O kadar yavaş ilerliyor ki müzakereciler Afrikalara kadar gidip geliyorlar… Mesela geçen hafta müzakereci Özersay can sıkıntısından olacak bir lase Fransa’ya kadar gidip dönüverdi… Yakında Londra’ya gidecekler! Zaten müzakere masasına oturduklarında kendi konuları yanı sıra, iki liderin her halde artık on beş günde bir yapacakları görüşmelerinin de zeminini hazırlayabiliyorlar… Ve tüm bu uğraşlarını en kabadayısından üç saatte bitiriyorlar!
HER ŞEY BİR YANA AMA: Müzakerelerdeki bu ağır aksak gidişe karşın itiraf edelim Türk tarafı başından beridir sürece daha istekli katılıyor. Tutun ki hep Rum’un bir adım önünde yürüyor. Çok da yararı oluyor çünkü sorunla ilgili siyasi çevreler Rum’un ayak sürüdüğü ile isteksizliğini somut ispatı ile görüyor…
GEÇEN HAFTA HANGİ KONULAR GÖRÜŞÜLDÜYDÜ: Özersay’ın açıklamasından öğreniyoruz: “Bugün Eroğlu ile Anastasiadis yoğun bir görüşme yapacaklar.” Mavroyannis ile bu görüşme gündemini konuşmuşlar. Buna karşılık birbirlerine öneriler de sunmuş, arada Federal Yürütme ile Dış İlişkileri de sıkıştırmışlar. Türk tarafı “Federal Yürütme” ve “kapsamlı mülkiyetle” ilgili iki de öneri sunmuş…
Bu arada Özersay bir haber daha daha veriyor: İngiltere AB Bakanı David Lidington Müzakerecileri önümüzdeki hafta Londra’ya davet etmiş… Lidington önce Özersay’la sonra da Mavroyannis ile görüşecekmiş…
GEÇEN HAFTA MÜZAKERELERİN SEYRİ BU KADARDI: Ancak Rum tarafı kaynıyordu! Anastasiadis Siyasi Parti Liderleriyle bir toplantı yapıyor, önerilerine Türk tarafının olumsuz cevaplar verdiğini açıklayarak yakınıyordu! Rum basınına göre Türk tarafı “toprak, güvenlik ve yerleşikler” konusunu görüşmeyi reddediyordu.
Anlıyoruz ki Türk tarafı bu kez Annan Planı dönemindeki müzakerelerde olduğu gibi “ver gitsin” politikası içinde değildir. Rum o plana hayır demekle çok şey kaybettiğini yeni fark ediyor! Elan devam eden yeni müzakerelerde Annan planı üzerinde ödünler beklerken hayal sükûtuna uğruyor!
Buna karşın Anastasiadis aldatmaca yutturmacaya devam ediyor! Rum siyasi parti liderlerine Merkel’e AB’den bir gözlemcinin müzakerelere katılması isteğini bir kez daha ilettiğini söylüyor. Ve aklına takılı plak gibi dönüp duran Maraş konusunu açarak bilgi veriyor. Diyor ki Güven Yaratıcı Önlemler Paketi içinde sunduğumuz öneride “Maraş’ın iadesine karşılık Mağusa Limanı’ndan AB’ye ihracat olanağı sağlanması, Venedik surlarının restorasyonu vardır.” Bu arada bölgenin mayınlardan temizlenmesi ve Maraş Mağusa arasında bir ortak alan oluşturulması önerisi de Türk tarafına iyi niyetli hediyesi oluyor! Öte yandan:
ANASTASİADİS MARAŞ’TAN ÖTE GYÖ TANIMIYOR: Bir süredir Rum ve Türk Ticaret Odaları iki taraf arasında cep telefonlarının çalıştırılması konusunda görüşüyorlar. Ve tabi Anastasiadis her zamanki açıkgözlüğü ile Türk tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti “kodunu” kabul etmesi gerektiğini söylüyor… Bu olayı biraz açalım: **********
ÇÖZÜM OLACAK DİYE ANASTASİADİS’İN ÖDÜ KOPUYOR (İŞTE “ROAMİNG” OLAYI!) Anastasiadis’li Rum liderliği müthiş bir “korku” duyuyor! Bütün çığırtkanlıkları bu nedenden kaynaklanıyor. Bunu nasıl anladığımı anlatayım. Kurak kış mevsimi gelip geçmesine karşın Kıbrıs sorunu nedeniyle devam eden kafamdaki gök gürültüleriyle karışık şimşekler çakmaya devam ediyor! Sonuncusu geçen hafta çaktı! Türk-Rum Ticaret Odaları bir süredir ara bölgede toplantılar yapıyorlar. Amaçları hem Güney’de hem de Kuzey’de bulunan uluslararası telefon şirketleri ile bir anlaşma yapmak. (Buna “farklı ülkelerin GSM operatörleri arasında dolaşım” diyorlar.) Kısaca bizim anladığımızca iki bölge arasında cep telefonları ile iletişim kurabilmenin yollarını arıyorlar…
KKTC’de faaliyet gösteren iki uluslararası şirket var. Vodafon (Telsim) ve Turkcell. Güney’de üç şirket var bir tanesi “Vodafon.”
Ticaret Odaları temsilcileri arasındaki son toplantı 21 Mayıs’ta yapıldı. O toplantı ile ilgili haberi olduğu gibi aktarıyorum:
“…Yapılan toplantıda Rum şirketler, Güney Rum Yönetiminin KKTC’yi tanımaması nedeniyle Turkcell ve Vodafon’un KKTC iştirakleri yerine Türkiye’deki genel merkezleri ile “roaming” anlaşması yapılması teklifinde bulundular. Bu teklifle Rum tarafı “şirketler” üzerinden Türkiye’de roaming anlaşması ve cep telefonları hatlarının çalışması hakkını elde etmeyi amaçlamakta. Türk şirketlerin bu teklife soğuk baktığı söyleniyor. Taraflar yeniden bir araya gelecekler…”
ANLADIĞIMIZ ŞU OLUYOR: Rum tarafı başından beridir Türkiye’nin Rum Yönetimini tanıması için çırpınıyor! Bu konudaki ısrarının bir nedeni de dünyada hatırı sayılır ticaret gemisi filosuna sahip olmasına karşın gemilerinin Türkiye limanlarına kapalı tutulmasıdır. Özellikle tankerlerinin İskenderun’a uğrayamaması zararlar hanesini fena kabartıyor…
Şimdilerde ise hesap şu: Eğer TC ile Roaming anlaşması gerçekleşirse iki ülke arasındaki buzları eritecek limanların da açılması mümkün hale gelecektir.
FAKAT ASIL KORKU ŞUDUR: Rum gitgide Türkiye’nin devasa boyutlara ulaşmış ekonomisinden korkmaya başladı! Biliyor ki Kuzey’i Türkiye’nin kapsama alanından kopartamazsa nasıl çözüm olursa olsun Türkiye ile oluşturmak zorunda kalacağı ekonomik ilişkiler nedeniyle Kuzey Kıbrıs köprü olacaktır. Türkiye ve Türk iş insanları Kuzey Kıbrıs üzerinden Güney’e ineceklerdir… Denecek ki “o da Kuzey’e gelecek ama!”
Kazın ayağı öyle değildir. Olası çözümde istese de kapılarını TC yatırım ve sermayesine kapatamayacaktır! O sermaye ve yatırımların ise 75 milyonluk devasa bir ekonominin eseri olduğu düşünüldükte (somut ispatı zaten bizde) Rum’un korkusunu anlamak mümkündür!
KISACA: Anastasiadis çözümden korkuyor çünkü Türkiye’nin devasa ekonomisi ile Kuzey üzerinden Güney’e ineceğini de biliyor, gazın TC üzerinden sevk edileceğini de! Ve korkuyor! Ne var ki korkunun ecele faydası olmuyor!
**********
ANAYASA ÜZERİNDE MUTABAKATA VARMIŞLAR
En azından şunu anlamış olacaklar: Anayasa yaparken de değiştirirken de “ben yaparım olur” olmaz! Uzlaşı ister. Belli ki Meclis önce bu “uzlaşı” konusunda uzlaştı. Tutun ki “demokratik teamüller” çalışıyor.
Şimdi Anayasa değişikliği tu baştan ele alınacak. Haberlere göre DP-UG 23 maddelik Anayasa değişikliğinin 12 maddesinin yeniden değişmesi için önerilerini verecek. Bu arada üç madde görüşülerek onaylandı…
OLAYIN HALK YÖNÜNE GELELİM: Başından beridir Anayasa değişikliğini “halk” ilgi ve iradesi ile ifade ediyorlar. Son sözü sandıkta halk söyleyecek diyorlar.
Önce bu “halk olayını” hem açığa hem temize çıkarmak gerekir. Çünkü Anayasa değişikliklerinin yapılmaya başlandığı günden beridir “halktan” tek insana rastlamadım ki konuyla ilgili görüşlerini söylesin yahut olanları izlesin!
Nitekim her gün gazeteleri didikleyenlerden siyasi sorunları ciddiyetle izleyenlere hatta entelektüellere kadar bu Anayasal değişiklikler konusunda fikir beyan edenini görmedim! En kabadayısından medyadaki haberler içinden bakıyorlar o kadar! Kısaca Anayasa’daki değişiklikler halkın hiç umurunda değil!
PEKALA: Bu gerçeğe karşın nedir “halk” üzerinden yapılan bu çok ucuz “halkçılık edebiyatı!”
İşte gene o sorun: Evet halk ilgilenmedi ama “kuyrukları oldukları Birlikleri, Dernekleri, Sendikaları, Siyasi Partileri, sadece ilgilenmekle kalmadılar, kafalarında kurguladıkları görüşlerini de “Anayasa Değişiklikleri” içine kattılar…
Zaten başından beridir yaşanan da bu gerçeklerdir. Nitekim Annan planına halk “evet” demediydi, dedirttilerdi! Para ile vaatler ile kandırmaca yutturmaca ile!
Şimdilerde Anayasa değişikliklerine bakıyoruz, “Güvenlik Kuvvetlerini bay pass etmekten tutun da vicdani retlere, Kuzey’in askersizleştirilmesine varıncaya kadar aslında halkın karşı olduğu yığınla olayı da Anayasa değişiklikleri içine sokmaya çalıştılar!
Eğer bu tip değişiklikleri başarsalardı Bu STÖ’leri “halkım” dedikleri “halka” emredeceklerdi: “Evet deyin.” Nitekim internette kampanyalar başladı bile. Daha değişiklikler Meclis’te onay bulmadan, tartışılmadan halka çağrıda bulunuldu: “Biz evet diyeceğiz, siz de evet deyin!”
ŞİMDİ GÖRELİM BAKALIM. Eğer Meclis’te sağlanan uzlaşı ile söz konusu 12 maddede yeniden fakat bu kez istemedikleri değişiklikler olursa “evet” denmesi için yine halka çağrıda bulunacaklar mı?
































