Geçen hafta Kıbrıs siyasi sorunu kendi ekseninden kayarak Doğu Akdeniz’deki Rum’un Münhasır Ekonomik Bölgesi’ne üslendi. Anastasiadis dikkatleri müzakerelerden uzaklaştırmak için bunu özellikle yapıyor. Neden? Zaman kazanmak için. Biz de bunu anlayamıyoruz. Çünkü:
1963’lerden beridir zaman kazanmak üzerine oluşturulan hiçbir Rum politikası başarıya ulaşmamıştır. Bu gerçeği ispat etmeye bile gerek yoktur çünkü ispatı kendini yeniden yaratan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gitgide Güney’le aşık atacak duruma gelmesidir…
YERİ GELDİĞİ İÇİN YAZALIM: Sadece siyasi sorunlarla ilgili değil. Öteki sorunlarla da ilgili olarak zaman zaman geçmişe dönüp o yılların koşulları içerisindeki konumlarını hatırlatırken belki can sıkıyoruz ama bunu yapmadan “bugünü” değerlendirmek mümkün değildir.
Bunu son günlerde okuduğum Niyazi Kızılyürek’in Vasiliu ile yaptığı röportajından hareketle yayımladığı kitabında da gördüm. Vasiliu bugüne varmak için sürekli geçmişi kaşıyordu. Bu da çok olağandı çünkü yadsınamaz dünya gerçeğidir, “bugün,” “geçmişin” üzerinde oturmaktadır! Yine yadsınamaz gerçektir. O geçmiş ne kadar netameli ise bugün de o kadar kaotiktir! Nitekim şu dönemdeki müzakere sürecinde bu kargaşayı yaşıyoruz ve çözümü de bu kargaşa bitsin diye istiyoruz.
NEDEN TÜRK VE RUM TARAFLARI ZAMANA OYNADILAR? Çünkü geçen zaman içinde birbirlerini yıpratıp müzakere masasında pes ettirecekleri hesabına yattılar! Bu nedenle de “çok zaman kaybettiler! Mesela Türk tarafı yıllarca ve “adadaki askerin” de telkiniyle “zamana oynamıştır!” Çok açık ve seçik bu konudaki yargı (şimdi sizi güldürecektir fakat gerçektir) “geçen zaman içinde Rum tarafının Kuzey’in gölgesinde kalarak acizliğe düşeceği hatta Türk’e muhtaç olacağıydı!” Nitekim Ecevit’in Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu Kuzey’de Türk Lirasını ikame ederken ilk kez TL’nin Türkiye dışında convertibilite’ye tabi tutulmasının deneyimini yapıyordu! Adamın hesabına göre Türk parası Rum’un parasını kovup rezil edecekti!
Kısaca Türk’ün “zamana oynaması” lehimize olmadı. Ancak itiraf etmeliyiz: Özellikle 2004’ten sonra zaman artık Rum’un da lehine değildir, Kuzey ise her gün biraz daha Güney’in düzeyine ulaşacak bir kalkınma trendi içindedir.
GÜNEY’İN “ZAMAN” KAZANMASINA YÖNELİK TUTUMUNA BAKACAK OLURSAK: 1974’den beridir Güney nüfus ve mülk çoğunluğunu “üstünlüğü” olarak kullanıp “kaybettiklerini kazanmak stratejisinde” zamana oynadı… “Zaman içinde Türk tarafının eriyip gideceğini, ambargolar altında canının çıkacağını dolayısıyla istediği çözümü empoze edeceğini sandı.” Ne var ki AB’ye üye olarak girmesine karşın bu hesabı tutmadı!
TAM BU SIRADA RUM TARAFI YENİ BİR UMUT YAKALADI: Doğu Akdeniz’deki münhasır bölgesinde hidrokarbon yataklarına ulaştı. Bu talih hem sahibi olacağını sandığı gaz hem de AB nezdinde kazandığı önem ve prestiji nedeniyle mesela Anastasiadis’e Türkiye’yi gazla yenmek umudunun kapısını açtı! Kıbrıs siyasi sorununu bu yolda araç olarak devreye sokarken çözümü de kendi istediği sonuca hedefledi. Masadan son kaçışı bu hedefinin saptığını görmesindendi!
Aslında bugüne kadar “zamana oynayan” taraflar bir yandan da “hangi taraf daha erken pes” edecek düşüncesinde birbirlerini gözleyip tarttılar. Bu taktik devam ediyor. Dolayısıyle olanca çözüm arzumuza karşın diyoruz ki taraflar “zamanı” kullanmaktan vazgeçmezlerse, çözüm olmaz. En azından çok ötelenir!
**********
Bu memlekete seçim böyle geldiydi böyle gidiyor (Mağusa Belediyesi’ndeki istihdamlar)
Geçen hafta Havadis Gazetesi Mağusa Belediye Başkanı İsmail Arter’in belediyenin mali pozisyonunu tehlikeye sokacak sayıda yeni istihdamlar yaptığını ayazlattıydı. İyi de yaptıydı çünkü desti kırıldıktan sonra bu tür olumsuzlukları ne haber yapsanız önemlidir ne de yorumlasanız! Olanlar olmuştur desti kırılmıştır! İşte Lefkoşa Belediyesi.
ANCAK: Bu haber bana tüm siyasi partilerle, tutun ki artık KKTC’nin karakteristik “seçim doktrini” haline gelmiş bir gerçeği hatırlattı! Nitekim Havadis’in haberini gördüğümde karnımdan şöyle konuştuydum: “Sıkıysa yapmasın?”
Önce sorayım ama: Bu memlekette seçim sathı mailine düşüldükte ve de adaylar seçmenlerin oylarını talep etmek için yollara revan olup kapılar tıklatmaya, köşe başlarında kulis yapıp odalarda planlar oluşturmaya başladıklarında, söylesinler: Fakat yalansız riyasız ve dürüstçe:
Hangi aday, hangi siyasi parti oylara talip olurken iş aş vaat etmedi ki?
Hangi aday hangi siyasi parti oy isterken belirli seçmelerine “atama,” “bankadan kredi alma” vaatlerinde bulunmadı ki?
Hangi aday hangi siyasi parti ihale, arsa vaat etmek durumunda kalmadı ki?
Hangi aday hangi siyasi parti köylüye çiftçiye daha çok parasal destek vaadinde bulunmadı ki?
Hangi aday hangi siyasi parti yerine göre “yaratılacak rant” vaadinde bulunmadı ki?
VE HANGİ ADAY HANGİ SİYASİ PARTİ: Şu yukarıdaki vaatleri ve beterlerini yapmadan “vatan millet memleket” uğruna “Devleti yücelteceğim” diyerek seçim kazanabildi ki?
Hatta hangi siyasi parti “seçin bizi Kıbrıs sorununun çözümünü size hediye edelim” vaadinde bulunabildi ki? Es kaza söylemişse, kimin umurunda oldu ki?
Ve çok kısaca: 1974’ten beridir bu memlekette seçimler sadece “iş, aş, para, makam, terfi, toprak, çekilecek kıyaklar, sağlanacak avantaların külliyen vaat ve sözleri ile gerçekleşmedi mi? Ve hâlâ öyle değil mi?
MAĞUSA BELEDİYESİ’NE DÖNELİM. Henüz İsmail Arter’le konuşamadım. İlk fırsatta ziyaretine gideceğim. Atamalarına gelince. Yukarıda yazdım: Seçim dönemlerinde memleketin tek bir adayının tek bir partisinin kaçamayacağı gerçektir! Bu ülkede oy derlemek yahut kaparozlamak için vaatlerde bulunmak gerekir o vaatler de “istihdamlardan ötesi kıyaklara kadar silsile halinde uzar…” Seçim kazanmanın yolları UBP için de böyledir CTP için de ötekiler için de!
HA BU YANLIŞTAN VAZGEÇMEK MÜMKÜN MÜDÜR? Şu anda hayır! Böylesi vaatlerde bulunmayan, “biz hakçasına, hukuk çerçevesi içinde hareket edeceğiz” diyerek yola çıkan hiçbir siyasi parti yahut aday, seçim kazanamaz! Çünkü kazanması için kampanya sırasında yanında can’ı gönülden çalışacak tek bir kişi bulamaz!
İsmail Arter belli ki söz verdi, işittiğime göre o sözleri de iyicene küçültüp daraltarak istihdamları gerçekleştirdi.. Diğer belediyelerde ne var ne yok bilmiyoruz ama iddia ediyoruz oralarda da durum farklı değildir… Kısaca bu memlekete seçim böyle geldiydi böyle gidiyor!
**********
Kısaca takıldığım: (Bugün “eski KTHY çalışanları ile Eti çalışanlarının kader günleridir” deniyor!)
Kısaca özlük haklarını yeniden düzenleyecek yasa Meclis’te görüşülecek “ya yeniden yasalaşacak yahut reddedilecektir…”
Sorun aylardır gündemdedir ve İlgili sendikalar bu sorunu kendilerine “dâva” yapmışlardır. Ancak Hukuk davası değil, “sendikalarla siyasi iktidar arasında” kozların paylaşılması davası… (“Hayır yanlışın var öyle değildir” diyenlere “olabilir” diyorum.)
Ve ekliyorum: KTHY’nin batmasından sonra bazı çalışanları istihdam edildilerdi. Geriye kalanlar çok sonraları Ercan’daki özel şirketin yer hizmetine verildilerdi. Ancak özlük hakları çiğnenerek… İşte şimdilerdeki mücadele CAS çalışanlarının KTHY statüsüne bağlı özlük haklarını kazanmaları mücadelesidir ve buraya kadar yerden göğe kadar haklıdırlar…
ANCAK: Unutmadık! KTHY’nin batışını hazırlayan ve sonuçta batmasına zemin oluşturan bugün arazide aynı çalışanların hakkı için mücadele eden bu sendikalarla kendi sendikalarıydı! Eğer o gün personel maaşlarındaki şu kadarlık indirimi kabul etselerdi KTHY’yi yeniden havalarda tutmak mümkün olacaktı. Oysa kazan kaldırdılardı! Sonuçta kendileri tırnaklık Kayıplara uğramazlarken devlet ve çalışanlar dolayısıyla KKTC kaybettiydi!
Şimdi aynı sendikalar yine mücadele ediyorlar. Bu kez de “dün yıktıklarının enkazı altında kalan çalışanların hakları için!”
Bu ülkede sendikalaşmalara hatta tek bir kişinin bile sendikasız olmaması gerektiğine inananlardanız. Ancak: Yıkmak üzerine değil yapmak üzerine…
Devleti zafiyete uğratmak için değil, hukukun üstünlüğüne davet etmek için!
Sendikal hakları “güç” gösterisi ve “siyasi erk” haline getirip rüşt ispatında hükümeti ve devleti yönetmek için değil, çalışanların haklarını söke söke almak için…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























