Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (KKTC’DEN RALLİCİLER NİÇİN GEÇTİLER!)

Geçtiğimiz gün Avrupa Ralli Şampiyonası’nın bir etabı da Kıbrıs’ta gerçekleştikte nasılsa 2,9 kilometrelik bir güzergâhı da KKTC’ye bahşettilerdi.
Ben bu olağandışı Ralli olayına gözlüklü olduğum için üç ayrı gözlükle baktım:
Birisi henüz Euro’sunu ne ceplemek ne de harcamak talihine nail olamadığım, buna karşılık son zamanlarda nereye baksanız Brüksel çıkışlı üç beş görevlisini aramızda dolaşırken gördüğümüz AB’ye ait gözlüğümdü!   
Diğeri ezeli ve ebedi komşumuz olan bazen bizi kıyım kıyım kıyan, bazen dostluk gösterilerinde okşamaya çalışırken ısıran, barış elimizi uzatsak kolumuzu, kolumuzu uzatsak olduğu gibi vücudumuzu ham yapan, bir asırdır çılgınlar gibi ayaklarını yerlere vura vura sinir hiddetten sara nöbetleri geçirircesine tepinirken “bu ada benimdir benim kalacaktır” diye diye yırtınan, artık yırtılacak yeri kalmadığından yırtıkları dikip yamalayıp tekrar yırtan Güney Rum Yönetimine ait gözlüğümdür ki hem miyop olanı vardır hem de hipermetrobu vardır!
Üçüncüsü, geriye zaten bu ralli ile ilgili kala kala KKTC kaldı, KKTC’dir! Ee, şimdi durup bir de size KKTC’yi anlatmayayım, benden iyi bilmezseniz iki maaşım bir tane bile etmiyor ama üç maaşım size helalim olsun! Kısaca üçüncü gözlüğüm de KKTC’yi seyrettiğim gözlüktür ki kalarmatiktir! Güneşli havalarda memleketin vaziyet’i umumiyesini görmeyeyim diye kararır dolayısıyla dünyamı karartır, karanlıklar da çöktüğünde görülecek bir şey kalmadığından şafkarır! Öyle bir gözlük işte!
VE GELELİM RALLİ MESELESİNE: Tabii ki önemli olaydı. Mesela Rumlarla 1974’ten önce “birleşik ve kardeş kardeş yaşadığımız dönemlerde” bile böylesi bir ralliye katılmak nasip kısmet olmadıydı! Oysa geçen gün hem Türk ralliciler katıldı hem de kısa bir parkur da Kuzey Lefkoşa’ya ayrıldı. Belki söylendiği gibi “tarihi” bir olay değildi ama hem AB’nin hem Güney’in Türk tarafına yönelik güzel bir jestiydi!
Ancak bu “jest” tabii ki KKTC’yi tanıma olmadığı gibi tam aksine şöyle bir yoruma da açıktı. Ancak bu yorumu yapmadan önce Ralli’nin üzerine oturtulduğu üç saç ayağına bir daha bakalım:
AB NEDEN KUZEY’E GÖZ KIRPIYOR: Bilinendir! Rum tarafı uzun süredir müzakerelere AB’yi de katmak istemektedir. “Masada müdahil durumunda olsun” demektedir. Rum bunu başarırsa sadece eli güçlenmeyecek, politik manevra kabiliyeti de artacaktır. En basitinden AB kanalıyla Türkiye’ye baskı yapmak, önerilerinin kabulünü AB sayesinde Türkiye’ye kabul ettirmek olasılığı artacaktır.
Kaldı ki: Zaten AB 2004 yılından beridir parasal yardım ve etkinlikleri ile KKTC’dedir. Finansmanı kendine ait olan yatırımları, restorasyonları ve kanalizasyon gibi büyük projeleri ile tutun ki KKTC’nin bir parçası durumuna gelmiştir. Ralli olayına Kuzey’in de katılmasına katkıda bulunması bu yakınlaşmanın bir sonucudur. Güven Yaratıcı Önlemlere de büyük yararı dokunmuştur.
Ancak AB’nin Kuzey’deki bu işlev ve fonksiyonu ne Türk yanlısı olduğunun ispatıdır ne de hakkımızla hukukumuzu teslim ettiğinin kanıtıdır. Aksine madalyonu çevirip baktınız mıydı muzırlığımı mazur görün, rahatlıkla şunu da söyleyebilirsiniz: “AB’nin dolayısıyla GKRY’nin aidiyetinde olan bir ralliye de fakto Türk devletinin de katılması resmen “Kıbrıs Cumhuriyetini” tanımasıdır!”
ŞİMDİ DE OLAYA GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİNİN GÖZLÜĞÜ İLE BAKALIM: Gerçekte Rum tarafının böylesi bir gösteriye çok ihtiyacı vardı. Çünkü uzun süredir GYÖ’lerden söz etmekte, müzakerelerden önce bu konuda avans talep ederken, malum Rum açıkgöz Türk budala ya mesela “Maraş’ı iade edersiniz çok iyi olacaktır” demekteydi!
Öte yandan bilirsiniz Anastasiadis sinirli adamdır. Nitekim Müzakerelerde Eroğlu’na sinirlendiğinde elinde ne var ne yok hepsini masaya fırlatıp ben böyle müzakere yapmam deyip kaçıp gitmişti. Fakat “müzakereleri sabote eden taraf olarak” da karizması çizildiydi!
Buraya kadar gelmişken bir konuya dikkatinizi çekeyim: “Müzakerelerin başlaması ile birlikte iki halk arasında fakat ağırlığı hep Kuzey’in taşıdığı ikili ilişkiler iyice gelişti. Ralli de bu ilişkilerin ürünüdür. Nitekim bu konuda verilen haber şöyledir:  “Kıbrıs Otomobil Derneği’nin çatısı altında ve Kuzey Kıbrıs Turing Otomobil Kurumunun işbirliği ile başlatılan organizasyonun tüm sorumluluğu ve ev sahipliğini Lefkoşa Türk Belediyesi ile Lefkoşa Rum Belediyesi üstlenirken…”


Tabii Belediye Başkanı Harmancı’yı bu girişiminden dolayı kutlarız.
Rum tarafına dönersek: Ralli’ye Kuzey’in de katılmasını büyük bir olasılıkla “politik fırsat” olarak değerlendirdi. Ve dünyaya şu mesajları verdi:
BİR: Görüyorsunuz benim Türklerle hiçbir sorunum yoktur. Benim derdim Türkiye tarafından işgal altında tutulan Kuzey’dir. Dolayısıyla Kuzey’deki topraklarım, köy ve kentlerimdir!
İKİ: Türkiye aramızdan çıkarsa biz Türklerle hem siyasi sorunu çözecek iradeye sahibiz hem de bu adada iş birliği yapacak kabiliyete sahibiz! Bütün sorun kırk yıldır adanın işgal altında olmasından kaynaklanmaktadır!
ÜÇ: Ralli de ispat etmiştir ki biz Türklerle bu adada pek alâ da kardeş kardeş yaşayabiliriz…
Tabii Güney’e konferans vermeye giden Talat’a nasıl tahammül edemediklerini, KOP olayının üzerine nasıl yattıklarını, zaman zaman o tarafa geçen Türk gençlerini nasıl tartakladıklarını, en basitinden müzakerelerde neredeyse Kuzey’in yarısını istediklerini dürtüp, bu ralli olayının propaganda makyajı ile allı pullu hale getirilip dünyaya “Rum tarafının iyi niyeti” diye sunulduğunu söylemeyeceğiz çünkü günün modası GYÖ’ler gösterileridir! Pişmiş aşa su katmaya gerek yoktur, herkes sınırlar kalktı, tarihi gün oldu diyorsa öyledir…
VE KKTC: “Tarihi gün” dedik, “sınırlar kaldırıldı” dedik! Bereket versin “KKTC tanındı” demedik! Yoksa tam bir siyasi facia olurdu! Bir ara “bayrak mayrak” olayı çıktı ama onu da “akıl mantık” yoluyla mesele olmaktan çıkardık!
PEKALA: Bu Ralli sonrasında bize yani KKTC’ye nasıl bir hatıra kaldı? Kârı ne oldu? Daha doğrusu şoven duyguları kaşıyarak muzırlık yapmadan, vatan millet lafını ağızlara almadan, AB’nin 18 ülkesinin arabalarının arasına katılan beş rallicimizle yarışmak bize ne kazandırdı?
Serdar Denktaş bu konuda şu açıklamayı yaptıydı: “Bir spor dalında uluslar arası bir organizasyona hazır olduğumuzu gösterdik. Diğer spor dallarında da duvarları yıkmak, engelleri aşmak için hukuki girişimler başlatma çalışmalarımız vardır…” (Şimdi başlar mısınız KKTC sporundan söz etmeye! Neyse çekin bir “La havle vela kuvvete illa billah” rahatlayın, sakın kızmayın…”
VE İŞTE TÜRK TARAFININ GERÇEĞİ: (RUMLARI HİÇ BİR DEVREDE REDDETMEDİK:) Tam aksine Rum halkı ile bu adada şu veya bu şekilde birlikte yaşamak hem kaderdir hem zorunluluktur. Her iki halkın da denizlerle çevrili sınırlarından öte atacağı tek adımı merhaba diyeceği kadar yakınında tek komşusu yoktur!
Bu ada “Kıbrıslılarınsa” Türk ve Rumlar olarak birlikte yan yana yaşamaya ve dost olmaya alışmak zorundayız. Ralli olayı öncesi ikili etkinlikler, sınır kapılarından karşılıklı geçişler zaten bu gerçeğin en somut göstergesidir. Birbirimizi zorla sevmek zorunda değiliz. Fakat birbirimize katlanmak zorundayız. Nitekim Türk ve Rum ralliciler arabaları ile birbirlerine tos atmadan da birlikte yarışabileceklerini gösterdiler. Türk halkı tüm ambargolara, siyasi baskılara, spordaki geri kalmışlığına karşın bir AB rallisine katılacak kadar da “varlık olduğunu” olduğunu göstermiştir.
BUNDAN SONRA YAPILMASI GEREKEN: Böylesi yaklaşımları da dikkate alarak usulet ve suhuletle müzakereleri sonuca götürmektir. Ha ekleyelim. Rum tarafı Kuzey’den belki bir miktar toprak alacaktır ama kesinlikle Kuzey’e egemen olacağı saplantısından vaz geçmelidir. Bu konuda Anastasiadis gerekirse beynini yıkatıp, müzakere masasına “Kuzey’deki Türk halkının haklarını teslim eden” yeni bir beyinle oturmalıdır…