RUM’U TÜRK’TEN KORKAR HALE GETİRDİ: Hatta “Türk korkusu” genlerine işledi! Bu nedenle kavga edenler de bıçaklayanlar da Türk kabadayılarıydılar! Nitekim Sordum soruşturdum, “bu Türk kabadayısı olarak nitelenen insanlardan bazıları koyun hırsızlığı ile geçimlerini sağlarlarmış. Hatta bu yollarda efsane haline gelirlermiş ki kuşaklarındaki bıçakları çekip saldırdılar mıydı bir ordu Rum’u önlerine koyalarmış!”
SONUNU YETİŞTİM: Ben, Rum karşısında “korkusuzlukla saldırganlığı” oynayan “Türk kabadayılarının” sonunu yetiştim. Mesela 1950’lerde ve öncelerinde Maraş’a giden Türk gençler, “kabarelerde kerhanelerde” olay çıkartır her defasında da karşılarına dikilen Rumları pataklarlardı! Son örneği rahmetlik Şemmedi idi…
1963 Kanlı Noel’ini başlatan Rumlar da nüfus çoğunlukları ile silah üstünlüklerine karşın, Türk mücahitleri karşısında genellikle hep yenik düşerlerdi!
YAZARLARIMIZIN BU KONUDA ARAŞTIRMALARI VARDIR: Mesela bu konuda araştırmalar yapan, araştırmalarını kitaplaştıran arkadaşım Altay Sayıl bu “Türk kabadayılarını” çok daha iyi bilecektir. Çünkü Sayıl arkadaşımın “Kıbrıs’ta Cinayet Kurbanı Kadınlar” adlı 1988’de yayımlanan kitabındaki “çoğu katiller” Türklerden oluşmaktadırlar! Unutmayın ama o İngiliz sömürge dönemlerinde kadınını namus yahut kıskançlık uğruna bıçaklayıp öldürmenin cezası kesinlikle “idama mahkûmiyetti” ki hiçbir suçlu bu ölüm cezasından kurtulmadıydı! Babam anlatır son zamanlara kadar Mağusa’nın Kışla Avlusunda ki Osmanlı Süvari Polislerinin karargâhı idi periyodik aralıklarla ve sık sık idama mahkûm edilmiş Türklü Rumlu insanlar darağacında asılırlardı! Bu konuları Nazım Beratlı da çok iyi bilmelidir çünkü hem araştırıp hem didikleyen hem de kitaplaştıran bir tarihçimizdir.)
Tabi Rumların yoğun olduğu yerlerde onların da kabadayıları dolayısıyla bizim Hasan Bulliler gibi efsaneleşmiş hırsızları vardı… Mesela bazı Rum köyleri hırsızları ile ünlüydü! Fakat Türk-Rum kıyaslaması ve ilişkileri içine girildikte görülecektir ki gerçekten “gözü kara yüreği patlak” olanlar hep Türklerden çıkmıştır!
Öte yandan son yıllarda yayımlanan Barış Harekâtı ve EOKA dönemlerini anlatan kitaplarda da Rum’a karşı mücadele eden, savaşan Türklerin “kahramanlık” olarak ifade edilecek menkıbeleşmiş hatıraları da hiç abartmıyoruz, “korkusuz ve cesur Türk”ün ispatını çakmaktadırlar…
(YANLIŞ ANLAŞILMAYA: Ben adanın iki halkının “kendimce” naturalarına baktım. Değerlendirmem tamamen indi’dir…)
VE TÜRK-RUM EVLİLİKLERİ: Bu konu da enteresandır… Bir başka “sohbetimde” sözünü ederim ancak şu kadarını söyleyeyim. Türk erkekleri azımsanamayacak oranda “cira” dedikleri Rum kızları ile evlilikler yaptılardı. Üstelik hepsi de Müftülükte “Eşhedü en lâ ilahe illallah” diyerek yemin edip Müslüman oldulardı. Buna karşılık çok az Türk kadınla Rum erkek evlenmiştir. (Arada Parantez içinde yazayım meselâ Mağusa’da bildiğim, gördüğüm ve yaşadığımca ilk göz ağrılarımız Maraş’taki Rum kızları idi! Palazlanıp uçma vakti gelen her Türk erkeği evvel emirde Maraş’ta bir Rum kızına aşık olur ve macera başlardı!
VE TUHAF BİR EĞİLİM: Hâlâ anlayamıyorum! Onca kilise baskısı ile Türk düşmanlığına karşın, neden Rum kızları Türk gençlerine her zaman meyilli olmuşlardır?
Ve noktayı şöyle koyalım: Bu adada azınlık olarak yaşadık ama asla Rum çoğunluğunun altında ezilmedik. Korkmadık, pusmadık… İşte ispatı: “Artık Rum kadar devletiz.”
































