Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DOĞU AKDENİZ’DEKİ RUM’UN GAZI KIRK YILDIR KIBRIS’TA DEVAM EDEN BARIŞI OLUMSUZ ETKİLER Mİ?

Bu soruya sağlıklı cevabı verebilmek için önce Kıbrıs’ın o kırk yıldır süregelen siyasi ve jeopolitik konumu üzerine bir zihin praktisi yapmak gerekir…
Bir: Kıbrıs 1963’ten beridir hem siyasi hem coğrafi olarak sorunlu bir adadır.
İki: 1963’te Türklerle Rumların kurduğu Kıbrıs Cumhuriyeti 1963’te yine Rumların Türklere saldırması sonucunda yıkılmıştır.
Üç: Fakat yerine yeni bir anlaşma ile yeni bir siyasi statü konamadığından elan siyasi “çözümsüzlüğünü” sürdürmektedir!
Dört: 1974’te tüm adanın devleti olduğunu iddia eden Rum tarafının Makarios’a darbe girişimi nedeniyle Türkiye garantörlük hakkını kullanarak Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmiş, hemen ardından ada Kuzey-Güney olarak iki bölgeye ayrılmıştır.
Beş. Ne var ki bu bölünme sonucunda Güney “tanınmış devlet” olarak dünyada siyasi konumu ile tanınmışlığını korurken, Kuzey’deki devlet defakto olarak tanımlanmıştır!
Altı: Daha önce de yazdıktı: Bu bölünme nedeniyle Güney, KKTC’yi tanımazken, Türkiye de Güney Rum Yönetimi’ni tanımamaktadır!
FAKAT: Aradan kırk yıl geçmiştir. Adadaki iki halk bu uzun süre içinde çözüm arayışları nedeniyle pek çok kez bir araya gelmiştir. Sınır kapıları açılmış birlikte çözüm için referanduma gidilmiştir. Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dayanarak Güney’den AB kimlik ve pasaportlarını çıkartarak resmen AB’li olmuşlardır. Fakat çözüm konusunda en küçük bir uzlaşıya varamamışlardır!
Buna karşılık Kuzey ve Güney kendi iç dinamikleri ve siyasi güçleri oranında kendi coğrafyalarının egemenleri olarak düşe kalka yollarına devam etmektedirler. Tabii tanınmış devlet olarak Rum tarafı siyasi ve ekonomik yönden bütün avantajlarını kullanmaktadır. Nitekim Doğu Akdeniz’de İsrail ve Amerikan Mobil şirketi ile “Münhasır Ekonomik Bölgesi”nde gaza ulaşması bu tanınmış devlet avantajının sonucudur. Ne var ki:
YENİ SONDAJ ÇALIŞMALARINA BAŞLAMASI SORUN YARATMIŞTIR! Bir süredir Türkiye Rum’un 9. parselde yeni sondaj çalışmalarına başlaması karşısında Güney’i şu gerekçeli çıkışı ile uyarmak gereğini duymuştur:
“Kıbrıs Türk tarafının hakça paylaşım için yaptığı somut ve ayrıntılı iş birliği önerilerini Rum tarafının dikkate almadan tek taraflı olarak çalışmalarını sürdürmesi endişe ile izlenmektedir! Rum Yönetimi’nin bu kez 9. parsel olarak belirlenen sahada yeni bir sondaj faaliyetine başlamasına ilişkin olarak KKTC Dışişleri Bakanlığı tarafından 3 Ekim 2014 tarihinde yapılan açıklamada belirtilen hususları destekliyoruz…”
Ve devamla şöyle denmektedir: “KKTC’nin bu kaynaklar üzerindeki asli haklarını koruması için gerekli olan sismik araştırma faaliyeti ile sondaj platformu temini ve belirlenecek bölgeye gönderilmesi yönünde atacağı tüm adımlara tarafımızdan her türlü destek sağlanacaktır…”
YOKSA TÜRKİYE, KKTC ÜZERİNDEN DOĞU AKDENİZ’DEKİ ENERJİ OLAYINA MI MÜDAHİL OLUYOR? Zaten Türkiye’nin Rum gazının borularla Ceyhan’a nakledilmesi için dayattığı biliniyor… Ayrıca “Gazda” Kıbrıs Türk halkının da payı vardır” diyor, o da biliniyor… Ancak Rum tarafının da “gaz bizimdir kararı da biz veririz” dediği de biliniyor… Bilinen bir başka husus Rum’un bu gazı istediği çözümü empoze etmek için koz olarak kullanmaktan çekinmeyeceğidir. Şimdi olaylar nasıl gelişecektir?           Bir kere bu restleşmeler müzakereleri etkileyecektir! Nitekim Anastasiadis siftah bismillah Rum’un sondaj bölgesine Türk tarafının savaş gemilerini göndermesini bahane ederek görüşmelerden çekildiğini açıklamıştır! (Gelişmelerin seyrini gözleyeceğiz çünkü bu tutum Rum’un yeni bir siyaset maskaralığıdır!)      Öte yandan Bir süre önce Türkiye Rum’un dolayısıyla artık “Kıbrıs”ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sismik araştırma yapacağı 2, 3 ve 9 numaralı parselleri “bağlayarak” buraları gemi geçişlerine kapattığını duyurmuştu. Zaten Anastasiadis de bu nedenle “biz de müzakereleri durdururuz” diyerek rest çekmişti!
Olay TC ve KKTC ile GKRY ilişkilerini olumsuzluklarıyla daha çok gerecektir!
Tabii ki Yunanistan da olaya müdahil olurken, devreye, zaten içinde olan Amerika ile AB de girecektir!
KRİZ NASIL ATLATILIR: Tam bu sırada son günlerde kendisini Erdoğan’ın bombardımana tutması nedeniyle özür dilemek zorunda kalan ABD Başkan Yardımcısı Biden, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bulunan kaynaklardan özellikle doğal gazdan yararlanma konusunda oldukça büyük çıkarı olduğunu anlamaya başladığını, bu kaynakların sadece Türkiye’yi değil, boru hattı aracılığı ile Yunanistan’ı da Rusya’nın enerji silahından kurtarmada önemli rol oynayabileceğini söyledi… Tabii Kıbrıs sorununun çözümüne katkısının olacağını da unutmadan…
Eğer öteden beridir Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki gazın AB’ye naklinin Türkiye üzerinden geçmesinde ısrarlı olduğu, Biden’ın da bu konuda destek atışı yaptığı dikkate alınırsa, kriz gibi görünen olayın pek alâ da çözüme katkıda bulunacak siyasi ve ekonomik işbirliğine dönüşmemesi için hiçbir neden yoktur… Tabii bu Rum-Yunan tutumuna bağlı bir umut olacaktır!
KISACA: Kıbrıs’la ilgili taraflar hem gaz ile su hem Kıbrıs sorunu hem bölgedeki savaş nedeniyle iş birliğinden kaçamazlar hele müzakerelerden hiç kaçamazlar.      

**********

KISACA TAKILDIKLARIM: (YEREL ÜRÜNLERİMİZİ BİLE KURTARAMAZKEN KOOPERATİFÇİLİĞE DE GEÇEMEDİK!)
Gazeteci refiklerim eğer isterlerse araştırmasını yapabilirler. Girerler gazete arşivlerine bir yılda bu ülkede hangi gün ve zaman dilimi içinde hangi tarımsal olayların gündeme geldiklerini üç beş yıl geriye giderek “yıl yıl” sayfalarını çevirerek, şıp diye tespit ederler!
Mesela yılın şu ayında kesinlikle elde kalmış domates sorunu çıkar! Şu aylarda patates! Şu günlerde enginar! Şu zaman diliminde mutlaka harup! Ve az biraz sonra görüleceği gibi zeytin ve zeytinyağı! Tabii her zaman başrolde narenciye!
Dikkat: Bunlar bizim hem ulusal hem de yerel ürünlerimiz! Yıllardır üretim ve hasat zamanlarında hep ayni sorunları yaşarlar!
Neden? Ee, çözmezseniz sorunları, tabi ki hep karşınızda bulursunuz!
Mesela domates: Her yıl belirli aylarda domates üreticisi feryat eder: “Domatesler elimizde kaldı battık!” Batarlar tabii! Diyor ki bir üretici geçen yıl 95 TL’ye aldığımız tohumunu bu yıl 174 TL’ye aldık! Yani domates tohumuna bile bağımlı bir ülke olduk! Kaldı ki yan sanayini kuracak salçasından ketçaplarına kadar üretim imalatını yapacağız!
Mesela patates: Kaç kezdir TC’den dönüyor. Hep ayni sorun. İlaç kalıntıları! Kaldı ki bu dünyanın en lezzetli patateslerini TC’de AB’de kapış kapış gidecek bir üretim potansiyeline sokacağız!
Mesela Narenciye: Nihayet itiraf ettiler: Seksen bin dönüm aldıktı 35 bin dönüm kaldı! Bir zamanlar Kıbrıs portakalları dünyada ünlüydü. Şimdi kendi evinde bile kendini kabul ettiremeyecek kadar basitleşiverdi! Kaldı ki usaresinden suyuna marka olsundu!
Mesela harup: Bilir misiniz haruptan otuzu aşkın türlü çeşitli ürün elde edilir. Kozmetikten pekmeze, hayvan yeminden filmlere kadar… Önce ağaçlarını farelere yedirdik sonra da meyvesini gözden çıkardık! Dünya’da pek az yerde çıkan harup da bitti gitti! Kaldı ki sanayisini kuracaktık!
Mesela zeytin ve yağı: Son zamanlarda sürekli ve yeniden zeytin ağaçları yetiştirilse de hâlâ ihraç edilebilirliğe ulaşılamadı! O kadar ki iç piyasada bile bazı yıllar talebi karşılayamıyor! Kaldı ki ihraç olanakları yakalasındı!
Bunlar bizim yerel ve ulusal ürünlerimiz. Enginarı da koyarsanız yanlarına, işte size KKTC’nin tarım politikasını üzerine oturtacağınız bir yol haritası…
OYSA KOOPERATİFÇİLİK BİLE BAŞARILAMAMIŞ! Bizim gibi aile işletmelerine dayanan tarım sektöründe 1968’lerden beridir “kooperatifçiliğe” geçilmesi için verilen çabalar da tutmamıştır. Şu veya bu girişimler de bir süre sonra işlemez hale gelmiştir. Oysa üreticiler ürünlerinin ellerinden yok pahasına alındığını, sömürüldüklerini çok iyi biliyor, “kooperatifleşmekten başka çaremiz yoktur” diyorlar. Nitekim Domates Üreticileri Başkanı da “kooperatifleşmemiz” gerekir diyor…
Bir süre önce Esnaf ve Zanaatkârlar Birliği Başkanı Hürrem Tulga faaliyetlerini anlatırken Esnaf ve Zanaatkârlar’ın büyük ölçüde kayıt altına alındıklarını, “Kooperatifleşme sayesinde yüzlerce esnafa kredi sağlandığını” da söylediydi…
Örgütlü olmanın iş ve güç birliği yarattığı, mesleki çıkarları güvence altına alıp koruduğu bilindiği halde nedense KKTC’de ne kooperatifçilik gelişti ne de aile şirketlerinden ibaret “Ltd.’lerden kurtulup” “büyük ortaklıklara” geçildi!
Öyle de olunca devletten himmet bekleyenler, yine teker teker “Ahmet, Mehmet, Hatice” olmaktadır!
KISACA: Ağır sanayinin olamayacağı ülkede tutun ki küçüğünü de oluşturamadık! Tarım kesimi ise hâlâ köy ve köylü edebiyatından kurtarılmadı!