Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ARABACIOĞLU’NUN SORUNLARI, KKTC’Yİ DE YİYİP BİTİREN SORUNLARDIR!

Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu’nu Sağlık Bakanlığı dönemlerindeki ciddi devlet adamlığı yönü ile takdir edenlerdenim. Diğer bakanlara benzemeyen kendine özgü politika anlayışı vardır. Daha doğrusu politika yapmadan “ben işimi yaparım” anlayışıdır bu.
Nitekim Eğitim Bakanlığı döneminde de çok öne çıkmadan “işini yapmaya” çalıştığına inanıyorum. Tabii karakteri itibarı ile çok kırılgan olduğu, bu nedenle geçmişteki bakanlık ve milletvekilliği dönemlerinde Meclis’i bile boykot ettiği bir vakıadır. Fakat her defasında yine dönüp “politikacı” olarak görev yüklenmiştir.
YALNIZ BU DEFAKİ İŞİ ZOR OLDU! Çünkü bu memlekette iki bakanlık vardır ki “Bakan yer!”  
Birisi Sağlık Bakanlığı’dır, diğeri Eğitim Bakanlığı. Her iki bakanlık da memleketin yönetim mekanizmasına  etki eden “güçlü sendikalarla”, “elit çalışanlara” sahiptirler!       
Başlarının üzerinden sinek geçse “kıyametleri kopartacak kadar da agresiftirler!”
Dolayısıyla her devrede Eğitim Bakanları ile Sağlık Bakanlarını daha işin başında, ilk fırsatta atılmak için topun ağzına konmuş şanssız Bakanlar olarak gördüm! (Nitekim geçmişte Sağlık Bakanı olarak Arabacıoğlu’nun da başı epey ağrımıştı!)
Şimdilerde ise Sağlık Bakanlığı’nın muadili olan Eğitim Bakanlığı’ndan siftah bismillah istifa eden yine Arabacıoğlu oldu, “benden bu kadar” dedi! İstifasına neden olan olaylar da medya tarafından şöyle servis edildi:
“SENDİKALARIN EYLEMLERİ, TEHDİTLER, MALİ SIKINTILAR, SİSTEMSİZLİK VE YETKİLER SORUNLARI!” Aslında bu “nedenleri” istifasını kabul etmeyen DP Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş açıkladı…
Bilinmeyenler değillerdi: Çünkü sadece Eğitim Bakanı’nın değil, tümden devletin sorunları olması gereken bu “sorunlar” aynı zamanda KKTC ile birlikte yaşayan gerçeklerdir! Gelin bunları birlikte hatırlayalım: Hangi sorun önümüze gelmedi ki kapsamında “sendikalar,” “sistemsizlik,” “parasızlık” ve “Merkeziyetçi hantal yönetim” olmasın? Nitekim hayatımıza hançer gibi saplanırken artık dilimize pelesenk olmuşluğu ile şöyle ifade etmiyor muyuz bu sorunları:
“SİSTEMSİZLİK.” “Eğitimde sistemsizlik, kamu görevlilerinde sistemsizlik, özel sektörlerde, tarımda, sanayide, sistemsizlik” falan! Üstelik bu “sistem” dediğimiz “adı var kendi yok Zümrüdü Anka Kuşu’nu” kırk yıldır arıyoruz! Mesela eğitimde uğruna şuralar yapıyoruz! Sağlıkta arayışlar üstüne arayışlar koyuyoruz! Hele trafikte ağıtlar yakıyoruz! Yine de hiçbir konuda “sistemi” sistemimiz yapamıyoruz!
“PARASIZLIK” Sistem yoksa para nasıl olacak! Ne TC’nin pompaladığı paralar doyurabildi bizi ne AB’nin Euroları! Daha geçen gün Tarıma ve Turizme TC yine 11 milyon TL hibe verdi! Buna karşılık yeni ders yılı başladı, “bütçe sorunundan” dolayı hâlâ bazı okulların tamirleri sürmekte! Ki Arabacıoğlu’nu da bezdiren olaylardan birisidir bu! Velilere, öğrencilere, sendikalara nasıl anlatsın ki “parasızlık” nedeniyle yaşanmaktadır sıkıntılar! Öğretmenlerin atamaları da!
“SENDİKALAR:” Bağırıp çağırıp tutumlarını kınıyor, bize göre şaşı olan siyasi görüşlerine çatıyor olsak da sendikaların bu “bozuk sistemlerin” hesabını sorup cevap beklemeleri hem asli görevleridir hem de haklarıdır. Nitekim soruyorlar:
“Yahu üç ay tatilde neredeydiniz? Bir gün bu okulların açılacağını bildiğiniz halde neden onarımları ile öğretmenlerin atamasını yapacak çalışmaları askıya aldınız? Neden çözümsel tedbirler almadınız?”
Yani bundan kırk yıl önce okullar yine bu sorunlarla ders yılına başlarlardı, bugün de!
“YETKİLER SORUNLARI:” Ne diyorduk? Mühür kimdeyse vezir odur. KKTC’nin veziri de “gelirlerle giderleri” elinde tutan “Hazinedar” görevindeki bakan Mungan’dır! Büyük olasılıkla Arabacıoğlu öğretmen atanmalarının hemen yapılmasını istedi Maliye Bakanı “hesap kitabına” uydurayım derken zamanı yedi! Alın size yetki sorunu! Bir bakan öteki Bakanı, elindeki “yetki” ile istifa ettirecek “etkiye” sahip olabiliyor!
Eee, BAŞBAKAN YORGANCIOĞLU NE YAPIYOR? Vaziyetleri idare etiğine inanıyor! Nitekim daha Polis Genel Müdürü’nü atayamadı! Sendikaların baskıları karşısında Mali ve Ekonomik Protokolü rölantiye aldı! Partisi içinde kıyasıya eleştirilirken kulaklarını tıkayıp duymazlıktan geldi! Dört yıldır Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlanan bir Talat’ı bile parti içinde tutacak kabiliyeti gösteremedi! Ne yapmak istediği ile nereye yürüdüğünü bugüne kadar ne bilen oldu ne anlayan!
Sonunda “okul onarımları ile öğretmenler atamalarından” tek sorumlu olması gerekirken, bunu da Eğitim Bakanı’nın başına yıkarak kendini halka sureti haktan bir Başbakan olarak takdim etti! Ne diyelim? Doğrusu vaziyetleri iyi idare ediyor! KKTC’nin sorunları bir yana, Başbakan öte yana!       
**********      
KIBRIS SORUNUNDA TÜRKİYE İLE YUNANİSTAN’IN SİYASİ GÜÇLERİ İLE İNİSİYATİFLERİNİN MUKAYESESİ

Fark etmeniz gerekir: Kıbrıs siyasi sorunu sürecinde “din adamları” bile vardır ama Yunanistan yoktur! Yahut perdenin önünde değil, kulistedir! Bir okuyucum dikkatimi çekmese ben de farkına varmayacaktım. Arada sırada Başbakanı ile Dışişleri Bakanlarının adları işitilir de olsa mesela Türkiye kadar dikkat çekici değillerdir…
Oysa Kıbrıs siyasi sorununda “KKTC ile TC ilişkileri ne kadarsa, Yunanistan’la GKRY’nin ilişkileri de o kadardır!
Tek fark “ben adanın devletiyim” diyen Rum tarafının mesela devlet olarak Yunanistan’ın kanatlarının altına girme zorunluluğu duymamasıdır. AB üyesi olması nedeniyle zaten uluslar arası ilişkileri Yunanistan’la eş uyumlu politikalarda sözde kendi egemen iradesi ile sürdürmektedir!
BUNA KARŞILIK TÜRK TARAFI: Hem maddi hem manevi yönden Türkiye’ye muhtaçtır ve bu “gereksinim” siyasi soruna da yansımaktadır! Kısaca yarım asırdır sağa sola sapıp da başına bir kaza gelmesin diye anasının yavrusunu sürekli elinden tuttuğu gibi; Ankara da sıkı sıkıya bizim elimizi tutmuştur… İçte tüm siyasi ve sosyo ekonomik gidişatımızı planlayıp yönlendiren Ankara, dış ilişkilerimizin de ortamlarını hazırlayıp bizi gerekli kapılardan geçirip lanse edendir…
GKRY YUNANİSTAN’A NE KADAR BAĞLIDIR? Bu soruya sağlıklı cevabı veremeyecek kadar bilgisizim. Ancak hem Kıbrıs’taki siyasi ve ekonomik stratejilerinde hem de AB’de birlikte karar almak konusunda bir sorunları olmadığını iyi biliyoruz çünkü Rum medyasında bugüne kadar “keskin görüş ayrılıklarına dayalı haberlere” ellemedik! Kaldı ki Güney’in Yunanistan’ın askeri yardım ve katkılarından büyük oranda yararlandığı da bir başka gerçektir…
KKTC’DE DURUM FARKLIDIR AMA: Güney Yunanistan’la ne kadar muhabbetli ve işbirliği içindeyse Kuzey de tam zıddına Türkiye ile o kadar tartışmalı ve kırılgandır! Nedenlerini yeniden anlatmaya gerek yoktur. Nasılsa “çözümsel kurtuluşumuz” olması gereken 1974 Barış Harekâtı kırk yılı orsa eden süreci içinde sorunlar üstüne sorunlar bindirmekle geçmiştir! Ve bu süre içinde “Türkiye” söz konusu oldukta, “memnunlarla” “gayrimemnunlar” hep değişik görüş ve ayrılıkları ile karşı karşıya gelmişlerdir!
(ANCAK: Muhalefette iken TC’yi kıyasıya eleştiren, askerinin insanlarının gitmesini isteyen siyasi partiler iktidar olduklarında, Türkiye’nin sadık “bendeleri” durumuna gelmişler bu nedenle de zamana zemine göre Bukalemun kadar renk değiştirebileceklerinin ispatını çakmışlardır!)
SİYASİ SORUNDA AĞIRLIK VE İNİSİYATİF KİMDEDİR? Eğer “Türkiye mi Yunanistan mı” sorusuna cevap verilecekse kesinlikte Türkiye denecektir. Bunun da nedenleri adadaki askerinden Kuzey’deki varlığına kadar ayan beyan ortadadır.
YA SİYASİ ÇÖZÜM KONUSUNDA? Annan Planı ispat etmiştir ki TC’nin işaret ettiği çözüm şekline Kıbrıs Türk halkı da “evet” demektedir! İleride de “evet” veya “hayır” denmesi gerektiğinde Ankara yine “tercih” ettiğini dedirtecektir!
O HALDE ANKARA’NIN KIBRIS’TA SİYASİ ÇÖZÜM TERCİHİ NEDİR? Tüm yukarıda yazdıklarımız bu soruya cevap verebilmenin yollarını açmak için yaptığımız düşünce praktisi idi. Şimdi sadede gelelim.
Türkiye son yıllarda Orta Doğu’daki kanlı olaylar nedeniyle hem AB hem de ABD indinde Yunanistan’la kıyaslanamayacak kadar büyük önem kazanmıştır. Buna petrol ve doğal gaz boru hatları ile ekonomisini de eklediniz miydi “uluslar arası itibar ve güç” yönünden Türkiye, Rum-Yunan ikilisini fersah fersah aşmıştır…
İşte söylemek istediğimiz buydu: Annan Planı dönemlerinin Türkiye’si değil. Artık Rum’un gazını bile kendi borularıyla AB’ye taşıyacak ve Orta Doğu’daki olaylarda müdahil olan bir Türkiye vardır.
Rum-Yunan ikilisi Kuzey’i bu Türkiye’nin elinden almak istemektedir! Ne var ki koşullar değişmiştir. Düne kadar TC üzerindeki Amerika ve AB baskısı son IŞİD olayı ile kadük hale gelmiştir. Vazgeçilmez müttefik olarak Amerika ve diğer ülkelerin oluşturduğu koalisyon saflarında yer alacak olan Türkiye’nin eli şimdi çok daha güçlüdür ve politika rüzgârları Türkiye-KKTC’den yana esmektedir… Diye düşünüyoruz…