Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GENE MARAŞ KONUSU (HİÇ ELİNDEN KURTULMAYI DÜŞÜNMEDİNİZ Mİ?)

Bu yazımın başlığını şöyle koymak isterdim:  “Allahınızı severseniz verin şu Maraş’ı kurtarın müzakereleri…”   Yoksa sittin sene daha  “Anastasiadis  ah Maraş vah Maraş”  derken müzakereleri savsaklamaya devam edecek!
Nitekim Maraş  yine haberlere oturdu:  Bugün Eroğlu ile Anastasiadis liderler toplantısı yapacaklar ya.  Her halde güdümlü olmalıdır iki gün önceden  Rum basını Anastasiadis’in 15 maddelik  “Güven Yaratıcı Önlemler paketi” sunacağının haberini  veriyor. Bu GYÖ’lerin içinde hem Maraş’ın iadesi hem de  Maraş’la ilgili teknik Komitenin çalışmalara başlaması da varmış.
ISRAR İNATLA DEVAM EDİYORSA:  Öyleyse gene yazalım ve dobra dobra diyelim ki:       Çözüm masasındaki Maraş artık  siyasi koz olmaktan çıktı çünkü  anlaşma olsun veya olmasın  Rum’a  kayıtsız şartsız verilecek tek yer Maraş’tır!
“Maraş’ı verirsek sonra  Rum üzerine yatır ve müzakereleri sabote eder”  savı geçersizdir  çünkü şimdilerde  “Maraş iade edilmediği içindir ki Rum tarafı müzakereleri sabote etmektedir!”
Kaldı ki eğer Maraş karşılığında Mağusa Limanı yeniden  restore edilip AB trafiğine açılacaksa bu olasılığı  bir defa değil bin defa düşünmek gerekir. Şöyle ki:
KKTC için baş belası durumuna gelmiş Maraş’ı sürekli kapalı tutmak mı çok kârlı bir siyasetle sosyo ekonomik kazançtır, yoksa  kadavra haline  gelmişliğinden kurtulmak bir yana,  karşılığında Mağusa Limanı’nı  uluslararası trafiğe açmak mı daha kârlıdır? 
Daha bir dobrası:  Eğer zannediliyorsa ki Rum tarafı Maraş’ı kapmak için müzakerelerde en sona bırakılan   “Toprak-Harita-Mülk”  konularına kadar gelecektir, yanlıştır çünkü o “sona” gelmemek için Türk tarafını köşeye sıkıştıracak yığınla  “siyasi sorun”  vardır!
Ve dahası:   Zaten Maraş’ı iade etseniz de  beş altı yılda ancak adam olurmuş!  Şimdi soralım:  Ne yani  yeniden iskâna kazandırılması için beş altı yıllık çalışmaları gerektiren Maraş uğruna siz de müzakereleri rizikoya atarak beş altı yıl daha sürüncemede mi bırakacaksınız? 
“Efendim” denecektir,  “Maraş konusu  TC-KKTC resmi siyasetinin bir parçasıdır ve iadesi konusunda dıştan gazel okumak yanlıştır!”  (Bunu ben de çok tekrarladım da ne işe yaradı ki?)  Şimdi gene soralım:  “Utancımız olması gereken ve kırk yıldır kapalı tutulduğu için  viraneye dönüşen bir kent kalıntısının sahilindeki bir otelinde Türk askerinin ikamet  eylemesidir midir  “resmi siyaset?”
Uzatmayalım.    Bugün Anastasiadis Eroğlu’na 15 maddelik GYÖ’lerle ilgili bir öneride bulunacaktır. Maraş da içindedir…  En azından,  müzakereleri  sürekli sabote eden bir  sorun haline gelmesini önlemek için  deyin ki Rum’a   “yahu Maraş tabi ki sizindir ama siz de iadesini  ivedi hale getirmek için müzakere sürecindeki  androş politikanızdan vazgeçin…”  En azından şu Maraş, belki müzakereleri hızlandırma yönünden bir işe yarar!            ***********    

SİYASİ PARTİLER DALGALANIYORLAR  (DALGALANSIN DA DURULSUN MU DİYELİM?)
CTP başta olmak üzere hemen tüm partilerde  dalgalanmalarla çalkalanmalar yaşanıyor!  CTP’de mevcut “Yönetim kadrosu” partiyi darmadağın eden  beceriksizliğine bakmadan ve de ihraç edemeyeceğini de bile bile Ferdi Soyer’leri, Sonay Adem’leri partiye ihanetle suçluyor!  İşin kısası Mağusa’daki seçim yenilgisini iki kişinin üzerine yıkarak kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi lanse ediyor! 
Tabii kimseler yutmuyor!  Neden bilir misiniz? Mağusa’yı bildiğim için dün de yazdım.   CTP içinde böylesi bir muhalefetin varlığı,  çalışmaları biliniyordu.  Yorgancıoğlu ve Sekreteri Kutlay Erk de biliyordu,  Şahali de biliyordu…   Nitekim bu grup aylar önce  davullu zurnalı muhalefet yaparak geliyorum dediydi.   İnsaf:  O dönemlerde tıs çıkarmayanlar seçimlerde ne olmasını bekliyorlardı ki şimdi acı acı feryatlar kopartıyorlar?  Tabi anladınız: Kendilerini kurtarmak için!  Bu kadar basit!   Ve  yeri geldi  bir itirafta bulunalım: 
Bugüne kadar genel seçimler “aş iş” vaatleri  üzerinde şekillenirken,  Yerel Seçimler  daha çok hem “verilen belediye hizmetlerinin kalitesi”  hem de  “Başkan adayına duyulan sempati” oranında sandığa yansırdı.
İlk kez mesela Mağusa’da her iki faktör de   oylamalarda değerlendirmelerin  dışına düşerlerken, yerlerine   “siyasi partiler”  rekabeti geçti!   Nitekim bugüne kadar  Mağusalının oyunu alan Oktay Kayalp  ilk defa  “siyasi partilerin tayin ettikleri oylarla yetinmek zorunda kaldı!  CTP de kendi içinde fire verince  “UBP, DP-UG ittifakını aşmak tabii ki mümkün olmayacaktı,  zaten olamadı!   Mağusa’daki yenilginin bir  yüzü de budur!             

   **********
BUGÜN BİR SEÇİM DE DAÜ’DE VAR:  (REKTÖRLÜK SEÇİMİ)

Öyle çok nabız tutup büyük sonuçlar çıkartan gazeteci  taifesinden değilim!  Fakat konuştuğum,  fikrini aldığım insanlar kesinlikle hem benden daha akıllıdırlar hem de sorduklarıma cevap verecek kadar çevrelerinde olup bitenlere hakimdirler…
Bu perspektifi koruyarak bazı kişilere Abdullah Oztoprak’ı sordum:  Aldığım cevaplar genelde benim de bilip gördüğümdü.  Nitekim hep   “çalışmasını,  başarmasını seven bir Rektördür”   dediler.  Mesela:  Kısa sürede yani Rektörlük döneminin ilk 4 yılında DAÜ’yü,  VYK ile birlikte sadece ayağa kaldırmadı.  Sadece öğrenci sayısını 16 binlere dayamadı.   Sadece Üniversiteye yeni ve çok işlevsel bölümler katmakla kalamadı.  (mesela kısa zamanda iki bin öğrenciye ulaşan Sağlık Bilimleri Fakültesi açıldı)   Üstelik batma noktasına gelirken  DAÜ’nün borçlarını  da eritti…
Ve sordum:   Pekala ne istiyorlar Öztoprak’tan?   Bir öğretim görevlisi arkadaş şunu söyledi. “Bilirsin bizim toplumda kimse çalışan insan görmek istemez!  Öztoprak’ın da hatası çalışması ve dolayısıyla başarılı olmasıdır!”
Bir diğer tanıdığa sordum.  “Nasıl buluyorsun Öztoprak’ın yönetimini?  “Çok çalışkan.  Fakat bir huyu var.  Kendine olan güveninden kaynaklı olmalı,  otoriterdir…”  
“Eh” diyorum kendime:  “Dingili kopmuş bu memlekette   iyi ki ciddiyetle disiplini  öne çıkarmış bir Yönetici” var.  Demek ki  DAÜ bunun için başarılı ve öndedir.”
Tabii benim gibi düşünmeyen siyasiler de vardır.  Daha önce de yazdımdı.  Değil mi ki DAÜ  Vakıf! Yukarıdan emredecekler,  Rektör  “başüstüne”  deyip yapacak!  Demezse   topun ağzına konup atılacak! 
Bu tutum hâlâ devam ediyor!  Hâlâ  “benim adamım, senin adamın” olayları siyasetin bam telinde çalıyor!  İster bir devlet dairesi olsun isterse Üniversite!  Fark etmez…

Ve sormaya devam ediyorum.  “Bugün Rektörlük seçimini kim kazanır?  “Tabi ki Öztoprak.  Kendini Rektör olarak kanıtlamış.  Çalışıyor,  çalıştıkça DAÜ dünya üniversiteler sıralamalarında gitgide yukarılara tırmanıyor!” 
Kısaca:  Çalışan başarılı insanlarımızı  rahat bırakın! Bırakın çalışıp başarmaya devam etsinler!  Siyasilerin bu tip kişilere yönelik tutumları  “posalarını çıkartana kadar çalışmalarından ve başarılarından yararlanmayı bilmek olmalıdır.”    Ayaklarını kaydırıp yemek  değil!