Fotoğraf İngiltere Başbakanı David Kameron’a ait. Dinçer Hasan Raif’in tablet bilgisayarındaki arşivinden aldım. Dinçer Raif, fotoğrafın üzerine bir not düşmüş diyor ki “Türkiye’de ileri demokrasi diye diye demokrasiyi felç eden zihniyete atfolunur. Demokrasi budur.”
Şimdi fotoğrafa biraz daha dikkatli bakın. Herhalde bir metroda olmalıdır. Kameron koltuklar hep dolu ki sıradan bir İngiliz yurttaşı gibi gazetesini ayakta okuyor… Yanında oturan insanlar alabildiğine rahat hatta lakayt… Kısaca eğer İngiltere Başbakanı olduğunu bilmeseniz bu kadar sıradan bir fotoğrafın neden yayımlandığına anlam veremez şaşarsınız…
Oysa Dinçer Raif’in de vurguladığı gibi bu fotoğraf “bir demokrasi dersidir!”
Yalnız bir nokta: Fotoğrafın asıl verdiği mesaj Başbakan Kameron’ın sıradan bir yurttaş gibi davranması değil, çevresindeki insanların koskoca İngiltere Başbakanı’na sıradan bir yurttaş gibi davranmalarıdır. Ne sevgi gösterileri var ne dalkavukluk! Bu nedenle diyor ki Raif, “işte demokrasi!”
KONUYU AÇTIK DEVAM EDELİM. Vakti zamanında rahmetlik Denktaş zaman zaman şöyle derdi: “Ben gittiğim gördüğüm ülkeleri ikiye ayırırım. Polisten korkan ülkeler, polisini seven ülkeler…”
Anlatmaya gerek yoktur. Polis “halkın güvenlik ve esenliğini sağlayan devletin emrindeki görevlidir.” Devletin kendine verdiği yetki ve kanunlarla çalışır…
O zaman Denktaş’ın tespitini “her şey düşüncede başlar” diyerek bir fiskelik daha “ileri bir düşüncede” biraz daha açalım: “Demek ki polisinden korkan ülkelerin kanun ve nizamları antidemokratiktir ki polis uygularken yurttaşlara şiddet ve cefayı layık görür!”
Buna karşın “polisini seven ülkeler demokratiktir ki devletin polisine verdiği kanunlarla yetkiler “sevgi ve saygı ile örülüdür.”
Şimdi bir adım daha ileri gidelim, “Dünya ve içerdiği her şey düşüncenin ürünüdür” lafının ışığında şöyle diyelim:
Demek ki dünyadaki ülkeler, “polisinden korkmayan, yasaları sevgi ve saygıya dayanan, demokrasinin dolayısıyla hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ülkelerle; polisinden korkan, kanun ve nizamları nefretle saygısızlık üzerine oturan, otoriter rejimlerin ülkeleri olarak ikiye ayrılmaktadırlar…”
ÖYLEYSE SORALIM: NEDİR BU DEMOKRASİ? “Halkın kendi kendini yönetmesidir” yahut “seçme seçilme hakkıdır” veya “kuvvetler ayrılığının bütünleşip devlet rejimi olmasıdır” gibi klasik tanımları bir kalem geçin… Demokrasi nedir bilir misiniz? “Düşünce özgürlüğüdür. Düşünceleri özgürce ifade etme özgürlüğüdür…”
NİTEKİM: (Bir kitaptan aktarıyorum.) “Bilinçaltınıza yalnız siz emir verebilirsiniz. Başka birinin sizinle ilgili düşüncelerinin kararlarınızı etkilediğini düşünebilirsiniz. Ancak bu etki siz kabul ettiğiniz için oluşmaktadır… Düşüncelerinizi yalnız siz seçersiniz ve düşüncelerinizle hayata siz biçim verirsiniz…” Başka kimseler değil…
Kısaca her insan kendi hayatının egemenidir… Demokrasi işte budur… Fakat kalkar da kendi düşüncelerini “polis, şiddet ve terör estirerek başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışırsanız” bunun adına demokrasi denmez. Otokrasi denir! Faşist idare denir! Nazizm denir, Padişahlık, Krallık denir…
YAZIK: Türkiye ileri demokrasiye gideceğiz derken “polisin emrine sokulmuş bir ülke” durumuna düşürüldü. Ki halk polisten korkuyor!
YA KKTC’DE DEMOKRASİ? Hem vardır hem yoktur… Bazen cim karnında bir noktadır… Bazen adı var kendi yok Zümrüdü Anka kuşudur! Bazen pır pır eder uçamaz, bazen gürler ama yağmaz… Çünkü KKTC’de “hukukun üstünlüğü” çalışmaz… Hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde demokrasi her zaman şaibelidir…
Buna karşın otokratik bir devlet olmamışsak işte insanlarının kendi naturalarından menkul “düşüncelerinin” özgür ve egemen olmasındandır. O kadar özgür ve egemendir ki “dünyada ilk kez bir halk kurduğu devletini lağvedip kendini bir başka devlete yani Rum’un devletine bağlamak için çalışmaktadır!” (Sözde hiç siyasi sorunlara bulaşmayacaktım. Bulaşmayacaktım da o zaman Kıbrıs Türk insanın ne kadar demokrat olduğu ile hukukun üstünlüğüne ne kadar sahip olduğunu hangi somut örneği ile anlatacaktım?)
Sonra nasıl anlatacaktım? “Demokrasi başkalarının hayatlarına müdahale edildiği yerde biter!” Nedir o müdahale? Bu vatan hepimizin ya… Bu kent, bu köy, bu coğrafya… Bu özgür ve egemen esen hava… Bu denizler, bu ağaçlar, dağlar hepimizin…
Buna karşın “tek birimizin” bu vatana attığı tek kâğıt parçası, tek tükrük, tek çöp, dalını kırdığı tek ağaç, zulmettiği tek hayvan, gasp ettiği tek hak, fazladan harcadığı tek damla su, tek fiskelik bencil düşünce, ihtirası uğruna tek çıkarcı davranış… Tepelenen demokrasidir, yitip giden Hukukun üstünlüğüdür. Çünkü kapkara çerçevenin içinde “kötü düşüncenin kötü insanı vardır. Demokrasi ise kötülükler içinde yeşermez, büyümez… Hep cüce kalır!
Buna karşın KKTC Devleti’ni bile satılığa çıkartan bir demokrat ülkedir. Her şeye karşın diyelim…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























