Dünya daha ne kadar acayipleşebilir sanırım geride bıraktığımız yıllar yetmedi; 2025’te de görmeye devam edeceğiz. Sadece savaşlar ve yıkım değil; hayatta kalmak, katlanmak ve en çok da çıldırmamak için geliştirdiğimiz bir yöntem olsa gerek; gerçeklere kendimizi kapatıp kaçmamız, işimize bakmamız ve ırk olarak saçmalamalarımız da buna dahil. Ama ne saçmalamak…
Instagram’ın “keşfet” bölümü, yönetmen Lars Von Trier’in The Idiots’unu aratmayacak çok sayıda örnekle dolu. Seyretmeyenler için Trier’in 1998 yapımı filmi Dogma 95 manifestosunda çektiği film, toplumun ahlaki sınırlarını sorgulayan bir grup insanın, “idiot” rolüne bürünerek, sınırları zorlamasını konu ediyor. Filmde amatör oyunculardan oluşan grup, zeka geriliği performansı sergilerken bu durum izleyeni oldukça rahatsız ediyor. Trier, kamerayı sanatsal kabiliyet bakımından sığ ve sade; üstelik doğrudan kullanarak izleyiciyi filmin içine çekiyor. Bu sadelik, rahatsızlık hissini artırırken, gerçekçiliği de güçlendiriyor. Amaçsa toplumun sıkı sıkıya bağlı olduğu normları sorgulamak ve neden bunlara bağlı olduğumuzu sorgulatmak. Film benim açımdan son derece rahatsız edici ve izlemesi zor kategoride. Tıpkı Tik Tok ve benzeri mecralar gibi! Sosyal ağlarda turlamaya kendi adıma artık korkar oldum. Açıkçası “bir şey derim davalık olurum” durumundan da değil; izlediğini/okuduğunu anlamaktan uzak fakat anlamadığı üzerinden kopardığı yaygaradan nemalanan o kadar çok insan türedi ki; sanırım kedi/köpek, biraz da müzik ve komik video harici sosyal ağlar bana haram…

Sizce dünya nüfusunun kendini bu mecralarda cömertçe paylaşmaktan hoşlanan önemli bir kısmı idiotluğa soyunmuş olabilir mi? Yani tüm amaçları sınırlarımızı sorgulatarak bizi rahatsız etmek olabilir mi? Bu soruya yanıtımın olumlu olmasını inanın tercih ederdim. Lakin bugün geldiğimiz nokta, rol yapmak da değil, amaçsız ahmaklık. Ve üstelik bunun alıcısı da var!
Biri bana, Tik Tok hesabına yüklediği videolarda uyurken gaz çıkararak milyonlarca seyredilen bir insanla, bu ağlar üzerinde paylaşılan doğrulanmamış verilerin haber olmadığını anlatmaya ve dezenformasyon konusunda uyarmaya çalışan bir başkasının amaçlarına ulaşmaları konusunda başarı kıyaslamasını yapsın bakalım. Seyrettiği 30sn geçmeyen videolar üzerinden büyük oyunu bozan (!) ve size “ne halt bilirsin ki” diye bakan; ömründe akıllı telefonsuz bir gün geçirmemiş yetişkin bir kitle var artık. Üstelik belli bir yaşın üstünde olup gözlerimize kulaklarımıza inanamayacağımız son derece cesur paylaşımlar yapan hesaplar da var elbet. Bunca teknoloji, bilgiye anlık ve hızlı erişim imkanı, Chat GPT, falan bir tarafta; milyonlarca izleyicisi olan kameraya pırtlatan insanlar. Çok acayip…

Yeni Yıl Modu, Kırmızı Şarap ve Jazz
Yılın bu zamanını sevdiğimi daha önce de yazmıştım. Yeni karar, sorgulama ve yeni yılda uygulama gibi bir yerden değil ama benim sevgim. Zaten öyle belirli gün ve haftalar insanı da olamamışımdır hiç. Benim sevdam ışığa, süse püse, her şeye rağmen pişmesi mümkün elmalı tarçınlı keke, kurulacak büyük sofra hayaline, arkada dönen huzurlu jazz ritmine, yanan şömineye, hep unuttuğum sıcak şarap tarifine, yenecek yemeğe, kritize edilecek golifaya, dinlenecek müziğe, kırılacak nara, verilecek hediyelere…
Bunca karamsarlık içinde; hâlâ kutlayacak bir şeyler olduğunu hissetmeye ihtiyacım var çünkü.
Anlamaya Çalıştıklarım, Başaramadıklarım ve Tahminlerim: Suriye’de Neler Oluyor?
13 Yıllık iç savaşın 13 günde bittiği yok aslında. Bir süredir bölge için süregelen ve başrolünde Türkiye’nin yer aldığı Suriye denkleminde şimdi Esad’sız dönem başlamış bulunuyor. Açıkçası son derece umutlu söylemler gelse de ben süreci temkinli takip edenlerdenim. Bir kere sığınmacıların öyle “tamam o zaman” diyerek kendilerini neyin beklediğini bilmedikleri yeni bir geleceğe yelken açmasını beklemek için erken. Göreve gelmesine artık yaklaşık 1 ay gibi kısa süre kalan Donald Trump ile Türkiye ilişkilerinin nasıl olacağı, bence cevabı önemli sorulardan. Türk – Amerikan ilişkileri kadar, tamir edilmeye çalışılsa da Türkiye’nin bundan sonraki süreçte komşularıyla ilişkilerinin hangi seyirde olacağınının da yakın takipçisiyim. Bu bağlamda iki önemli açıklama çınlıyor yazıyı yazarken kulağımda. Biri Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Suriye üzerinden öve öve bitirememesi ki o açıklamada alenen ülkedeki bu sürecin Türkiye marifetiyle yürütüldüğünü söylüyor; ikincisi ise tam bu noktada İran’ın dini lideri Hamaney’in isim vermeden Suriye’deki durumun arkasında Türkiye’nin olduğunu söylemesi ve bunu sert dille eleştirmesi. Sadece sözler değil ikonik sahneleri de var bu günlerin. Tıpkı MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın, süreç içerisinde çok dillendirilen Emevi Camii’ne giderek namaz kılması üstelik iddialara göre bunu da HTŞ Lideri Colani’nin kullandığı bir otomobille yapmış olması gibi. Batılı devletlerin ve kurumların neredeyse görüşmek için yarışa girdiği ve yakında terör listesinden çıkartılmasına artık neredeyse kesin gözüyle bakılan HTŞ’nin yeni Suriye’deki yeri kadar; Türkiye’nin rolünü de tartanlardanım. Bu süreçte hep sahada olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın adımlarını izlediğimi daha önce de ifade etmiştim. O adımlar sıklaşırken, daha evvel MİT Başkanı, diplomat ve asker olarak bildiği ve çalıştığı bölgelerde şimdi de bakan olarak çalışıyor Fidan. Türkiye’nin sahadaki diğer güçler düşünüldüğünde “büyük kazanan” olarak görülmesini erken buluyorum. Ancak tüm bunların ucunun çok uzun zamandır dillendirdiğim ve yazdığım şekliyle bize yani adaya ve Kıbrıs sorununa dokunması ise işten bile değil. Yeni dönemde Suriye’yi de içine alacak bölgesel iş birliklerine bence hiç uzak değiliz. Adada bundan sonra konuşulacak ne kaldıysa, sanırım kısa vadade bu ivmeden hareketle ale alınacak.

“Normale Dönmek”
Canım gazeteci dostum Hediye Levent, Lübnan’da bir yandan İsrail’in ateşkese rağmen sürdürdüğü saldırılarından bahsederken, bir yandan da vitrinlerin yılbaşı için süslendiğini söylediğinde hayli şaşırmıştım. Oysa insan olmak böyle bir şey değil mi? Ölümden en çok yaşadığımızı hissettiğimiz şeylere tutunarak kaçmaya çalışmaz mıyız? Ve bundan değil midir ki anormal durumlarda hep “normale dönmek” içindir çabamız. O normal tanımının altı her birimiz için farklı şekillerde doldurulmaya açık… Bu kimimiz için henüz almadan çoktan harcadığı 13. Maaş olabilir, kimimiz için oluşturduğu standardın altına düşmemeye yönelik çaba… Kimisi için çocuğuna yurt dışında eğitim olanağı sağlayabilmektir normal, kimisi için ise savaş yüzünden kapalı olan okuluna dönebilmek. Suriye’de hayat “normalleşiyor” şimdilerde… Yıkık, sıvasız, okul binalarının duvarlarına çizilmeye çalışılan renkli figürlerin verdiği hüznün boğazımı düğümlediği bir sabah yaşadım bu hafta yayına hazırlanırken. Ve ben kendi normalimde elmalı kekten, jazzdan, küçük sorunlarımla debelendiğim güvenli hayatımdan bahsederken; birileri sosyal ağlarda “idiot”luğa devam ediyordu, hala… Ve ben; bir türlü tatmin edemediğim mutlu olmayan yerlerimi; okulunun yıkık duvarına dayadığı sırtından aldığı güçle kameraya gülümseyen ve her şeye rağmen oraya dönüp arkadaşlarına kavuştuğu için mutlu olan o kızın gözleriyle dövmek istiyorum en çok da!
































