Kıbrıs siyasi sorununu “Köşemizin” müdavimi yaptık! Her gün şurasından burasından çekiştiriyoruz. Geçmişte başına gelenlerle şimdileri kıyaslıyor, “aman” diyoruz. “Masa başında Rum tarafına hiç güvenilmez!” Çünkü onlar her zaman “kaybettiklerini yeniden kazanmak için müzakerelere başlarlar!” Hak vermez de değiliz. Elbet öyle olacaklardı! Çünkü kaybettikleri Kuzey’de büyük oranda mülkleri var.
Fakat işte burada duruyor ve soruyoruz: “İyi ama Kuzey’deki bu defakto durumu Türk halkı yahut Türkiye mi yarattı?” 1963’den hatta 1958’lerden başlayan Türk halkına yönelik ve “Enosis” amaçlı Rum militarist saldırıları değil midir ki:
BİR: Adada Türklerle Rum’ların iç içe yaşayamayacağı gerçeğini çaktı!
İKİ: Yeni bir federal sistemin ancak iki bölgeli iki halklı olması gerektiğini kaçınılmaz yaptı.
ÜÇ: Barış harekâtından sonra yukarıdaki iki nedenden dolayı ada kaçınılmaz olarak hem iki bölgeye ayrıldı hem de doğal sınırlarını oluşturarak mesela kırk yıldır mucize olması gereken bir uzun barış süreci yaşadı!
RUM TARAFI İŞTE BU KIRK YILLIK SÜRECİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR: Niçin istediği de sır değildir! Tümünü aidiyetine kaydedemediği için en azından “çoğunluğuna dayalı egemenliğini ada üzerine sermek istiyor!” Çözüm bu nedenle olmuyor! Çünkü “tek egemenliğe dayalı federalizmi” bir yandan da Kuzey’e egemen olmak siyasetinin içine sarıyor!”
Eee olmaz! Hem adayı ikiye bölecek savaşlara neden olacaksın hem de bal kaymak Annan Planını reddedip “adanın tek egemeni hâlâ benim diyerek” masa başında ahkâm keseceksin!
Sadece Türkiye değil! Artık Amerika ile AB de yedirmez sana Kuzey’i! Haa! Kuzey’deki “Neo barışçılardan” da medet umma! Kelin merhemi olsa kendi başına sürer! “Bizimkilerin” katakullilerinin eğer kıymet’i harbiyesi olsaydı en azından “seni” ikna edip Annan planına “evet” dedirtirlerdi ki bunu bile başaramadılar! Hatta hatırlarım: Referandum arifesinde bir bayan Bakanımız “bu Rumlar Annan planını annamadılar. Güney’e gidip annadalım da annasınlar” deyiverdiydi! Pööö!
EROĞLU NEDEN SERTLEŞİYOR: Hatta Özdil Nami son Londra ziyareti nedeniyle Rum tarafından zılgıt yiyor! Neymiş, bu ziyaret ve temaslarında gördüğü ilgi “Kuzey’in AB ve İngiltere tarafından yüceltilmesi oluyormuş!” (Keşke öyle olsa!) Ne var ki Nabi’nin bir Londra ziyaretine bile tahammül edemeyen bu Rum liderliğiyle masa başında çözüm aramak talihsizliği de Eroğlu’na nasip oldu! Dolayısıyle o da son günlerde “Bizi kimse Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında tutamaz” demeye başladı. (Aslında bu laf “tutamaz” değil, bizi Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altına artık kimse sokamaz” olmalıydı.)
Doğrudur. Doğrudur ama aynı Eroğlu bir yandan da masaya “tek egemen devlet, tek uluslar arası temsiliyet” başlığı altındaki federasyonu görüşmek için oturduydu! İyi ki Anastasiadis muzırlık yapıyor da bir kez daha referanduma gidip Türk tarafını mandepsiye basmaktan koruyor!
KISACA: Şimdilik bilip bileceğimiz müzakerelerin laf ola beri gele dostlar alış verişte göre bir seyirlik iş olduğudur! Taraflar kendilerini uygun gördükleri anda müzakereleri sonlandıracaklardır!
VE ISRARLIYIZ: Bu adadaki “iki halk gerçeği” asla değişmeyecekse bu iki halkın “adanın çıkarları” ile insanların refah ve istikrarları için iş ve güç birliği yapmaları kaçınılmazdır…
*********
“GÖÇ YASASI” DEĞİL! (BECERİKSİZLİK NEDENİYLE YANLIŞ UYGULANAN YASADIR!)
Yasalarımıza sahip çıkamıyoruz. Ne devlet olarak ne sendikalar olarak! Dolayısıyla “meclisten geçirdiğimiz” yasaları, sonrasında toplum katlarında “kavgalı” durumlara düşürüyoruz!
Bakın etrafınıza! Şaibe ve töhmetin altında can çekişmeyen yasalara bağlı tek bir devlet sektörü kurum veya özerk, yarı özerk “müessese” görebilir misiniz?
İşte Ercan Hava Alanı: 25 yıllığına “yap işlet devret” sistemi ile TC’li bir şirkete verdik, sonra döndük bu “şirketin o alanda sinekten bile yağ çıkartacağını, bu süre içinde en çok kâr getirecek uygulamaları gerçekleştireceğini bilmezmiş gibi hesaba kitaba sığmayan bir dayatma ile kamburuna “CAS”ı yığdık! Ki bundan sonra hesapsız kitapsız uygulama ile güle oynaya devrettiğimiz Hava Alanında bu özel şirketle de kavga edelim, CAS çalışanlarının haklarını arayan sendikalarla da dalaşalım!
İşte “Kıb-Tek!” Yasaları tümen tümen! Bitmeyen sendika devlet kavgaları ile halka dokunan zararları ise bedava!
İşte Belediyeler, işte Telekomünikasyon! Ve şimdilerde yasası çıksın diye yeniden Meclise gönderilen “Organ Nakli! Çıksın ki bir an önce kalındığı yerden kavgaya devam edilsin!
SON ÖRNEĞİ DE KENDİNDEN MENKUL: “Tek Sosyal Güvenlik Sistemi!” Vakti zamanında CTP kedi olalı bir fare yakaladıydı o da işte şimdilerde adına “göç yasası” dedikleri Tüm çalışanları ayni sosyal hizmetler sistemi içine koyacak yasayı meclis’ten geçirme başarısı…
Yasa geçtiğinde dediydik ki “artık imtiyazlı sınıflı memurin kesimiyle, dilendirilecek durumlara düşürülen sabit ücretli sosyal sigortalılar arasındaki büyük parasal farklar giderilirken, büyük oranda emeklilik ikramiyeleri de kadük duruma geleceğinden tüm çalışanlar primleri oranında emeklilik maaşları ile ikramiyelerini hakçasına paylaşımlarla alacaklardır…
Olur mu? 2011 yılında yasalaştığından beridir kavgası sürüyor çünkü bu memlekette ne devlet ne de sendikalar “hukukun üstünlüğüne” dayalı yasalarla adil düzenler yaratacak kabiliyet ve cibilliyete ulaşamadılar! Ha lafazanlıklar? Gırla!
YASANIN AMACI NEYDİ: En basitinden devlette çalışanlarla sigortalılar ve özel sektörde çalışanlar arasında büyük maaş farklarını kaldırıp hakçasına bir “üleştirme” yapmaktı. Ne var ki yasa geriye dönük uygulanamayacağı için “bundan sonrası” dendi! Ve bu süre içinde ne Sosyal Sigortalarda ne de özel sektörde tırnak kadar değişimler olmadı. Artı 2011’den beridir kamuda istihdam edilen 2 bin 183 kişi de “eşit işe eşit ücret” uygulamasının dışında kaldılar! Nazları ile cilveleri sadece Devlet çalışanları kademelerindeki görevliler için geçen Sendikalar da bayrak açıp yeni grevler furyası başlattılar!
Sendikalar haklı mı? Hem haklı hem haksız diyeceğiz! Haklıdırlar çünkü hükümet Tek Sosyal Güvenlik Sistemini silah olarak kullanıp yeni istihdam edilenleri neredeyse asgari ücrete tutsak etti! O zaman da bir öğretmen işe başlarken asgari ücretle başlamış oldu! Bir doktor göreve başlarken 2 bin küsur TL’lik maaşa mahkûm edildi! Oysa 2011 öncesi öğretmenler üç dört bin lirayı orsa etmekteler! Dolayısıyla “eşit işe çok ve az maaşın adaleti olmayacağı” için de arbede koptu!
Sendikalar nerede haksız? “Geçmiş sigortalardan yenisine intikal eden sigortalıları” en azından asgari ücret yönünden ferahlatacak tek fiskelik iyileştirme olmaz, özellikle şimdilerde dövizin durmadan yukarılara tırmanması nedeniyle sabit ücretliler beterince pahalılık ve kredi borçlarında büyük mağduriyetlere uğrarlar ve de dolaylı vergilerin artması nedeniyle beterince darlığa düşerlerken; sendikalar bu konuda tırnak kadar etkinlik sahibi olamadılar. Öğretmenler ve memurin takımlarıyla oynamaya devam ediyorlar!
Öte yandan: Tespitlere göre şu anda yeni işe başlayanlarla ayni işi gören eskiler arasında yüzde 30’luk bir maaş farkı vardır. Devlet en azından bu farkı yüzde yirmilere ve ileride kademe kademe kapatma vaadinde bir iyi niyetli jest yapabilirdi! Para mı yok? O zaman başlayın erken seçimden söz etmeye. En azından “hazırlığı” nedeniyle bir yıl daha iktidarda kalmayı başarırsınız!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DOKUZ TON SÜT NASIL İMHA EDİLDİ!)
Rahmetlik pederim “hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olur” derdi!” Biz bir yılı da beklemiyoruz. Her gün!
Şimdi düşünün: Bu memleket 7 ton sütü imha edecek kadar bonkör ve varlıklı mıdır? O üreticilere günah! Nitekim bakın nasıl feryat ediyorlar: “Değişen her Hükümet döneminde farklı bir politika farklı bir uygulama izleniyor. Sektör bu nedenle sürekli geriye götürülüyor! Uygulamalarıyla bizi mahvediyorlar! Birileri tam güzel şeyler yapmaya başlıyor, görevden alınıyor!.. Süt paraları dört listedir ödenmedi içeride bekletiliyor!… Kendi paramızla rezil oluyoruz!…”
İşte hayvan üreticisi, işte ürettiği sütün akıbeti işte feryadı! Pekala neden 7 ton süt dökülerek imha ediliyor? Çünkü içinde “aflatoksin” bulunuyor.
Nedir Aflotoksin? Küflerden oluşmakta bir takım kimyasal değişimlerle zehir haline gelmekte. Öldürücüdür!”
Ne diyor Hayvan Üreticileri: Sütteki aflotoksin TC’den ithal edilen küflü balalardan dolayı oluştu!
Hani denetim, hani ciddiyet, hani devlet yönetme kabiliyet ve basireti?
































