Başpiskopos Hrisostomos, Dinişleri Başkanımız Talip Atalay’a adada nasıl çözüm istediğini anlattı mı bilmiyoruz. Bildiğimiz iki din adamı olarak çok iyi ilişkiler içinde olduklarıdır. O kadar ki adadaki diğer dini liderlerin de katıldığı toplantılar yapmakta, birlikte yemek yemektedirler. Her defasında da “barış ve çözüm için çalıştıklarını” açıklamaktadırlar…
Bu nedenledir ki Sn. Atalay takdir ve iltifatlara mazhar olmaktadır. Çünkü tarihi menafi içinde iflah olmaz Türk düşmanlığı ile kaim ve de iki asırdır Meğalo İdea yolunda Kıbrıs Helen’dir Helen kalacaktır diyen Kiliseyi böylesine bir barışçı hizaya çekebilmek kolay değildir ki bu zoru Sn. Atalay başardı!
Nitekim birlikteliklerinin “son taam”ından sonra Türk Rum dostluğu içinde eriyip barış sularında yıkanmışlar ki bakın çözüm konusunda Hrisostomos nasıl açıklamada bulundu:
İŞTE HRISOSTOMOS’UN ÖNERİ VE NASİHATLARI: Hrisostomos’un “Anastasiadis’e de anlattım” dediği çözüme ilişkin açıklamaları kısaca şöyle. (Kendi yorumlarımı da katarak aktarıyorum.)
“Türklere yüzde 25’in üzerinde toprak verilmez.” (Geçmişte yüzde 25’in bir santim üzerinde verilemez diyordu.)
“Türkler akıllarını başlarına almalıdırlar!” (Bu uyarıyı işittikten sonradır ki yerine koymak için fellik fellik aklımı arıyorum.)
“Amerikalılar doğru baskı yaparlarsa çözüme ulaşabiliriz.” (Anladınız değil mi? Resmen Amerika’nın Türk tarafına baskı yapması önerisinde bulunmaktadır!)
“Nihai çözümde toprak almamız gerekir!” (Bu konuda en küçük serzenişte bulunmayacağız çünkü Annan planından beridir istediklerinden de fazlasını vermek için çabalıyoruz. Son teklifimiz Maraş olmaktadır!)
Bizim adadaki nüfusumuz yüzde 82 Türklerin ise yüzde 18’dir. Fakat çözümde yetkinin yüzde 50’sini istiyorlar! Adalet nerede söyler misiniz?” (İşte adadaki Türk halkına biçilip giydirilmek istenen kaftan: “Azınlık ve hakları!”)
“Maraş’ın iade edilmesi çözüm sürecine hiçbir olumlu katkı sağlamaz!” (Numaradır! İade edilse de bir işe yaramayacaktır mesajını veriyor ki çocuğu kandırıp iadesini sağlattırsın!)
“Neden Erenköy (Dillirga) da bize iade edilmiyor? Üstelik orada tek bir Türk yoktur!” (İşte harita meydana çıktı. Güzelyurt, Erenköy, Yeşilırmak! Doğu’da Karpaz ve de kuzey’de Lefke’ye kadar dayanacak orta Meserya’dan toprak…)
DEMEK Kİ: Sn. Atalay’ın bir din adamı olarak Başpiskopos Hrisostomas’a uzattığı barış eli, birlikte yedikleri yemek, yaptıkları toplantılar yavaş yavaş semeresini vermeye başladı. Nitekim Hrisostomos dolayısı ile Anastasiadis bunları seslendirirken evvel emirde Amerika’nın da tavassutları ile öyle bir çözüme ulaşacağız ki “yemeyin de yanında yatın!”
Neyse, Haziran’a çok kalmadı. Hep beraber referanduma gider, ev’li evine, yerli yerine Birleşik Kıbrıs’ı kurarız inşallah!
**********
SAĞDA VE SOLDA YARIŞ DEVAM EDİYOR: (EROĞLU VE TALAT CEPHESİ)
2015’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Şu anda “katılmayacağım” açıklamasını yapmadıklarından ve cumhurbaşkanlığı henüz başka adaylar söz konusu olmadığından; demek ki iki adayımız vardır: 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve selefi 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat.
Her iki politikacımız da artık iyiden iyiye kendilerini “aday” olarak 2015 seçimlerine hazırlamaya başladılar. Eğer araya başka aday sokulup “ayaklar içinde karıştırmazsa” biliyoruz ki Eroğlu ile Talat yarışacaklar.
BİTMEDİ: Bu yarış Sağ ve Sol partilerle Sağcı ve Solcu seçmenler arasında olacaktır! Her ne kadar bu memlekette her iki “izm” de şaibeli ve netameli ise de, hiç yoktan yıllardır tepe tepe kullanılan “adları” vardır bu da seçmenlere yetip artmaktadır!
ŞİMDİ ADAYLARIMIZA BAKALIM: Sn. Talat makamını Sn. Eroğlu’na devrettiğinden beridir dur durak bilmeden emrine tahsis edilmiş siyasi bürosu ve memurları ile çalışmalarını sürdürmekte ne yapıp edip şu veya bu nedenle hemen her gün medyada açıklamaları, önerileri, ziyaretlerinin haberleri yayımlanmaktadır. O kadar ki Eroğlu bile hızına yetişememektedir. Üstelik Sn. Talat bu büyük eforunu feyisbuklarla pekiştirerek müthiş bir reyting yapmaktadır… Hemen her fırsatı değerlendirirken mesela “ELAM’cıların” kendisine saldırılarını nasıl bir politik reyting haline getirdiğini de hep birlikte izledikti…
YANİ: Talat Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sadece CTP’nin değil, öteki kesimlerin oylarına da ihtiyacı olduğunun bilincinde çalışmaktadır… (Diyelim.)
EROĞLU VE CEPHESİ: Gitgide sağ cephenin ve zaten UBP’nin yıkılmaz kalesi durumuna gelen Derviş Eroğlu’nu herkes “karıştırıp, yıkıp, tarumar eden politikacı” olarak değerlendirir!
Hayır! Çeyrek asırlık “parti liderliği” ile “Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı” dönemlerinde de izlediğimizce Eroğlu “ne zaman yıksa” yerine bir “yeniyi” oluşturup koymak için yıkar. Uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. İrsen Küçük olayı ispatıdır. Çok öncelerin “9’lar olayı” da hatırlardadır. Şimdilerde UBP’nin dizginlerini elinde tuttuğu da bilenendir.
Ve bir bilinen daha vardır: 2015 seçimlerinde Eroğlu’na, memleketin tüm sağ oyları gereklidir. UBP’nin, DP’nin, UG’nin…
Yetmez ama: Eroğlu’na dahası lazımdır. Üç büyük kentin belediye Başkanları! Lefkoşa, Girne, Mağusa… Ağustos yerel seçimlerinde en az ikisini UBP’li Belediye adaylarının alması gerekmektedir ki Eroğlu 2015’te Cumhurbaşkanlığı’na giderken bu kentlerde güçlü konumda olsun…
Şimdi bu güç “üç kentin de CTP’li olan belediye başkanlarından dolayı Talat’tan yana görülmektedir…
SON GÜNLERİN KARMAŞASINA GELİNCE: Başından beridir Yorgancıoğlu koalisyon hükümetinin Başbakanı olarak değil, CTP’nin Başbakanı olarak davranıyor! Doğrusu dürüst bir yönetim için dürüst bir yönetici profili de çiziyor ama bu arada DP’nin çıkarlarına da androş koyuyor! S. Denktaş’la çatışması bu nedenden… Sonuncusu LAÜ ile Kalkınma Bankasındaki krizler oluyor. Denktaş, “hükümet protokolüne uymuyorsun” diyerek Yorgancıoğlu’nu suçluyor. Ve derken Güzelyurt Lefke bölgesi DP üyeleri “ihmal edildikleri, UG’ye daha çok ilgi gösterildiği” gerekçesiyle kazan kaldırıp partiden istifa ediyorlar yahut edecekleri tehdidinde bulunuyorlar zaten olaylar da devam ediyor…
KISACA. S. Denktaş iki arada bir derede kalıyor… Bugüne kadar “idare” ederken bir anda kendi içinden “vurgun” yiyor… Neden acaba? Kimdir bu olayları yaratanlar? Yıkmaya çalışanlar?
Eroğlu yine sahnededir. Fakat yukarıda yazdığımıza bir mim koydunuzsa, “yıkıp dağıtmak için değil, dağıtıp yeniden toplamak için!” Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için UG’nin blok oylarına da ihtiyacı vardır. Bunun için de UG’yi UBP saflarına çekmek gerekir ki Sağ’ın oyları daha bir bloklaşsın… Bu da DP-UG’nin devamı sürecinde olmaz… Daha çok oy daha çok UBP’li ve daha çok Sağ oyları gerektirir… (Diyelim…)
**********
ATTIĞIMIZ TAŞ: (İSA’NIN TABUTU ARKASINDA KİMLER YÜRÜYECEK?)
Bir yanda “Hz. Muhammed’in Kutlu Doğum Haftası” ve etkinlikleri…
Öte yandan Ortodoksların Paskalya öncesinde Hz. İsa’nın temsili olarak mezarından çıkartılıp Mağusa Suriçi’nde dolaştırılması…
Büyük olasılıkla bu da “Dini liderimiz Atalay’ın başarısıdır” diyecektik ama hayır… Bu kez bu büyük başarı son zamanlarda Rumları bağrımıza basmak şerefine nail olmak yollarında koşarken, neredeyse birbirlerini ezecek kadar yoğunlaşan “ileri gelenlerimizindir!”
KİMLER YOK Kİ? Rum gazetelerine göre Mağusa Belediye Başkanı Kayalp, Mağusa Belediye Başkanı Galanos, DİSİ Başkanı, Özersay, Mavroyannis, Rum Belediye Meclis Üyeleri, Mağusa müftüsü (kimdir bilmiyoruz!) STÖ’leri falan…
Otobüsler dolusu gelecekler! Galanos “tarihi olay” diyor! Doğrudur…
Ancak merak bu ya! “İsa’nın tabutu arkasında protokol sırasına göre mi yürüyecekler yoksa karışık düzende mi?” Ön sıralarda Papazlar mı müftüler mi? Kayalp mi Galanos mu? Özersay mı Mavroyannis mi? Ve tabii öteki Türk ve Rum yetkililer…
Ha bir nokta: Bu kadar büyük ve gönülden barış gösterilerinin dışında kalırken, şeytan diyor ki yerel seçimlerde ver oyunu Galanos’a, hepsinin önüne geç!
































