Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMİZDİR: KIBRIS SORUNU 1974’TE BAŞLAMADI. (İŞTE RUM’UN 214 YILLIK ENOSİS MÜCADELESİNİN DÖKÜMÜ VE SELİM SARPER…)

“Eğer Osmanlı adayı fethetmeseydi şimdi Kıbrıs sorunu olmayacaktı” hükmünü getirebilir misiniz? Adama gülerler çünkü cehaletin dik alâsı olur!
BUNA KARŞIN: “Zaten adada yerli halk olarak kalıcılığı ile Rumlar, Ermeniler, Maronitler vardı. Dolayısıyla Osmanlılar Venediklilerle savaşarak adayı fethettikten sonra da bu yerli ahali, ayni kalıcılık ve sahiplik hakkında adada var olmaya devam ettilerdi” deyip şu yargıya varır mısınız? “Türkler aynen öteki İmparatorlukların da ada üzerinden gelip geçtikleri gibi gelip geçici idiler. Oysa gelip geçmediler adaya sahiplik koyarak hem oyunu bozdular hem de Rum’un egemenlik hakkına tecavüz ettiler” diyebilir misiniz?
YAHUT: Kıbrıs’ın yerli halkı olarak addedilen insanları aslında gelip giden kavimlerin ve imparatorlukların adada bıraktığı “artıklarından” oluşmaktaydı. Ne var ki M.S. 40’lı 50’lili yıllarda Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paul Kıbrıs’a geldi ve de Hristiyanlığı yaydı işte o zaman ayni dine mensup Yunanlılarla adadaki Rumlar “dindaşlık” birlikteliğinde buluşmaya başladılar.” Dolayısıyle Kıbrıs eğer bir ülkenin malı olacaksa bu sahiplik birinci derecede Yunanistan’ındır” diyebilir misiniz?
FAKAT: Gerçek şu ki Osmanlı döneminde de adadaki Ortodoks Rum halkı 1800’lerin başında önce “Megali İdea” haritasını hazırladı, sonra bu haritaya uygunluğunca tüm adaya egemen olup Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için Etniki Eterya örgütünü oluşturdu, ardından da ilk kez Yunanistan 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa’yı uyararak resmen adanın kendisine bağlanmasını talep etti,” demiş olsak tarihi yanılgıya mı düşeriz?
VE EKLESEK: Rum ahali kiliselerde silahlanarak 1821’de isyan ederler. Bunun üzerine vali Küçük Mehmet öncü papazları sürgüne gönderir onlar da Paris’te “Enosis Bildirgesini” hazırlarlar…”
VE LOZAN’A GELSEK: Desek ki “1923’te Lozan Anlaşması’nın 20. maddesi ile ada resmen İngiltere’ye bırakıldıydı,” yüreğiniz sızlayarak ah vah eder miydiniz? Çünkü:
Bu anlaşmadan sonradır ki binlerce Türk Türkiye’ye göç eder. Memlekette aydın insan kalmaz. Ve o günden bu günlere de bu göç “içten dışa” doğru bir alın yazısı gibi süreklilik kazanır!
BURAYA KADAR KISA KISA AKTARDIKLARIMDAN NE ANLADINIZ? Mesela şöyle dediniz mi? “Yok yavu demek bu Rum ahalisi kiliseleri ile birlikte ta 1800’lerin başından beridir adayı Yunanistan’a bağlamak için yani Enosis’i gerçekleştirmek için uğraşmaktadırlar ha!” Der miydiniz? (Zaten olay Yunanistan’ın Osmanlı egemenliğinden kopması ile başladıydı.)
KIBRIS SORUNU 214 YILDIR DEVAM EDİYOR: Affınıza sığınarak dikkatinizi çekeyim: Öyle bugünkü gibi Türklerle Rumlar bu adada asırlardır kardeş kardeş yaşarlardı da Türkiye geldi adanın Kuzeyini işgal etti de bu kardeşlik düşmanlığa dönüştü de şimdi yeniden iki halkı öncesinde olduğu gibi “birleşik Kıbrıs’ta” birleştirmek için uğraşılıyor da… Demek yok!
Bunları söylediğiniz anda canımızın çıkması pahasına şuradan buradan topladığımız bilgilerle emeğimize yazık etmekle kalmaz; tarihi gerçeklerin de canına okursunuz ki laf aramızda zaten okunmaktadır!      Neyse biz yolumuza devam edelim. Ve soralım: İlk kez Kıbrıs siyasi sorunu Türkiye tarafından hangi yıl BM’de seslendirildiydi. İşte cevabı:
SELİM SARPER’İN BM’LERDEKİ TARİHİ KONUŞMASI: Masamın üzerinde risale esamesindeki kitabın kapağına bakıyorum:           Saman kağıda “Bozkurt Basimevi” Tarafından basılıp yayımlanmış.          Kapağın üstünde önce küçük puntolu harflerle “Birleşmiş Milletler Siyasi Komisyonu’nda Pek sayın…”   Ve altında daha büyük puntolarla “Selim Sarper’in Tarihi Hitabesi” yazıyor.         En altında “Kıbrıs Milli Türk Birliği Yayını” deniyor.  Birinci sayfada Celal Bayar’ın resmi var: Altında şunlar yazılı: “Kıbrıs’ın ve Kıbrıs Türklerinin mukadderatı ile Anavatan parçası gibi alâkadar olan Reisicumhurumuz Celal Bayar.”           Tabii kitabın iç sayfalarında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu’nun, Başbakan Adnan Menderes’in, Dışişleri Umumi Kâtibi Muharrem Nuri Birgi’nin, BM Temsilcisi Selim Sarper’in, Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’nün de fotoğrafları var…
YIL 1954’dür. Kitabın kapağının hemen arkasında şimdi kara böcüye dönmüş el yazıma gururla tükürecek kadar düzgün ve okunaklı yazımla, “Eşref Aydın Nidai. Mağusa Namık Kemal Lisesi, Sınıf orta 2.” yazmışım!  Demek ki biz daha Ortaokul dönemlerinde Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili kitaplar okuyormuşuz…
Yıl 1954’dür. EOKA’nın nisan ayında ilk bombalarını patlatarak tethiş yani Terör hareketlerine başladığı yıldır. Türkiye Kıbrıs’ta Rum’un İngiliz’e karşı yeniden başlayan başkaldırısını bu kez çok ciddiye alır. Ve BM’nin hiçbir siyasi sorunu çözmeye muktedir olamadığını bilmediğinden, sorunu çözmesi için BM’lere havale eder!
O zaman adada ifade edilen nüfusumuz “100 bin Türk’tür.” Nitekim bu konuda Kıbrıs Milli Türk Birliği (ki başında Dr. Fazıl Küçük vardır.) şöyle der:   “…Türkiye, İngiltere, Amerika’ya yüz bin Kıbrıslı Türkün bütün cemaatçe seferber olarak topladıkları paralar ile iki defa gönderdikleri (New York’a) Kıbrıs Türk heyetleri, Yunan emellerinin boş ve asılsız olduğunu ispat etmeye çalışmışlardır…” (BM’de.)
SELİM SARPER BM’lerin Siyasi Komisyonunda Kıbrıs Türk halkının davasını gerçekten büyük basiret ve ferasetle anlatır.
Enosis iddiasını çürütürken “bu kelime İngilizce lisanında “union-birlik” karşılığıdır” diyerek şöyle devam eder:            “Fakat Enosis’in tam ve hakiki karşılığı Almanca “anschluss” kelimesidir. Demogajik mahiyeti ruhu ve gizlediği maksat itibarıyla “bibaht” (yani bahtsız) (unfortunate) “anschluss” kadar insanın içine endişe veren bir kelimedir…          Selim Sarper Kıbrıs’la ilgili coğrafi ve ekonomik durumları da anlatır, halkların ırksal yanlarını da. Sarper’e göre adadaki yüz bin Türk nüfusun karşısındaki ortodoks Rum nüfusu 380 bindir. 10 bin kadar da muhtelif ırklara mensup azınlıklar nüfusları vardır.    SARPER’İN SELF DETERMİNASYON DERSİ: Sarper Kıbrıs’ta konuşulan dilleri de anlatır ve sözü “milletlerin kendi mukadderatlarını kendilerinin tayin etmeleri prensibine” yani self determinasyon hakkına getirir. Çünkü Rum halkı bu hakkı kullanarak Enosis’i gerçekleştirmek istemektedir…
Sarper bu konuda Fransız İhtilaline kadar giderek adeta dinleyenlere “kendi kaderlerini etme hakkının” dersini verir ve sözü Kıbrıs’a getirerek şöyle der:
Self Determinasyon umumi manada her milletin müstakil (bağımsız) bir devlet kurmak kendi hükümetini seçmek hakkını ifade eden bir prensiptir. Bu prensibi milletle hükümet arasındaki münasebetlere müteallik (ait) bir nazariye (olasılık) tarif edebiliriz. Self Determinasyon hakkının iyi anlaşılabilmesi için “Halk” ve “millet” mevhumlarının tarif edilmesi gerekir… Maksadımız Self determinasyon prensibinin tatbiki konusunda daha başlangıçta baş gösteren müşkilâta (zorluğa) işaret etmektir. Millet Prof. Toynbee’nin iddia ettiği gibi ayni dili konuşan insanların vücuda getirdiği topluluk mudur? Yoksa Charles Maurras’ın doğum esnasında bağladığı tarihi ve tabi cemiyet midir?… Milletin çeşit çeşit tarifleri vardır ve (hepsi de kendi gayelerine göre kullanılmaktadırlar.)
DİKKAT: Selim Sarper o dönemde Kıbrıs Türk halkının da self determinasyon hakkının olduğunu değil, Rum’un Türk halkına rağmen bu hakkını adada kullanamayacağını anlatmaya çalışmaktadır. (Unutmayın ki sorun yeni başlamıştır ve henüz adımlarla laflar titrektir…”
SON SÖZ: Kıbrıs siyasi sorunu iki asırdır devam etmektedir. Öyle söylendiği gibi 1974 Barış harekâtından sonra başlamamıştır. Ve en önemlisi şudur: Belki Rum tarafı artık Enosis’i gözetmemektedir çünkü Yunanistan’la AB’de ayni ittifak içinde yer almaktadır. Fakat ada egemenliği söz konusu oldukta bu Rum hâlâ 1800’lerin kafası ile hareket etmektedir! Bu da barışçı çözümün önündeki en büyük engeldir!