Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜZAKERELERDEN KAÇMAK, YENİ MÜZAKERELERE BAŞLAMAK İÇİN ZEMİN HAZIRLAMAK DEMEKTİR (YANİ KİMSE MÜZAKERELERDEN KAÇAMAZ!)

Önce belirtelim: “Ne Türk ne de Rum tarafının müzakerelerden kaçma lüksü yoktur!” Böyle bir siyasi tasarruf eşyanın tabiatına zıttır. Nasıl ki hasta doktorundan kaçamazsa Kıbrıs siyasal sorununu çözmeyi hedefleyen müzakerelerden kaçmak da mümkün değildir.
Buna karşın eğer Rum tarafı 9. parseldeki yeni araştırması ile Türkiye’nin bölgeye savaş gemilerini göndermesine neden olmasına karşın bu eylemi protesto ederek, “ben de müzakerelerden çekilirim” kararını almışsa, bu eline geçirdiğini sandığı “siyasi kozunu” kullanmak içindir! Nedeni de şudur:
ANASTASİADİS İNİSİYATİFİ ELE GEÇİRMEK İSTEMEKTEDİR. Çünkü müzakereler başlayalı beridir inisiyatif Türk tarafında olmuştur. Nitekim: 
BİR: Başından beridir müzakerelerin devamından yana olan Türk tarafıdır.
İKİ: Müzakereleri teşvik eden, “devam” diyen de Türk tarafıdır.
ÜÇ: Hatta tıkanmalar söz konusu olduğunda “liderler zirvesi” önererek müzakerelere yeni ivme kazandıran da Türk tarafı olmaktadır.  
DÖRT: Bu tutumu nedeniyle Türk tarafı BM ve AB tarafından “çözüm isteyen taraf” olarak öne çıkartılmış, barışçı tutumundan dolayı takdir görmüştür.
BEŞ: Bu sırt sıvazlamanın abartısı da yoktur çünkü bugüne kadar Türk tarafı “masadan kaçmak için bahane uydurmamış” aksine müzakerelerin sağlıklı devamı için sürekli öneriler üretmiştir. Hatta AB’nin TC ile ilgili ilerleme raporlarında da bu hususun altı özellikle çizilerek “memnuniyet” vurgulanmıştır.
Bunlara karşılık Rum tarafı: Başından beridir mızıkçılık yapmaktadır!
Müzakereleri dinamitlemek için prosedüre de sürece de uygun olmayan tekliflerle Maraş,a Güzelyurt’a kadar aklına ne gelirse “güven yaratıcı önlemlere” sığınarak iadelerinin hemen yapılmasını istemektedir!
Yönetselliği Rum egemenliği olarak lanse etmeye çalışmakta başkanlık sisteminden siyasi eşitlik ilkelerine kadar ne varsa “kendi yetki ve sorumluluğunda” olmasını savunmaktadır…
Bu tutumu süreci olumsuz etkilemekte, AB ile BM ve Amerika bu olumsuz tutumu açık seçik görmektedirler!
Kısaca Anastasiadis çoktandır Masada prestij ve inisiyatif kaybetmektedir…
TAM BU SIRADA: “Doğu Akdeniz’de yeni sondaj çalışmalarına başlayacağım” demiş bir kez daha tüm Kıbrıs’ı ilgilendiren enerji olayını kendi tekeline kazımak için harekete geçmiştir ki Türkiye’nin uyarısı ile karşılaşmıştır. Anında da “işte elime fırsat geçti” diye düşünmüş olacak; bir süredir neresinden sıyrılacağının hesaplarını yaptığı müzakerelerden çekildiğini duyurmuştur!
BUNDAN SONRA NE OLACAKTIR? Zaten müzakereler süreci kimseleri tatmin etmiyordu! Çünkü yukarıda da yazdığımız gibi Anastasiadis süreci rayından çıkarıyor, kendi kulvarına çekmeye çalışıyordu! Bu nedenle “şimdilik çözüm umutsuz vakadır” diyordum. Fakat ekliyordum: Müzakerelere devam…
Bu müzakereler şu veya bu nedenle yeniden başlayacaktır. Ancak bu kez hem Türkiye’nin hem Amerika ile AB ülkelerinin başını ağrıtan bir IŞİD belası vardır! Üstelik gitgide korkunç bir savaş halini almıştır. Dolayısıyla Kıbrıs siyasi sorununu önemsizleştirmemişse bile “ötelemiştir!” Bir süre bu IŞİD belasından dolayı Kıbrıs sorunu rölantiye alınabilir çünkü IŞİD olayının daha ne kadar bölgeyi tehdit edeceği, Irak ve Suriye’yi nasıl etkileyeceği dolayısıyla bölge ülkelerini ki kapsamına Kıbrıs’ı da alabilir nasıl sarıp sarmalayacağı bilinmiyor, henüz yolun başında bulunuluyor! Fakat bir başka gerçek daha vardır. Bu IŞİD belasından dolayı Türkiye’nin pozisyonu zorlaşmıştır ama bölgedeki “önemi” bir kez daha ortaya çıkmıştır ki bu Rum’un gazından daha büyük bir siyasi güç tanımıdır…
ÖTE YANDAN KABUL EDİLEN BÜYÜK GERÇEK: Kırk yıldır bu adada barış hüküm sürmektedir. Adadaki Türk askeri nedeniyle de bu barışın devam edeceği yadsınamaz gerçektir. AB, BM, Amerika adadaki barışı Türkiye’nin sağlayıp devam ettireceğine inandıkları içindir ki Kıbrıs sorunun çözümü konusunda çok aceleci davranmamaktadırlar. Bunu kısaca yorumlamak gerekirse Kıbrıs siyasi sorunu, şimdilik öküzün boynuzundaki sinek kadar bile ağırlığı olmayan bir sorun esamesindedir! Dolayısıyla Anastasiadis ile Yunanistan’ın efelenmeleri yine “şimdilik” kaydı ile tüm taraflara vız gelip tırıs gitmektedir!
BU NEDENLE: “Ahlar vahlarla” birlikte “sümük koyuvermekten” vazgeçip “işimize baksak” çok iyi edeceğiz çünkü müzakereler devam etmiş olsaydı bile, içine kendimizin “ettiği” işlerimizle, Rum’u çözüme zorlamak yine mümkün olmazdı!

**********     
AYAĞIMIZA KADAR GELEN NİMET: (İSRAİL’DEN ERCAN’A DİREKT SEFERLER BAŞLATMASI İSTENİYOR. TURİZMDE YENİ UMUT!)

Geçen gün refikim Moreket olayı “Köşesinde” yorumlamıştı. Katkım olur düşüncesiyle Moreket’in bıraktığı yerden ben devam ediyorum: Prof Dr. M. Akif Erdoğru “Kıbrıs’ta Osmanlılar” adlı kitabında, Osmanlıların adayı fethinden sonra sadece Anadolu’dan değil, İmparatorluk bölgelerinden de Kıbrıs’a zorunlu sürgün gönderildiğini yazar ve şöyle der: “…Anadolu yarımadası dışında Halep, Şam ve Safed gibi Suriye şehirleri de sürgün kapsamı içindeydi. Özellikle Safed Yahudileri Mağusa şehrine yerleştirilmek istenmişti. Bazı tarihçiler bunu Yasef Nassi’nin bir planı olarak görürler. Çünkü adanın alınmasında Nassi’nin rolü büyüktü. O adayı bir Yahudi toprağı yapmayı, bunun için de Osmanlı Yönetimi öncesinde adada var olan özellikle Safed Yahudilerinin Mağusa şehrine yerleştirilmelerini istemişti. Bunun için de Osmanlı Yönetimi öncesinde adada var olan Yahudi nüfusunu artırmayı düşünüyordu. Çünkü Yahudiler adanın önemini biliyorlardı. 1271 yılında Akkâ’nın önemini de biliyorlardı. Kudüs’e giden güzergâh üzerinde bulunuyordu. Akkâ’nın 1271’de Müslümanların eline geçmesinden sonra çok sayıda Yahudi Mağusa şehrine göçmüştü. Onlar için Mağusa “bilinen” bir şehirdi…”
1960’LARDA İLK TURİSTLERİMİZ YAHUDİLER OLDULARDI: Yukarıdaki tarihi anlatımları tarihçilere bırakalım. Ancak Yahudilerin Kıbrıs’a, özellikle Mağusa bölgesine özel bir ilgi duydukları yadsınamaz gerçektir. Nitekim 1960’larda haftanın belirli günlerinde İsrailli ziyaretçiler feribotlarla Mağusa Limanı’na gelirler, surlar içini dolanıp Lefkoşa’ya gider Saray Otel’de konaklarlardı. Tutun ki Mağusa’ya Lefkoşa Türk bölgesine gelen ilk turist kafileleri Yahudilerdi. 1974’ten sonra da Salamis Bay Oteli’ne kumar oynamaya gelirlerdi.
İLK BÜYÜK TURİSTİK OTELİ DE MAĞUSA’DA İNŞA ETMEK İSTEDİLERDİ: 1974’ten sonra Mağusa’da Glapsides sahilinde otel yapmak için projeleri ile geldiler hatta devlete kaparo bile verdilerdi. Otel yapacakları alan askeri bölge olan Gülseren’e yakınlığı dolayısıyla kabul görmeyince kaparo iade edildi!
KARPAZ’DAKİ MARİNA DA YAHUDİ’NİNDİR: Şimdilerde Yenierenköy sahillerindeki o güzelim yat limanının sahibi de Yahudi’dir. Sayesindeki yatırımla Karpaz bir turizm beldesi oldu! (“Olması gerekirken” hayır olmadı çünkü bizdeki cibilliyetsizlikle kabiliyetsizlik buna izin vermedi! “Olacaktır” demek istedik!
ÖZEL GÜMRÜK BİNASI DA YAHUDİLER İÇİN RESTORE EDİLDİYDİ: Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Özcafer’in girişimleri sonucunda, İsrail’den süreklilik içinde feribotla gelecek İsrailli Turistler için Mağusa Limanı’nda eski gümrük binası restore edilmişti. Tam feribotla İsrail’den turistlerin geleceği dönemde Erdoğan ünlü “van münit’i çekiverince seferler iptal edilmiş büyük proje hayalde kalmıştı!
ŞİMDİ NE DENİYOR VE YENİ BİR TURİZM UMUDU? Bir süre önce The Washington Post ile Jarusalem Post Gazeteleri KKTC’yi İsrailli turistler için bölgedeki en uygun yer olarak takdim edip Ercan’a direkt uçuşlar başlatmasını salık verirlerken nedenleri şöyle sıralıyorlardı:
Çevremizde İsraillilere düşmanlık beslemeyen tek ülke KKTC’dir.
Kuzey Kıbrıs İsrail’e hem yakındır hem de ucuzdur.
Yunanistan Euro Bölgesi’nde olduğundan artı İsrail’e uzaklığı nedeniyle İsrailli turistler için uygun değildir. Üstelik “Altın Şafak örgütü” kuşku ve korku uyandırmaktadır!
Güney Kıbrıs ise çok pahalıdır!
İŞTE FIRSAT: İstesek, dünya kadar paralar harcasak bir ülkeye “hadi KKTC’ye direkt uçuşlar başlatınız” dedirtemezsiniz! KKTC için kendiliğinden oluşan bu tanıtımı çatlasanız patlasanız hem de beleşinden yapamazsınız!
OYSA: İki büyük gazete ki birisi Yahudi’nindir, başarıp yapamayacaklarımızı başarıp yaptılar. Zaten Mağusa bölgesinde Yahudiler aramızdadırlar ve her halde KKTC’den ilgi beklemektedirler, bu apaçık ortadır.
YOKSA KORKUYOR MUYUZ? Mağusa bölgesinin, İsrail’in “Kenan ülkesi ideası” içinde olmasının dedikodularından mı? Erdoğan’dan mı? Bir gün Kuzey’in Yahudilerin eline geçeceği ihtimalinden mi? Korkuyoruz!
Gülüp geçin ve “bizi dost” bilen Yahudi’ye “dostça” yaklaşın…