Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SELF DETERMİNASYON HAKLARIMIZI NASIL YİTİRDİK! (EIDE’YE KIZIYORUZ AMA ADAM HAKLI!)

“Şimdi Eide dönemi başladı” dedik.  Adam bize hem Kıbrıs sorununun nasıl çözüleceğini anlatıyor,  hem Kıbrıs’ın psikolojisi ile sosyolojisinin   hocalığını yapıyor.  Üstelik iki  halkın   “nasıl kazan kazan” kazanacağının formüllerini de açıklıyor. Hatta işi daha ileri götürüyor eğer Kıbrıs sorunu çözülürse Orta Doğu’daki sorunlara da emsal olacağını dolayısıyla yıllardır kanların dereler gibi aktığı Ortadoğu ülkelerinin,   “Küçücük Kıbrıs bile anlaştı çözüme ulaştı, biz hâlâ savaşıyoruz”  diyerek duyacakları büyük utanç nedeniyle,  çözümsel anlaşmalara varacaklarının müjdelerini veriyor!”
Hatta kendisine,  “bak İskoçlar da İngiltere’den ayrılmak için referanduma gittiler,  İspanya’da Katalanlar ayni yolda ilerliyorlar,  pekala Kıbrıslı Türklere de bağımsızlıkları için referanduma gitme hakkı neden verilmemektedir”   sorusuna Eide,   “olur mu öyle şey diyor,  bizim vazifemiz  asırlarca birlikte yaşadığınız Rum’larla sizi birleştirmektedir! (Tabi o son cümleleri söylemiyor ama refleksini  okuduğunuzda anlıyorsunuz ki Eide’nin fikri budur!)  Ve tabi  soruya cevabı şöyle oluyor:   “Uluslararası hukuk açısından bağımsızlık için sandığa gitmek evrensel bir hak değildir!”
YİTİP GİDEN SELF DETERMİNASYON HAKLARIMIZ! Bu cevabından dolayı adama geçen haftaki yorumumuzda  “yok yavu” dediydik.  Ve eklediydik: “Annan planı için sandığa gitmek hukuki ve evrensel hak oluyor,  fakat tüm adanın egemeni  olmak için  “hayır”  diyerek  Annan planını kadük hale sokan ve tüm çözüm kapılarını kapatan Rum’a karşılık artık yapacak bir şeyi kalmayan Türk halkının   “kendi bağımsızlığı”  için self determinasyon  hakkını kullanarak referanduma gitmesi,  hukuk  ve evrenselliğe  aykırı oluyor!
BİRİNCİ SELF DETERMİNASYON FIRSATIMIZ:  Eide’ye fena kızmıştık ki ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyordu! Çünkü  biz zaten “self determinasyon hakkımızı” ta  1963’de kendi elimizle itip dışladıktı!  Çünkü  Türklere saldırıp 103 karma köyden  kovan,  göç yollarına salan Rum ve Yunan askerleri ile milis güçleriydi…  Bizim daha 1963’de hem bu saldırılar hem de Kıbrıs Cumhuriyetinden kovulmamız nedeniyle  “kendi kaderimizi tayin hakkımız” olmalı ve referanduma gidecek yolları açmalıydık. Yapmadık!
İKİNCİ FIRSAT:  1974’te elimize geçti. Kıbrıs resmen nüfus mübadelesi ile iki bölgeye ayrıldıydı. Bu ayrılık Kıbrıs Türk halkına ister KC’inden “ayrılma”  ister “katılma” olsun,  self determinasyon hakkını da bağışlıyordu.  Nedense suçlu gibi davrandık, pısırıklık yaparak   sustuk! 
  Ardından da  kendimize “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi” etiketini taktık! Bu siyasi tasarrufla da   kendimizi resmen  “otonomi” isteyen bir “azınlık” durumuna soktuk!   Bununla da  yetinmedik “ben adanın tek devletiyim” diyen Güney’e karşılık bu kez de kendimize  “Kıbrıs Türk Federe Devleti” olmayı   yakıştırdık!
MÜMTAZ SOYSAL NE DEDİYDİ: O yıllarda Kuzey’e  gelen Anayasa Profesörü Soysal’la bir arkadaş gurubu ile Salamis Bay Otel’de konuşurken  “federe devlet olduk”  falan gibilerinden eveleyip gevelediğimde Mümtaz Soysal dudağının bir kenarını büzerek o kendine özgü   incecikten gülüşü ile    “siz kendinizi federe devlet olarak kabul ediyorsunuz ama  karşınızda  federe Rum devleti  yoktur ki!  Güney’deki Rum kabul etmedikçe sizin Federe devlet olmanız  hiçbir siyasi anlam ifade etmez…”
BİR BAŞKA VAHİM HATA:  Onu da  1983’te KKTC’yi ilân ettiğimizde yaptık!  Kısaca o günden beridir  “ayrı devlet”  gibi davranmadık!  Aksine KKTC’yi Rum’la birleşmek için kullandık!  Sonuçta masadayız ve çözüm olacaksa ancak  “azınlık haklarına sahip bir cemaat kadar hakka hukuka sahip olacağız!”
Dolayısıyla kızdık diye Eide’nin boğazına sarılmadan önce  kendimizi yargılamalıyız.  Çünkü adada  “birinci sınıf yurttaşlar olarak yaşama şanslarını bir bir tepen Rum tarafı  değil, bizatihi biziz!” En önemlisi bu hakkı kullanmamış  olsak da Rum’a ve AB ile BM’lere karşı elimizde koz olarak tutabilirdik!  Bu siyasi  basireti  de gösteremedik!  
EEE, ŞİMDİ EIDE TABİİ Kİ KONUŞUR:  Konuşacak tabi! Adam buraya Türk ve Rumlarla sohbet edip yiyip içmeye gelmedi.  Sorunu ne pahasına olursa olsun, nasıl olursa olsun çözmeye geldi. Hadi  bakalım! Bundan sonra başımızın çaresine nasıl bakacağız göreceğiz!  
    **********     

GECE KULÜPLERİ OLAYI  (DEVLETİN DENETİM EKSİKLİĞİ VARDIR)
Devlet yeterince vergi  alamıyor.  Sebep?  Denetim ve personel eksikliği!
Devlet her ders yılına öğretmen araç gereç ve hâlâ onarım bekleyen okullar sorunları ile başlıyor!  Niçin?  Hantal Merkeziyetçi bürokrasi ile sistem eksiliği!
Devlet bırakın “Tarım ile hayvancığı”  KKTC’ye en kârlı ve gelir getirici  sektörler olarak kazandırmayı,  bizatihi bu sektörlerde çalışanların bile paraları ile haklarını sağlayamıyor!  Neden?  Ya bütçe kısırlığı yahut sistem eksikliği ile beceriksizlik!
Devlet tüm çalışmalarına karşın sağlık sorunları ile eğitim sorunlarının altında kalmakta!  Neden?  Para meselesi bir,  hâlâ oluşturulamayan sistem meselesi iki!
Devlet 28 belediyenin kahrını çekmek zorunda kalırken,  belediyeler de “kahırlardan” can çekişiyorlar!   Telekomünikasyon Elektrik… Her ikisi de sallan yuvarlan!  On bir  tane üniversitemiz var ama  dünya üniversiteler sıralamalarında adlarına rastlamak mümkün olmuyor..  Neden?..  Neden?..
VE TARTIŞTIĞIMIZ ŞU OLAYA BAKIN:   Gece kulüpleri!  Bundan önce bu konuda iki defa yazdım, pişman oldum, “Köşemden” çıkarttım, gazeteye postalamadım!  Yok,  “hassas konu” olduğundan  falan değil…  İzah etmesi zor olduğundan! Nitekim şöyle bir soruyla başlayayım: 
Bu ülkede binlerce genç  nüfus,  binlerce asker,  binlerce bekar erkek vardır.  Ve bu insanların aş, iş, para derken “cinsel ihtiyaçları”  da vardır!  Önce anlaşalım:  Var mıdır yok mudur?
Varsa eğer bu evli olmayan    kız arkadaşları  da bulunmayan   “genç  ve bekar erkek taifesinin cinsel yönden tatminleri için nasıl bir öneriniz vardır?” 
Bakın ben kendi dönemlerimi anlatayım.  Bizim dönemimizde  “kerhaneler” vardı.  “Kerhanelerde” çalışan kadınlara “orosbu”  denirdi.  Hemen hemen her ortaokulu bitiren delikanlı bir yolunu bulur gizli veya aleni   “kerhaneye”  giderdi.  Ve o  1954’ler döneminde bile onca katı disiplin ve baba, ana, öğretmen dayağının cennetten çıktığı gerçeğine karşın, kimseler  “neden gittin”  diye soru sual etmezdi çünkü limandaki hamal bile bilirdi ki  “ihtiyaçtır!” 
ŞUNU DA BİLİRLERDİ:  Eğer Kerhaneleri yasaklarlarsa  gençleri “homoseksüelliğe”  itmiş olacaklardı!  Dikkatinizi çekerim. Yıl 1950’lerdi diyorum!
Şimdi yıl 2014.   Artık kerhaneler kalktı. Yerlerine daha  pahalı ve dıştan ithal  “kadınlarla”  çalışan Gece Kulüpleri kuruldu.  Yüz lirayı gözden çıkaran gider…
Son günlerin tartışması şu:  “Gece Kulüpleri kapatılsın mı?  Çünkü artık fuhuş  yerleri oldular!” E zaten orada çalışanlar fuhuş  yapmaya geldiler bir,  bu nedenle hastanelerde rutin muayenelerden geçiyorlar iki…  Diyorsanız ki “Kadın mal  oldu, sermaye  oldu…” Doğrudur!   “Bedenlerini satarak para kazanıyorlar üstelik “patronlarının” da köleleri oldular!” O da doğrudur.  “O halde kapatalım!” Olur kapatın!  Ya sonra?..  
GELELİM YAZIMIZIN BAŞINA:   Devlet hiçbir sektöre yetişemiyor,  denetleyemiyor,  sistem kuramıyor!  Gece kulüpleri  “bu devletten”  azade değillerdir ki denetlenip sorunlarından ayıklansınlar.  Sorun da bizatihi gece kulüpleri değil,  Devletin denetimsizliğidir!
   **********     

  KISACA TAKILDIM:  (CTP KİTLE PARTİSİ MİDİR?)
Geçtiğimiz hafta CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk  “biz  şahıs değil,  kitle partiyiz”  dediydi.  Tabi lafı hâlâ ellerini UBP’den çekmeyen Eroğlu’na idi. 
Doğrudur diyoruz.  Ancak bir  “şerh”  koyacağız.  CTP iktidarın kaymağını yalayalı beridir o kendine özgü polit büro disiplinini çoktan yitirdi! İstese de “şahıs” yahut  “tek lider partisi” olamaz çünkü önünde iktidarın   ballı böreği vardır!  Ve bugüne kadar o ballı böreklerin tadına bakmayan, bakarken memleketi viran harap eylemeyen hiçbir iktidar görülmemiştir!  
Kaldı ki artık CTP kitle partisi de değildir!  O kadar değildir ki bu partiye Eğitim Bakanlığından Cumhurbaşkanlığına kadar hizmet veren bir Talat’ı bile bünyesinde gücendirmeden  tutabilecek beceriyi gösterememiştir!  Kaç parçaya ayrıldığını ise yazmak her halde abese iştigal olur. 
Öte yandan CTP kurulduğu günden beridir  Sol’un armada gemisi olmasına karşın memleket Sol’unu bile belirli ilkelerde toparlayacak politik beceriyi de gösterememiştir…  Kısaca CTP kitle Partisi değil,  Sol’da  en az UBP yahut DP kadar fokur fokur kaynayan bir partidir!