Geçtiğimiz günlerde vakta ki Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koydu ve Baş Müzakereci Eroğlu tarafından “hem Cumhurbaşkanlığı adaylığı hem müzakerecilik görevi yan yana olamaz, olsa bile etik olmaz” düşüncesinde görevinden affedildi; o gün bugündür Özersay görüşlerini daha özgürce ortalara koymaktadır. Nitekim son söyledikleri, Rum’un Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde yeniden hidrokarbon araştırmalarına başlaması karşısında Türkiye’nin savaş gemisini bölgeye göndermesi nedeniyle, Anastasiadis’in “bu egemenlik haklarımıza tecavüzdür” deyip masadan kaçması ile baş gösteren kriz nedeniyleydi…
Çok kısaca diyordu ki Özersay “Kıbrıs Türk tarafı daha yumuşak bir tavır içinde yönlendirilebilinseydi, Rum tarafı müzakereleri tek taraflı olarak askıya almaz, kriz çıkmazdı!”
BU UYARI ÖNEMSENMELİDİR: Çünkü sorun hem “bünyemizi” hem de “dıştaki imajımızı” olumsuz etkilemektedir. Şöyle ki:
KKTC bünyesindeki olumsuz yansıması, “Türkiye emreder KKTC hükümetleri de yapar” inancıdır!
Dıştaki yansımamız ise “zaten Kuzey Kıbrıs’ı Türkiye idare eder” şeklindeki değişmeyen kanaattir!
Her iki “kanaat” de bir yandan “KKTC’nin devlet ciddiyetini” sulandırmaktadır, öte yandan “muhatabımız” olan Güney’in bizi dışlarken, asıl muhatap olarak Türkiye’yi görmesidir.
Nitekim sadece bugünün Anastasiadis’i değil, dünün Rum Yönetimleri ile liderleri de TC ile muhatap olmak için çok uğraşmışlardır! Çünkü politik tutumu ile bizzat KKTC bu imajı yaratmaktadır! “Ha ne yapsındı” demek kolaydır, savunması da bedavadır! “Parayı veren, güvencemizi sağlayan, yatırımlar yapan Türkiye’dir. Elbette karşısında boynumuz kıldan ince olacaktır” denecektir! Öyle bile olsa “bu bağlılığı “içe” ve “dışa” yansıtmamak da bir politika olmalıydı!
GELELİM TÜRKİYE’YE AYAR VERME OLAYINA. Eğer Türkiye ile KKTC hakkı olan Münhasır Ekonomik Bölgelerde sismik araştırmalar yapmak için anlaşma imzalamışlarsa sırası geldiğinde o anlaşmaya uygun olarak haklarını kullanacaklardı. Ya araştırmalara başlayacaklardı ki zaman zaman yapıldı yahut “KKTC’nin hakkı çiğneniyor” denilerek olaya müdahale edilecekti. Bu da savaş gemisini bölgeye gönderme uyarısı ile yapıldı!
Kısaca Özersay da çok iyi biliyor ki Anastasiadis masadan kaçmak için fırsat kolluyordu, bulduğu anda kaçtı! Bundan sonrası asıl politika ise “töhmet altında bırakılan tarafın masadan kaçan Rum tarafı olmasıydı! Oysa “uluslararası arenada töhmet altında bırakılırken okkanın altına itilen masadan kaçmayan Türk tarafı oldu!”
İşte beceremediğimiz bu “politikadır!” Nitekim Ortadoğu’da büyük öneme sahip Türkiye BM GK’sine üyelik için aday olmasına karşın çok uzaklardaki Yeni Zelanda ile İspanya’yı aşamayıp oylamada kaybetti!.. Çünkü diyorum çoktandır Türkiye “güler yüzlü politikanın” değil, “hiddetli ve agresif” politikaların ülkesi oldu! Bizi etkileyen de bu politikadır işte!
**********
KKTC’Yİ YÖNETENLER AYNI ZAMANDA KAFA KARIŞTIRIP SORUN ÜZERİNE SORUN YIĞIYORLAR!
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yorgancıoğlu hükümetin icraatları ile son olayları da içeren bazı açıklamalarda bulunduydu. Her zamanki gibi KKTC’ye özgü küçük meselelerdi ve bir kulübün yönetim kurulunda bile çok daha “büyüklerinin” tartışıldığını görmek mümkündü!
Sadece bu açıklamaya baktığımızda KKTC’nin devlet olarak kısır döngüsünü yahut eskilerin ifadesiyle “makûs talihini” yenemediğini görüyorduk… Mesela:
Su taşkınlarından söz ediyordu Yorgancıoğlu!
Yahut Hava-Sen grevinin yakışıksız olduğundan dem vuruyordu!
Her halde artık DAÜ’yü hükümet idare edecek, “Yeni yasa hazırlığından söz ediyordu!”
Tabii arada üzüntülerini beyan ediyor, Kıbrıs Türk Tiyatrolarına atanan müdürün durumu nedeniyle hassasiyetlerini Serdar Denktaş’a ilettiklerini söylüyordu!
Hava sahasının kapatılmasının asla kabul edilemez olduğunu da özellikle vurguluyordu…
Tek önemli müjdesini ise şöyle veriyordu: “Dengeli gelir dağılımı yaratmak için çalışıyoruz!”
GEÇMİŞ DE FARKLI DEĞİLDİ: Geçmişte de Başbakan icraatlar konusunda basite irca ettiği açıklamalar yapıyordu. Aksine bakanlıkları ise daha elle tutulur hatta başarılı dediğimiz icraatlarından söz ediyorlar! Sonuçta tümü de başarılı yahut başarısız “hükümetin” hanesine kazınan icraatlar.
Buna karşılık neden kamuoyu tarafından koalisyon hükümeti “başarısız” olarak nitelendirilmektedir? Neden artık “erken seçimden” söz edilmektedir? Niçin “başarılanlar başarısızlıklar tarafından yutulmaktadır!”
ÇÜNKÜ: Halka icraatların başarılı olanlarını değil, istikrarsızlıkla huzursuzluğa prim veren sorunlar yaşatılmaktadır!
Mesela: Artık Lefkoşalı yağan her yağmurla sular altında kalmaktan o kadar bıkıp usanıp korkar hale geldi ki bu kurak ülkede “aman yağmur yağmasın” diye dua etmektedir!
Mesela: Çiftçi, süt üreticisi, hayvancısı, devlet tarafından gününde ödenmeyen parasal alacaklarının aylarca peşinden koşturmaktan o kadar yoruldu ki “eksik olsun böyle iş de böyle aş da” demeye başladı!
Mesela: Narenciyenin sorunları hiç bitmedi! O kadar canları sıkkın ki Güzelyurt’u Rum’a iade edecek Annan planına en çok evet oyu bu narenciye kentinden çıktıydı!
Mesela: Bu ülkede ne okulsuzluk vardır ne öğretmensizlik. Her on altı öğrenciye bir öğretmen düşmektedir! Böyle olmasına karşın “öğretmensizlikle okullardaki sorunlar nedeniyle her ders yılı başında sendikalar greve başlamakta, ders yılı bitene kadar devam etmektedirler? Neden? Oturtulamamış sistemden!
Mesela: Sağlık Servisleri: Onca iyileştirmelere, yeni arayışlara karşın hâlâ sorunları ile devam ediyorlar çünkü oluşturulan sistemler ya tekliyor ya çalışmıyorlar!
Mesela: Kamuda reform dendi, yapılmadı! Kırk yılın şikâyetleri berdevam!
Mesela: Bakın işte! Yine ayni şeyleri yazıyor serzenişte bulunuyoruz! Niçin bizim gibi “köşecileri,” medyayı, söyleyip yazdıklarını tekrar tekrar dönüp temcit pilavı gibi söyleyip yazmak zorunda bırakıyorlar? Neden? Çünkü sorunlar çözülmüyor devam ediyor bir, çözdük dedikleri yeni sorunlar yaratıyorlar iki!
Asıl önemlisi sürekli kafa karıştırıyorlar! Hem Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili hem de içteki sorunlarımızla ilgili… Nasıl mı?
TEMEL’e sordular: Eğer kafa karıştırmak istersen ne söylersin?
54 derim demiş!
Yahu demişler hayretle, neden 54?
Bak demiş Temel nasıl da kafanız karıştı!
**********
KISACA TAKILDILDIĞIM: (HÜKÜMET ZAFİYETİNİN SONUCUNDA SENDİKANIN REYTİNGİ BİR NUMARADA!)
KKTC’de işler rastgele yapılırken ve yumurta kapıya dayanmadan sorunlar ciddiyetle ele alınmadığından; buna karşılık çok konuşup az iş yapıldığından…
Ve de “kimseler kimseleri adam yerine koymadığından, dolayısı ile birbirlerine aldırmayıp birbirlerini saymadıklarından!
İnsanlarımız ne kadar yetkili ve sorumlu olurlarsa olsunlar, söyledikleri de açıklamaları da vız gelip tırıs gittiğinden…
HADİ GELİN BUNLARIN DA İSPATINI ÇAKALIM. “Hangi ülkede sendikalar memleketin Maliye Bakanlığı’nı basıp ve de damına çıkıp pankart asarlar? Tabii ki KKTC’de! Çünkü bu ülkede herkesin aklı kendine göre “akil” olduğundandır ki ötesi akıllar nahoş ve mayfoş olmaktadırlar!
Hatta diyorsanız ki “nereden bu hükme vardın” sizi rahatlatayım: “Kendimden!” Biz birbirimizi bilmesek de birbirimizi tamamlarız! İşte “devletin Bakanlığına” saldıran sendikalar! Yahut bunca zamandır sorunu savsaklayıp “ne zaman saldıracaksınız diye bekleyen Devleti Kıbrısiye!” Kısaca sendikal hareketlerle özgürlüklere bir demokratik hak daha katıldı! “Bakanlık basıp damına pankart asmak!” KKTC’ye hayırlı olsun!
































