Siz dünyaları fethederken birilerinin elinde kalem vardı. Siz hiç ilgilenmediğiniz sorunlarınızla uğraşadururken birileri yazının haşmetli büyüsüne katlanmak zorundaydı. Siz sorunlarınızın ne olduğunu bilmiyordunuz ve çözüm için de havanda su dövmekle uğraşmaktaydınız, birileri bunun aksine yazı ile dünyayı değiştirebileceğini keşfetmişti ama…
Böyle bir devdi Selim İleri. Sadece yaşamakla kalmadı; varlığıyla dünyaya kocaman bir tepki koymayı bildi. Bildik deyimle, “o bu dünyanın insanı değildi”. Oysa biz biliyorduk, “bu dünyanın insanlarının” sade suya tirit davranışlarını… Bu yüzden Selim Bey, hata yaparak da gündeme çok kereler geldi veya getirildi. Akif Emre merhumun ardından, “o kırmak yerine kırılmayı tercih eden diğerkamlardandı” demişlerdi. Selim Bey de öyleydi, bu yüzden hatalarını fark etmesi hiç zor olmadı.
***
Selim Bey, yazınımızda benliğe ve nostaljiye dayalı bir çığır açtı. Yalnız bir insandı. Yalnızlığıyla yaşamayı bildiği gibi, bunu hayatında bir yere oturtmayı da başarmıştı. Onun gibi yalnız yaşayan pek çok yazarı bize yeniden kazandırdı. En meşhurları işte Peride Celal, Güzide Sabri, falan filan. Refik Halid’in “dikişçi kız edebiyatı” tesmiye ettiği bu ekibe nedense çok değer verirdi Selim İleri Bey. Acaba, canından çok sevdiği anneciğinin ona okuma sevgisi verirken başvurduğu yazarların bu tarz kişiler olmasından mı kaynaklanıyordu bu?
Türk kamuoyunun dışında kalmış bir adamdı. Oraya itilemeyecek kadar yetenekliydi, bunu gördü ve dışarıda kalmayı yeğledi. Onun ayağına gittiler. Birtakım yetenekli edebiyat adamlarının ve de kadınlarının onunla sohbet etmek için, genç olsun yaşlı olsun, ona giderkenki yüz ifadelerini görmeliydiniz. O, yazının değerini anlayan yorgun bir şövalyeydi. Çok canlar almışsa da, kendini ifade etmenin önemini kavrayan ve bu nedenle kendi güzel benliğinden bir şey kaybetmeyen soylu bir şövalye.
İstanbulluydu. Bunu affetmediler. Üstelik iyi bir hikayeciydi, sinemaya da merakı vardı. Günahkarlığı kaçınılmazdı ancak mücadeleyi hiç bırakmadı.
Şimdi sözcülüğünü bazı New Yorklu ve Cihangirli tombul civeleklerin yaptığı bir güruh tarafından unutturulmaya çalışılacak ama kaybedecekler. Her yazar, ölümünden bir süre sonra unutulmaya mahkum olsa da, onun yeniden hatırlanacağı işten bile değildir. Bilgehan Uçak’a el verdi, ona büyük görev düşüyor.
Evi müze olmalıdır dendi. Buna da katılıyoruz. İşbu noktada da Türkan Hanım’a ve Hülya Hanım’a büyük roller düşüyor. Umuyoruz ki merhumun hatırası korunabilecek.
Buralarda olmamanın hüznü… Bu bir Selim İleri romanı için ne iyi bir konu olurdu. Şimdi hakikat oldu. Elem vericidir.
***
Son günlerini sezmişti. Kendisiyle hesaplaşma gereği duydu. Özeleştiri yaptı. Bir Türk aydınında rastlanmayacak bir özellik.
Solcu bozuntuları anlamadılar. Bildik suçlamalarını yönelttiler. Genelde öyle yaparlar ve kaybederler.
Selim İleri Bey, halkın bir parçası olduğunu asla unutmadı. Belki ayrıksı ve soylu bir parçaydı bu ama eninde sonunda parçaydı işte. Türk diline hizmet etti, yani Türk halkına hizmet etti, yani Türkiye’ye hizmet etti. Tıpkı merhum Hulki Aktunç gibi. Allah rahmet eylesin.
Soru: Ne ilgisi var tüm bunların Kıbrıs’la?
Belki de ilgi bağını kurması gereken Selim İleri değildi, Kıbrıs’tı. Bir kez olsun eyleme geçemez ve büyük bir adamı anamaz mıyız?
































