Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“YETER Kİ ÇÖZÜM MÜ OLSUN” DİYORSUNUZ?

Müzakereler devam ederken açıkça görülüyor ki çözüme ulaşmak için iki büyük “anlayışa” gerek var. Birisi “uzlaşıdır” diğeri “özveri.”
Zaten uzlaşmak için özverili olmak gerekir. O zaman bu “özveriye” bakalım.
Eroğlu’nun açıklamalarından öğreniyoruz ki “Yürütme erki” konusunda uzlaşı sağlanamıyor. Çünkü Rum tarafı “dönüşümlü başkanlığı” reddediyor. Bunun yerine “Başkan Yardımcısı Türk olsun” diyor. Ancak yine öğreniyoruz, bu kez de Anastasiadis Başkan ve Yardımcısı’nın tek listede seçilmesini öneriyor. Yani Rum seçmen sayısı fazlalığı nedeniyle otomatik olarak hem Başkanlığı hem de yardımcılığı hedefleniyor!
UZLAŞMAK İÇİN ÖZVERİ GEREKİYOR: Sadece bu örnek çözüm için uzlaşmanın ne kadar zor olduğunu ayazlatıyor. Çünkü Türk tarafı “dönüşümlü,” Rum tarafı “daimi Rum Başkan” ısrarını sürdürürlerse uzlaşma mümkün görünmüyor…
Pekala orta yol? İşte “Özveri” burada devreye girer. Anastasiadis dönüşümlü Başkanlığı kabul eder, Türk tarafı da örneğin “beş yıl Rum, üç yıl da Türk Başkanın görev yapmasını sineye çeker.” Veya “çareler” tükenmez, aklımıza gelmeyen ötesi “formüller” denenir…
NİÇİN İNATLAŞMA OLUYOR? Hatırlayınız. Sık sık “Annan Planı’na ‘hayır’ diyen Rum bu kez elbette ki üzerinde ödünler isteyecektir” diyorduk.
Ve tam aksine: Annan Planı’na evet diyen Türk tarafı bu kez çözüm fırsatını kaçıran Rum tarafının istediği ödünleri değil, kendi istediklerini verecek. Nitekim öyle oluyor!
Kaldı ki “Yürütme” ile ilgili sorunların henüz başında bulunuluyor. Meclislerin oluşumları, Bakanlar, Temsilciler falan derken ve hele de mülkiyet konusu gündeme geldiğinde kıyametler kopacak! Eee, nerede nasıl uzlaşma sağlanacak?
DEMEK İSTİYORUZ Kİ: Yolları sokakları tutup “ikili toplantılar” yapıp “çözüm istiyoruz” demek çözüme katkıda bulunmak demek değildir! Çözüm olursa bu memlekette refah ve istikrardan uçacağız söylemleri de “nasıl çözüm” sorusuna verilecek doğru cevabı gerektirir…
Bu nedenle son zamanlarda güven yaratıcı önlemler silsilesinde Türk ve Rum STÖ’lerinin her vesile ile bir araya gelerek “çözüme katkıda bulunuyoruz, çözüm istiyoruz” demeleri belki hoş bir sedadır ama “sanaldır!”
Mesela Cumhurbaşkanı’nın sürekli Rum olmasını kabul eder misiniz?
Kuzey’e en az yüz bin Rum’un dönmesine cevaz verir misiniz?
Kuzey’de Türk tarafına yüzde 24 oranında toprak bırakılmasını onaylar mısınız?
Uluslar arası ilişkileri Tek egemenlik ahkâmında Başkanı ve çoğunluğu Rum olan Merkezi hükümetin yürütmesini doğru bulur musunuz?
Dolayısıyla ekonomik ilişkileri de Rum’un düzenlemesine göz yumar mısınız, falan…
“Hiç mahzuru yoktur, nasılsa Birleşik Federal Kıbrıs’ta AB’nin üyesi olarak her türlü olanağa sahip olacağız…” Diyorsanız “güzel” diyorsunuz ama bakın, asla “birinci sınıf halk” olamazsınız! Dizginleri Rum tarafının çoğunluğu elinde olacak bir statüde Türk tarafı “ikinci sınıf bir halk bile olamaz!” Bunun da mahzuru yoksa o zaman Eroğlu’na masada çok mızmızlık yapmamasını, Anastasiadis’in istediği ödünleri kabul etmesini söyleyin ve ekleyin: “Yeter ki çözüm olsun!”              
*********
KISACA TAKILDIĞIMIZ: “MEMURA VERİLEN ANAYASAL HAK)

Anayasa değişikliklerine bir daha baktık. Meclis’teki uzlaşıdan sonra “içlerinde hâlâ yorumlanması gereken maddeler vardır” demiş olsak da referanduma götürülmesi için alınan karardan sonra abese iştigal olur! 
Buna karşın mesela kamu görevlilerine getirilen siyaset yasağının kaldırılması maddesini bir türlü es geçemiyoruz. Oysa bir yandan da memur kesiminin siyaset yasağına karşın siyasetin göbeğinde olduğunu da biliyoruz! Hatta kim hangi partidendir, seçimlerde hangi parti için çalışmaktadır, bircik bircik bilinirken kör gözüne parmağım böylesi bir “siyaset yasağının” anayasal hüküm olarak devam etmesinin laf ola beri gele olduğunu da kabul ederiz!
Ancak “işte şimdi devlet memurlarının görev ciddiyetleri ve işlevleri bir kat daha arttı” diyoruz. Çünkü kendine verilen bu hak “siyaset yapma hakkıdır.” Siyaset ise “siyasi partiler bünyelerinde yapılır.” O zaman her Kamu Görevlisi de “bir siyasi parti üyesi ve militanı” oluyor! Zaten öyleydi ama en azından etik anlayışla aleniyetinden kaçınılırdı.
Bundan sonra öyle olmayacak: Aynı çatı altında çalışan kamu görevlileri fiilen siyasetin şah damarında atarlarken, siyaset yapacaklar!
İŞTE SİZE BİR YENİ SİYASET KÜLTÜRÜ: Bundan sonra Kamu Görevlileri için sadece devlete hizmet yanlarını değil, olumlu ve olumsuz yansımaları ile siyaset kültürüne sahipliklerinin “etik” dediğimiz ahlâki değerlerini de yanına katacağız! Çünkü Anayasa ile verilen bu hak ayni zamanda memuru devlet kademelerindeki işlevi ile de çok daha önemli bir konuma sokuyor. Uygulama başladığında göreceğiz…

**********     
BUGÜN TEMİZLİK KAMPANYASI VAR: (HADİ KOLAY GELSİN!)

Bugün memlekette adına “tarihi” denilen bir olay yaşanacak. Biz süredir reklâmı yapıldığınca Hükümet büyük temizlik kampanyası başlatıyor. (her halde çoktan başlamıştır bile.)
AMAÇ ORTADADIR: Bu kampanyaya katılacak memurların bile “görevlerinden izinli” sayılması olayın ne kadar ciddiyetle üzerine gidildiğinin ispatıdır.
Ülke çapındaki bu “temizlik kampanyası” ile her halde dünya alem öğrenecektir ki bu memleket iflah olmaz kirletmelerle her gün biraz daha kirletilmiştir! 
Bu kampanya ile insanlar anlayacaklardır ki kimse pisliklerin içinde yaşayamaz!
Dolayısıyla bir şeyi daha anlayacaklardır, tabi anlarlarsa: “Demek ki bu “pislik” dedikleri sonunda “devletin” dayanamayarak harekete geçmesi ile büyük bir temizlik seferberliği doğurdu!     
O halde artık çevreyi kirletmek yok!
Eğer bu büyük kampanya sonucunda yurttaş, kendi ahlâki muhasebesini yaparak “bundan sonra çevreyi kirletmeyeceğim” sözünün yeminini yaparsa, diyeceğiz ki “amaç hasıl oldu, memleket kurtuldu!”
Yok, ol alem devam ederse “yazık oldu boşa harcanan bu tek güne” diyeceğiz!
BİZE GELİNCE: Ben bu temizlik kampanyasına katılamam ama zaten “katılmam” diyorum…
Hatta parmağımı bile oynatmam! Nedenini anlatayım: Yıllardır temizlik tertip diyerek yırtınılıyor. Ben kendi yurttaşlık ve vatan sevgisi duygularımda yıllardır bir kibrit çöpünü bile yerlere atmadım. Çevrenin temiz tutulması için de hasbelkader yapabileceklerimi şu veya bu şekilde yaptım…
Buna karşın gemi azıya almış azgınlık ve sorumsuzlukla terbiyesizlik sonucu, gözlerim ve gözlerinizin önünde çevreyi her gün daha çok, daha çok kirletmeye devam ettiler!
Ne Kuzey’i yüz karamız, büyük utancımız haline getiren bu kirletmelerin gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanan haber ve fotoğrafları önlemeye yetti ne de kirletenlere yönelik kınama ve lanetlemeler etkili oldu! Memleket her gün daha çok kirletildi!    
Bazen önümüzde giden arabalardan atılan kâğıtlar, poşetler uçarak, arabamızın camlarından girdi içeri! 
Bazen plajda kuma gömülü kırık bira şişesine basarak hastanelik olduk!
Bazen rastgele uğradığımız piknik alanlarında pislikten oturacak yer bulamadık!
Her gün belediyenin çöp arabaları kapıların önlerinden her bir çer çöpü alırken, mahallelerdeki boş arsalar çöplük deryası haline getirildi!
Sahillerde pislikten ayak basacak yer kalmadı!
Ve artık çocuklarımız pislik deryaları içinde büyüyorlar!
Dağlar taşlar, kırlar ovalar, ormanlar bahçeler, kentler köyler pislik, pislik, pislikkk! Pis memleket olduk!
DOLAYISIYLA: Bu kampanyaya çevreyi bu hale getirenler katılsınlar! Onlar nereleri nasıl kirlettiklerini çok iyi bilirler! Gitsinler oraları temizlesinler. Ve eğer kalmışsa az biraz utanmaları ile arlanmaları, nedamet getirip hem içine ettikleri memleketten özür dilesinler hem de kirletirlerken kimselerin görmediğini zannettiklerine nazire, kendilerini her zaman gören Allah’tan özür dilesinler! Eğer korkuları varsa!
Ben “memleketi kirletmemekle yurttaşlık görevimi yapıyorum.” Kirletip memleketi yaşanmaz hale getirip rezil rüsva edenlerin arkalarında bıraktıkları pislikleri temizlemeye zorunlu değilim!