Siyasi literatürümüz gitgide zenginleşiyor! Belli ki bu işi de öğreniyoruz! Mesela son günlerde müzakerelere yönelik açıklama ve yorumlara bakın hangi cümlelerle kelimeler giriverdi:
“Tarama sürecinin tamamlanması…” “Köprü kurucu öneriler…” “Sorunun tüm unsurlarına ilişkin diyalog…” “Müzakere masasına sunulan tezler…” “Özlü konular…” “Uluslararası aktörler…” Bunlar yenileri.
Tabii öncesinde kazanılan kelimeler de var: “Al-ver süreci.” Yahut “tüm konularda anlaşma sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanamayacağı…” Falan…
Hadi bir iki tane de ben ekleyeyim. “havanda dövülen sular!” “boşuna çekilen kürek!” “Kadifeden kesesi hamamdan gelir sesi!…”
ÇÜNKÜ: Ortada ilerlemesi olan bir “müzakere süreci” yoktur ki Eroğlu ile Anastasiadis bir araya geldiklerinde kendileri de müzakere edip değerlendirmelerde bulunsunlar!
Nitekim geçtiğimiz gün yeni BM’ler Temsilcisi bayan Buttemhein’in ikametgahında yer alan görüşmelerde “tarama süreci” oldu ama “köprü kurucu önerilere” gelinemedi! Nitekim Anastasiadis on aydır masada duran önerisini tekrarlayarak Mağusa Limanı’na karşılık Maraş’ın iadesini istedi, Eroğlu bir kez daha “bütünlüklü çözümün parçasıdır, olmaz” dedi!
Buna karşılık Eroğlu da “ortak komite ile gaz konusunu birlikte yönetelim” teklifini yineledi, bu kez de Anastasiadis Eroğlu’na “olamaz” dedi!
YANİ: Bırakın müzakerelerde esası, öncesindeki “Güven yaratıcı önlemler” konusunda bile anlaşmaya varmaları mümkün olmadı! “Hadi canım sen de” demeyin… İspatı ortada: Mesela Anastasiadis de biliyor ki Maraş kapsamlı çözümün parçasıdır iadesi mümkün değildir. Eroğlu da biliyor ki Rum ölür de gazı Türk’le paylaşmaz… Bunları içtikleri su gibi bildikleri halde inadına birbirlerinden isteyip gündemde tutuyorlar ki “anlaşamasınlar!”
**********
VE KUDRET ÖZERSAY CEPHESİ
Geçen gün Havadis Gazetesi’nin sorularını cevapladıydı. Nedense hem dört yıldır başında olduğu müzakere heyetini savunmak gereğini duymuştu hem de kendini. Demek ki ta Denktaş döneminden beridir içinde olduğu “müzakereler safhasında” değişmeyen “yüz” olmaktan belki de bu nedenle olagelen eleştirilerden sıkıntı duyuyor…
Nitekim “Havadis” de Özersay’ın müzakerelerdeki “tek adamlığı görünümünü” dobra dobra hatırlatan bir soruyu esirgemeden yöneltiyor…
Ve Özersay hemen savunmaya geçiyor. Çok iyi oluşmuş değerli bir müzakere heyetinin bulunduğunu söylerken şuna dikkat çekiyor: “Geçen sürede Kıbrıs Türk tarafının uluslar arası aktörler ve BM’ler tarafından suçlandığına hiç tanık olduk mu?”
Özersay da aynen, dün “Köşeme” aldığım Anastasiadis’in danışmanı Markides gibi çeşitli konularda uzmanlardan oluşan komitelerin çalıştığını söylüyor… Mesela ekonomik konularda Ticaret, Sanayi Odaları, GİAD, İŞAD gibi derneklerden temsilcilerin olduğunu, üniversitelerden ekonomistlerin de bulunduğunu, bunların görüşlerinden yararlanıldığını anlatıyor…
Keza hukukçulardan da yardım ve görüşler alındığını vurguluyor, Kısaca Eroğlu tarafından kurulan “Danışma Kurulu”nun çok iyi çalıştığını söylüyor…
Özersay’ın bir şikâyeti de her dönemde “Müzakere heyetleri ve bilgi verme konusunun” siyasiler tarafından istismar edildiği yönünde. “Oysa diyor tüm tutanakları kendilerine ulaştırıyoruz…”
Ve Özersay’ın şu büyük lafı: “Müzakereler iç siyasete malzeme yapılmamalı!” İfadeyi hiç anlamadığımızı hemen söyleyelim. Çünkü söz konusu olan siyasi soruna yönelik çözüm çabaları ile kamunun bu çabaların seyri konusundaki eleştiri ve beklentilerini seslendirmesidir ki gelecekte Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığını belirleyecek olan bu “çok seslilik” olacaktır… O tepkileri görüp değerlendirmeden kim nasıl bir yol haritası çizebilir ki? Kaldı ki böylesi bir hayati konuda mı konuşulmayıp görüşler ortalara konmayacaktır?
KISACA. Kudret Özersay müzakerelerden umutlu… Her iki tarafta da çözüm için büyük istek olduğunu söylüyor… Dünyadaki büyük siyasi değişimlerden söz ediyor… Sonuçta çözüm olsa da olmasa Kıbrıs Türk halkının çok çalışması, sorunlarını çözmesi gerektiğinin özellikle altını çiziyor… Tutun ki doğru söylüyor akıl yolu birdir diyoruz…
**********
ONCA OKUL VE ÜNİVERSİTEYE KARŞIN HALA “ARA ELAMAN” SIKINTISI ÇEKİLİYOR (GÜRPINAR’IN BULDUĞU ÇARE)
Deniyor ki “artık gelişmiş ülkelerde ‘işe göre eğitim’ politikası terk edildi… Post modern dönemlerde “kompüter” çağı yaşanırken artık evler bile “işyerlerinin” birer çalışma mekânı olabiliyorlar… Zaten üniversitelerden mezun olanlar ihtisasını yaptıkları mesleklerde değil, nerede iş olanağı bulurlarsa orada istihdam edilmektedirler…
Böyle olunca “mesleğe göre iş politikası gitgide gündemden kalkıyor, yerine her işi başaracak “yetişmiş insan unsuru” konuyor…
Tabii bu tip büyük değişimleri bırakın bünyemize yamalamayı, lafını etmek bile abese iştigal olan ülkemizde, gençlerimiz işsizlikten kırılmış da olsalar genel eğitim politikası değişmiyor. Mesleklere göre insan yetiştirmek esas alınıyor.
MESELA MESLEK OKULLARI: Nasıl bir ihtiyaçtan doğduklarını çok iyi hatırlıyoruz. Memlekette kalifiye işçi bulmak mümkün değildi… Klasik liselerden mezun olan gençlerin üniversitelere devam etmekten başka şansları yoktu… Üniversitelerden mezun oldukta da ancak siyasi partilerin kuyrukçuları olurlarsa istihdam olanağı bulabilirlerdi…
Meslek okulları bu zorunluluktan oluşturuldular. Gençler Meslek liselerine kanalize edildi… Fakat sorun bu kez de Meslek Okullarından yüzlercesi ile mezun olan gençlerin, yeterli sermaye ve devlet desteğinden yoksunlukları nedeniyle kendi özel işlerini kuramayıp yine devlet dairelerinde istihdam edilmeleri ile patladı! Özel sektör yanında çalışmayı deneyenler de hayır yüzü görmedilerdi!
Üstelik meslek okulu mezunları “tekniker” olarak kabul edildiler. Elektrik, makine gibi bölümlerden mezun olanlar kendi özel işlerini yapabilmek için Üniversite mezunu Elektrik Mühendisleri ile Makine Mühendislerinden imzalı onay almak zorunda bırakıldılardı!
Kısaca gençlerimizi Meslek okullarında da harcadıktı… Şimdi durumlar nedir bilmiyorum. Ancak bugüne kadar mesleğini icra eden çok az okul mezununa rastladım…
AZİZ GÜRPINAR’IN YENİ ARAYIŞLARI: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar’ın çalışmalarını uzaktan da olsa takdirle izleyenlerdenim… Can’ı gönülden, “bir şeyler yapayım” diye çırpınan bakanlarımızdan birisi…
Bu kez de hem ülkedeki işsizliğe az biraz merhem olmak hem de mesela turizm gibi “yetişmiş elemana ihtiyacı olan sektörlere kalifiye insan yetiştirmek” için yeni bir proje ortaya koydu: Hem “eğitecek hem de istihdam edecek…”
Öteden beri Otelcilerin, turizmle uğraşanların, “kalifiye işçi ve personel bulmakta çok zorlandıklarını bu nedenle en büyük eksikliklerden birinin turizm sektöründe yaşandığı” yollarındaki şikâyetlerini çok dinledim. Nitekim Gürpınar da “okul değil, iş yeri merkezli eğitim ve istihdam projesini hayata geçireceğini” açıklıyor, pilot uygulamayı da “turizm sektörüne” yönelik başlatıyor…
DİKKAT EDİN: Gürpınar, “okul değil” diyor… Bir sektöre, işyerine direkt “o işten anlayan insan yetiştirmek.” Bir nevi “ara elaman yani…”
Pekala şimdi soralım? Meslek okullarımız, Üniversitelerimizin Turizm bölümleri, Otelcilik okulumuz (kapanmadıysa) her yıl dünya kadar mezun verirler ve bu mezunlar işsizliğe mahkûm dolanıp dururlarken, neden ekstradan kurslarla falan, “turizm sektörüne eleman yetiştirmek” için bu tip yeni eğitim sistemlerine başvurmak zorunda kalınıyor?
Bu bölümlerle okulların yetersizliğinden, memleketin sosyo ekonomik ihtiyaçlarına cevap veremeyecek yanlış müfredatlarından dolayı değil elbet… Fakat yine de otellerle öteki turizm sektörleri, çalıştıracak garson, kalifiye personel bulamıyorlar! Buna karşılık turizm bölümlerinden her yıl yüzlercesi ile mezun olan gençler ya işsiz dolanıp duruyorlar ya da hiç ilgisi olmayan işlerde istihdam olanağı buluyorlar!
KISACA. Bu “eğitim” dediğimizin ne klasiğini becerebildik ne de modern olanını… Gürpınar ne yapsın? “Bari ben yetiştireyim hem istihdamlara hem de ihtiyaçlara yarasınlar” deyivermiş… Neyse ki çareler tükenmiyor!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























