Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMİZDİR: (NEDEN DİNDAR İNSANLAR OLAMADIK?)

     Müzakerelerin başlaması ile birlikte yoğunlaşan güven yaratıcı önlemlerin bir kalemi de bazı kiliselerde ibadetlerini yapmak için Güney’den Kuzey’e geçen Rumların oluşturduğu etkinliktir.
Bugüne kadar tartışılan bir iki olay dışında da kimseler “niçin geliyorsunuz” demediler. Aksine “Niçin biz de Güney’deki camilerimize gidip ibadetimizi yapmıyoruz” sorusuna takılıp kalan ve cevabı doğru dürüst verilemeyen kendimizi suçlayıcı bir kırıklık bile yaşadık!
ÇÜNKÜ: Rum halkının kilise ve ayin merakı ile tutkusuna karşın, Türk halkının bırakın Cuma’ları, artık Bayramlarda bile dolduramadığı camileri gerçeğinde, Güney’e gidecek cemaati bulabilme sorunu çıkıverdi karşımıza!
Nitekim zaman zaman “neden biz de otobüslerle Güney’e geçip her hangi bir camide Cuma namazını kılmayalım” seslerinin işitilmesine karşın, kimseler yerinden bile kıpırdamadı!
KISACA: Kıbrıs Türk halkı öteden beridir iyi bir cami cemaati olamadıydı! Olay bu! Din’le de öyle sıkı fıkılığı yoktu! Buna karşın “ne dinsiz oldu ne imansız…” Çok üzerine gidilir ve “neden camiye uğramaz, namazını kılmazsın” falan diyerek serzenişte bulunacak olsanız, size en klasiğinden “benim dinim Allah’la aramdadır sen karışamazsın” cevabını verir!
PEKALA HEP ÖYLE MİYDİK: Hayır. Mesela biz 1949’larda falan İngiliz Sömürge döneminde ilkokulda iken her cuma camiye gitmek zorundaydık. Nitekim resmi yönetmelikle Cuma günleri abdest almamız için öğle paydosuna her günkünden bir saat önce çıkardık. Evlerimize koşar, abdestimizi alır Camiye giderdik.
Mahallede oyunu tercih edip camiye gitmeyenleri tespit etmek için Müdür tarafından altıncı sınıf öğrencilerinden birisi görevlendirilirdi. Galiba “cami mümessili” derdik. “Mümessil” veya “gözlemci.” Camiye gitmeyenlerin adını bir kâğıda yazar öğleden sonra saat ikide sınıflara girmeden önce okulun “müdürüne” verirdi.           Mesela bizim dönemimizde surlar içinde tek okul “Gazi İlkokul’uydu.” Müdür de Manyera’lardan Eşref Bey’di. O dönemlerde öğrenciler ilkokullara başlarlarken babalarımız bizi kapı önüne kadar getirdikte, öğretmenlere biraz da şaka yollu “eti senin kemiği benim” derdi… O zaman da tabi ki “dayak cennetten çıkmış” olu, öğrenciler her vesile ile ya elle yahut cetvel veya “çirpi” denilen düzgün yontulmuş değneklerle “suçun” büyüğü ve küçüğü oranında dayak yerlerdi!
Buna karşın ben altı yıllık Gazi İlkokulu’nda sadece bir defa dayak yedim o da bir Cuma camiye gitmediğim içindi!
O GÜNÜ UNUTMADIM: Bahara girdiğimiz aylardı. Abdest almak için eve gittiydim. Ne olduğunu niçin camiye gitmediğimi unuttum. Öğleden sonra okula gittikte saat ikiye doğru baktım son sınıftan o günkü cami görevlisi beni çağırıyor. “Git da seni müdür ister!” Müdür odasına girdiğimde bir öğrenci daha vardı. Hem adından hem de çok efendi ve saygıdeğer insan olduğundan dolayı benim de adımı “Eşref” koydukları Müdür Eşref bey sorduydu: “Neden camiye gitmedin?”  Her halde kem küm etmiş olacağım, baktım rafın üzerindeki inceden kalına doğru değişen üç tane kiraz dalından yapılmış “çirpilere” yöneldi. En çok acıtanı kalın olanıydı! Beni en ince olanı ile cezalandırdı. “Aç bakalım avucunu” dedi” Çat, çat, çat!
Fena halde acıtmıştı ama o dönemlerde ağlamak, bağırmak küçücük çocuklar olmamıza karşın “ayıptı, erkekliğe sığmazdı!” Dolayısıyla ne kadar acıtırsa acıtsın ağlamaz, feryatlarımızı da yutardık!
PEKALA NEDEN DİNDAR OLAMADIK? Neden daha İngiliz sömürge döneminde başlayan cami alışkanlığımızla haftada iki üç kez gördüğümüz din derslerine karşın “dini bütün insanlar” haline gelemedik? Ramazanlarda oruç tutmayan insanımızın olmamasına karşın neden hem bizler hem de sonradan yetişen nesillerin başı hiç dinle hoş olmadı? Neden camileri dolduracak cemaate ulaşmak özellikle son zamanlarda hiç mümkün olmadı? Neden Rum Ortodoks halkının Kilise ve ayin merakı ile Papazlar olayına karşılık, Kıbrıs Türk halkı ne camiyi ne ibadeti ne de imamları hayatına sokmadı! Dinsiz olmadığı halde neden dindar olamadı, vecibeleri yerine getirmedi?
Tabii ki öylesi dini bütün insanlarımız da vardı hatta bir devrelerde Rahmetlik Şeyh Nazım efendinin Nakşibendi tarikatı ile yarattığı büyük bir cemaat da oluştu ama hep lokal kaldı, toplum katlarında yaygınlık bulamadı…
BU KONUDA BİR ARAŞTIRMA YAPILMADI: Okullarda dini eğitimle yetişmemize karşın, Allah bizi affeder mi bilinmez ama sanki dinsiz imansız bir halk topluluğu imajı veriyoruz! Nitekim Rumların bu tarafa geçip kiliselerinde ayin yapmasına ön ayak olup onlara ev sahipliği yapanların da öyle dinle falan ne ilgileri vardır ne de yakınlıkları! Zaten amaçları da “sadece din” üzerinden iki toplumlu etkinlikle “barışçı çözümü sağlamakmış!”
DİYELİM VE EKLEYELİM: Laiklikten söz etmeden araştırılmasında yarar vardır. Neden Kıbrıs Türk halkı “Müslüman” olmaktan vazgeçmeden, dini vecibelerden vazgeçti? Gelecek hafta bunun cevabını vermeye çalışacağım…