Ermeni tehcirinin 99. yılında Erdoğan’ın dokuz dilde yayımladığı resmi açıklama tüm dünyada büyük yankı yarattı. Erdoğan’ın tehcir nedeniyle adeta özür dileyen ve göç yollarında savrulurlarken telef olan Ermenilerin torunlarına taziyelerini bildirmesi takdirlerle karşılanırken “işte barışçı tutum, işte sağduyu” dendi…
Erdoğan imzalı mesaj kısaca şöyleydi: “Yaşanan hadiseler hepimizin ortak acısıdır. Ermenilerin o dönemlerde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak insanlık vazifesidir… Savaş esnasında tehcir gibi gayri insani hadiselerin yaşanmış olması Türklerle Ermeniler arasında duygudaşlık kurulmasına ve karşılıklı insani tutum ve davranışlar sergilenmesine engel olmamalıdır…”
Erdoğan’ın bu taziyesi tabii ki bizi de çok ilgilendirdi. Çünkü Kıbrıs Türk halkı da 1956’lardan beridir Rum’un tüm adaya egemen olmak istemesi nedeniyle çıkan arbede ve kavgalarla kopan savaşlarda kıyım kıyım kıyılmış, göç yollarında savrulmuş, köyleri evleri gasbedilmişti. Sadece 1963 ile 1967 yılları arasında Rum saldırıları ve yakıp yıkmaları ile Türk halkı 103 karma köyden kaçıp daha güvenli yerlere göç etmişler perperişan olmuşlardır. 1974’lerde kan gövdeyi götürmüş, Türk halkı Türkiye’nin sayesinde ve ancak Kuzey’e kaçarak büyük bir kıyımdan kurtulabilmiştir. Buna karşılık günümüze kadar sürüp gelen Rum baskı, zulüm ve ambargoları ile dünyadan tecridimiz devam etmiştir.
KISACA: Tarih bilenler bilirler ki bu adada hiçbir dönemde Türk halkı Rum halkına saldırmamış, evini köyünü yakmamıştır. 1974’teki Barış Harekâtı adadaki Türk halkının toptan kıyılmasını, Rum-Yunan cuntasının egemenliği altında esir Türkler durumuna düşmesini engellemek için Türkiye’nin “garantörlük hakkından” doğan askeri müdahalesidir. Ve o müdahaledir ki tam Kırk yıldır Kıbrıs’ta, Rum’un Türk’e yönelik saldırıları olasılığını “imkânsız” hale getirmiştir.
Nitekim bu süre içinde iki halkın “eskiden olduğu” gibi değil fakat Kuzey Güney gerçeklerinde iki komşu olarak bir federal sistemde buluşmaları çözüm arayışları devam etmiş, bunun için BM, AB büyük çaba harcamışlardır. Keza Kuzey Türk Devleti liderleri ve vakti zamanının Toplum önderi Dr. Fazıl Küçük ile Kıbrıs Türk halkının dava insanı Rauf Raif Denktaş’ın da çabalarıyla barışçı çözüm arayışları için müzakerelerden müzakerelere masalar kurulmuş, referandum yapılmış fakat her devrede Rum tarafı “çözümü ve barışı” dinamitleyerek, “ya dediğim olur ya istediğim” ısrarında Kıbrıs’ı bugünlere kadar geliveren çözümsüzlüğe tutsak etmiştir…
ŞİMDİ YENİDEN MASA KURULMUŞTUR: Ve Rum tarafı, siz de izliyor biliyorsunuz, yine muzırlık yapmakta “tek egemenliğini” dayatırken “siyasi eşitliği” reddetmektedir! Kuzey’e dönmek için taktiksel planlar yapmaktadır.
Buna karşılık Türk tarafındaki “barış yanlısı örgütler” Amerika ve AB’nin destek ve finansmanları ile Rum halkına kucak açmakta, Hz. İsa’nın tabutu önünde huşu ile eğilmekte, dünyada eşi benzeri görülmemiş barışçı yaklaşımlarla “Kuzey’deki Rumların Güney’e göç etmeleri olayı nedeniyle Türkiye’yi suçlayarak, taziyelerini bildirmekte, iki toplumlu etkinliklerle birleşik Kıbrıs’ı oluşturmak için çalışmaktadırlar.
Bu nedenle 23 Nisan’da bile binlerce Türk Güney’e geçip Rum çarşılarına para akıtmakta, Rumlarla bir arada olmalarını çok doğal karşılamaktadırlar… Bu barışçı yaklaşımlar nedeniyle Tarih kitaplarından bile 1957’lerden sonra olagelen Rum saldırı ve kıyılıp toplu mezarlara gömülen Türkler olayları sökülüp atılmakta, Rum gocunmasın diye yollara asılan Türk bayraklarının bile kaldırılması gerektiği söylenmektedir…
PEKALA TÜM BU BARIŞÇI YAKLAŞIMLARA KARŞIN GÜNEY NASIL TUTUM SERGİLEMEKTEDİR. Bugüne kadar geçmişte Türklere reva gördükleri tek bir olay için tek bir “özürde” bulunmadılar! Oysa daha dün Avrupa Parlamentosu adayı ve Kıbrıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Panoyotis Stavrinidis Kilise ayinini olumlu karşıladığını ancak geleceğe güvenle uzanabilmek için geçmişte yapılanlarla yüzleşmek gerektiğini söylemiş ve Rum liderliği ile halkını uyararak “gerçekleri yazalım” demiştir.
Haravgi Gazetesi’nde “Mağusa kıvılcımı, Tarihin Kanı ve Yarın Ümidi” başlıklı makalesinde “suçlarımızı on yıllarca inkâr ettik” dedikten sonra Stavrinidis şunları yazmıştır: “Atlılar, Dohni (Taşkent) Sandallar, Muratağa… Bu köyler sanki topluca hafızamızdan silinmiş gibi. Belki ruhumuzu öldürdüklerimizle birlikte oralarda bıraktık. Biz evet anaları, babaları, çocukları, dedeleri öldürdük ve suçlarımızı toprağa kuyulara gömdük. On yıllar boyunca bunları yaptığımızı inkâr ettik. Gerçekler gözünü bize dikmeye başladığında “onlar da bize yaptı hem de daha kötüsünü” demeye başladık. Ancak acıyı asla silemedik. Çocuklarını kaybedenlerden değil, kendi üzerimizdekilerden…”
İşte gerçekleri söyleyen yürekli ve elit bir Rum insanı. Binlerce Rum’u bu tarafa taşısanız da Stavridis’in bir makalesindeki şu “barışçı” söylemi kadar yapıcı ve güven artırıcı bir sonuca varamazsınız. Bu kadar uzun bir yazıyı bunu söylemek için yazdım.
**********
KISACA TAKILDIKLARIMIZ: (AFRİKA’DA NEYİ İNCELEYECEKLER VE KANAYAN SOSYAL YARAMIZ)
Daha önce de yazdıydık. Afrika nere Kıbrıs nere! Buna karşın meğer ABD’nin de teşvik ve önerisi ile gerçekleşiyormuş bu tetkik ziyareti. Nitekim ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi de katılıyor bu araştırmalara! Bunları öğrendiğimde işte şimdi gailemiz daha da büyük oldu dedim çünkü bugüne kadar Amerika’nın karıştığı tek ülke tek bir siyasi sorun yoktur ki hayır yüzü görsün!
Gene de soralım ama: Elimizin altında bir Annan planı var… Şu anda Tek Egemenliğe dayalı iki federal kanattan oluşacak Federasyon adlı çözüm planı var… Hemen hemen tüm detaylar ortada. Üstelik müzakere safhasında tartışılanlar da belli… Eee, o Güney Afrika’da neyin mucizesi aranıyor? Kendi vatanlarında zengin elmas altın taciri beyazların işçisi olmaktan öte yaşam hakkı bulamayan “kara insanların” ne kadar kadersiz olduklarının mucizesi mi?
İŞTE KANAYAN SOSYAL YARAMIZ: Son dokuz yılda 5 bin 866 boşanma olmuş. Çiftlerin yarısı kendi aralarındaki anlaşmalar sonucunda ayrılmışlar.
Rakam çok düşündürücü! Sosyologların bu hem korkunç hem de sosyal yönü ile ciddi bir yıkım olan sorunu enine boyuna analiz etmeleri gerekir.
Çünkü olay nüfusumuza göre çok fazla. Bir diğer olay ise çiftlerin kendi aralarında anlaşmaları. Ki çok büyük olasılıkla evlenirlerken de kendi aralarında anlaştılardı. Çok uygar bir davranış da olsa “ayrılma” sayısına baktığınızda şöyle düşünüyorsunuz:
“Demek bu insanlar ‘düşünmeden’ sadece birbirlerinden hoşlandıkları için evlendiler. Ve büyük olasılıkla evlilik müessesini hiç tanımıyorlardı! Artı evlenirlerken birbirlerine ‘aşkım’ falan diyorlardı ama bir evlilik müessesinde sorumluluk yüklenilmesi gerektiğinin karşılıklı saygı ve özveriyi de gerektirdiğini bilmiyorlardı!”
Neden? Yine şu eğitim olayına geldik. Çocuklarımızı matematik, fizik, kimya derken türlü çeşitli ders ve öteki özel faaliyetlerle boğuyoruz ama onlara “hayatı öğretemiyoruz!” İnsanların sadece beyin ve organlardan ibaret olmadıklarını, çok soyut ifadelerde “vicdan, ruh, bilinçaltı, kendilerine özel bedii düşünleri de olduğunu” gerçekte olması gerektiğini anlatamıyoruz, çünkü “öğretip anlatması gerekenler de öğretip anlatacak durumda değiller…”
GÜNEY DIŞTAN YATIRIMCILAR ÇAĞIRIYOR: Gelin yatırım yapın diyor. Haberlerde gördük. Ayni zamanda İslam Ülkeleri Teşkilatı’nın üyesi olan fakat KKTC’ye dönüp bakmayan Kuveyt şimdilerde Güney’de yatırım için araştırmalar yapmaktadır! Gerçekte KKTC dışında hemen pek çok ülke dıştan gelecek yatırımları gözler. Biz ise bırakın devlet olduğumuzu kabul etmeyip dışlamayı, gelip yatırım yapanları da memleketten nasıl kovacağımızın protestolu kampanyalarını sürdürmekte zaten bakanlarımız da yatırım yapmasınlar diye ellerinden gelen mevzuatlarla güçlükler çıkarmaktadırlar! Çok merak ediyorum: Bir gün çözüm olursa o Rum’un her zaman bizden çok ileri olan sosyo ekonomik üstünlüğü karşısında ne yapacak nasıl dayanacağız!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























