Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB’NİN TÜRKİYE RAPORU VE MÜZAKERELERİN SEYRİ…

AB Parlamentosu Türkiye’nin üyelik sürecine ilişkin rutin raporlarından birini daha kabul etti.    Tam da beklendiği gibi  sürprizi olmayan ve 2005 yılından bu yana en sert olduğu söylenen bir rapor! Ki  içinde ne kadar  kasıtla husumet ararsanız arayınız,  altına imzanızı atmaktan başka çarenizin kalmadığı   “doğru teşhisler konmuş bir rapor!”
Türkiye’nin neden AB muktesebatının bu kadar gerisine düştüğünü zaten son dönemlerde yaşanan dolayısıyla yaşatılan olaylardan dolayı  biliyoruz…   Raporun kapsamı  olduğunca  “karaya”  çalmış!  Tek bir   “ak”  yok diyeceğiz ama  hayır var:   Kıbrıs’la ilgili bölüm:  Türkiye’nin müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik teşviki ile çözüm konusundaki duyarlılığı memnuniyetle karşılanmış…
Tutun ki arada bir  “ekmek elden su gölden Cumhuriyeti de olsak”  Türkiye’nin dış politikasına  iyilik sağlığı yönünden  destekleyici  fellik de olabiliyoruz!    Kullanılsak da!   Fakat dün de sormuştuk:  “Kıbrıs konusunda   müzakerelerin başlamasını sağlayan Türkiye gerçekten nasıl bir çözüm istediğini de biliyor mu?”
Ukalalık yapmıyoruz!  Biz Ankara’nın böylesi bir  “isteğini somut doneleri ile bilemediğimizden bilmiyoruz”  diyoruz!  Çünkü  Tek egemenlik ve tek uluslar arası temsiliyet”  şemsiyesi altında, federasyonda   Kuzey’in de kendi içinde egemen olması olayı her ne kadar bize  “oldubitti maşallah”  olarak yansıtılsa da Güney’deki komşumuz ne öyle düşünüyor ne de öyle söylüyor…  Ya ne diyor?

ÖZERSAY-MAVROYANNİS GÖRÜŞMELERİ BALLI BÖREKLİ DEĞİL,  ACILI TARTIŞMALI GEÇİYOR:

  Çünkü müzakerelere başlarken  Eroğlu’nun Davutoğlu ile de üzerinde mutabakata varıldığı söylenen    “Kuzey ve Güney Kurucu Devletlerinin kendi içlerinde kendi yönetsel egemenliklerine sahip olacakları”  hususunu Anastasiadis’li Rum tarafı kabul etmek istemiyor ve  “siz ayrı devletten söz ediyorsunuz”  diyerek sürece tepki koyuyor! 
Nitekim Rum basınını izleyenler biliyorlardır:  Son görüşmede Mavroyannis ile Özersay bu konuda tartışmışlar.  Rum medyasına göre  Türk tarafı  “Kuzey’de  tam yetkili bir devlet resmi çiziyormuş!”
Oysa biz de tam aksine Türk tarafı zaten daha müzakerelerin başında  “tek egemenlik altında tek uluslar arası temsiliyeti kabul etmekle”  peşin peşin  kendi uluslararası temsiliyet ve ilişkiler iradesinden fedakârlık yapmıştır diyoruz!  Hatta  “bu haklarından feragat etmiş,  temsil hakkını tepe tepe kullanacak Rum tarafının siyasi monopolu altına girmiştir!”
Oysa Rum tarafı eline geçirdiği bu fırsatı bile kabul etmemekte,  Kuzey’i  tümüyle emrinde ve iradesinde tutacağı bir federal sistemi gözlemektedir!
HATIRLATALIM.    Güney’in şu andaki tek amacı  başında ve çoğunluğunca kendinin olacak “Türkiye’siz bir Kıbrıs statüsü oluşturmaktır…”  Bunun için de elindeki en büyük silahı AB üyesi oluşudur.  Ki bu  “AB üyeliği” böylesi bir federal sistem söz konusu oldukta  “iki tarafı keskin  kılıç”  haline gelecektir.  Şöyle ki:
BİR:  Kıbrıs AB üyesi ise şu halde Kuzey’in TC’nin garantörlüğüne ihtiyacı yoktur…
İKİ:  Tek kimlikli  (Kıbrıslılık) iki kanatlı  federal devlette,  üçüncü bir gücün yani   Türkiye’nin hiçbir gerekçe ile yerinin olmaması gerekmektedir…
ÜÇ:  Rum tarafı gündemde olmamasına karşın  hem “Kuzey’e dönüşü”  hem de buna paralel olarak    “toprak konusunu”  da başa  alarak esas niyetinin tam da  söylenegeldiğince   “birleşik Kıbrıs”ı  tesis etmek olduğunu  açığa çıkarmıştır!
DÖRT:  Neresinden bakarsanız bakınız,  Rum tarafı “Türk azınlığını”  ki bunun içinde toprak azlığı da vardır,  kendi  çoğunluk  egemenliği altına alacak bir federasyondan yanadır…         Dolayısıyla  “Kuzey’in hem kendi içindeki yerel egemenliklerini hem de Türkiye’nin gücü ile ekonomik yardım ve vesayetini tamamen ortadan kaldırmak esas politikasını oluşturmaktadır…
Ha, diyorsanız ki  “hayır Rum tarafı bu çözüme inanmış,  taahhütlerine bağlıdır,  Kuzey’de gözü yoktur,  olsa bile zaten halklar kardeştir ne beis vardır…”   Eee muvafıktır efendim!  Çünkü denemesi bedavadır!  Üstelik Kuzey’in böylesi bir siyasi yaklaşımı da  tüm dünyanın alkışları ile takdirlerine mazhar olur!  Bakarsınız   Nobel barış ödülünü bile alırız!   

    **********    

   “ÖZEL HAYATIN VE HAYATIN GİZLİ ALANININ KORUNMASI YASASI”  BİLE ÇIKMIŞ HABERİMİZ YOK!
Biz siyasi sorunun ahkamları arasında boğulurken meğer memlekette   “Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası”  kabul edilmiş ki   haberimiz yok…   Meğer    bu  yasadan etkileneceklerini söyleyen ve tepkilerini ortaya koyan  “medyanın da haberi”  yokmuş ki zaten son haberlere göre yasanın aceleye getirildiği Erhürman ve  bazı ilgili basın kuruluşları tarafından da kabul ediliyor…
Ve sorun bir kez daha ayazlanıyor:   Ki  KKTC’nin  1974’lerden beridir üstesinden gelemediği sorunudur.  Kısaca KKTC’de  yasalar çıkmadan önce değil,  çıktıktan sonra tartışılırlar! 
Yani hiçbir yasa tasarısı  bırakın halk katılımcılığının olmazsa olmazını,   siyasi partilerin hatta iktidar kanadının bile tartışmasına fırsat verilmeden  “yasalaşıp”  geçivermekte;  sonra da  “Ooo olmadı”  denilerek  ardından   “değişiklik yasa tasarısı hazırlanmaktadır!”  Bu nedenle çıkan Yasalar kadar da   “değiştirilmiş”  olanları vardır! 
Boşuna zaman kaybı,  boşuna israf ve sinirleri boşu boşuna bozan ilgili tartışmalar…  Anlıyorsunuz ki devlet  “kurumlaşmamış!”

NİTEKİM BAKIN ERHÜRMAN NE DİYOR? 

Meğer tasarı  yani  “Özel Hayatın ve Hayatın gizli Alanının Korunması Yasası”  28 Kasım 2013 tarihinde Meclis’e sunuldu…  3 Aralık 2013 tarihinde de Resmi gazetede yayımlandı…  Meclis Genel görüşmeyi 22 Ocak 2014  tarihinde yaptı ve oy birliği ile kabul etti! Nitekim  Erhürman dikkatleri çekiyor:  Diyor ki  “Yasa önerisinin Meclis’e sunulması ile yasalaşıp yürürlüğe girmesi arasında 3 buçuk aylık bir süre var.  Bu süre içinde hiçbir Sivil Toplum Kuruluşundan her hangi bir yazılı yahut sözlü görüş ve Komiteye katılma talebi iletilmedi…”
Hükümet sözcüsü Erhürman’nın bu açıklamasını neden sütunuma aktardım?  “İşte şu  “yasa çıkmadan tartışmak gereğini duymadığımız”  gerçeğini somut ispatı ile çakmak için! 

PEKALA YASAYA TEPKİLER NEDEN?

Mesela Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Akay Cemal yasa ilgili tepkisini şöyle ortaya koyuyor:  “…Kıbrıs Türk medyasının özgürlüğünün tehdit edilebileceği kaygısını taşıyoruz…”
Basın Sen Başkanı Darbaz ise  “yasadan geç haberdar olduklarını,  gerekirse Yasa koyucuları ile bir araya gelerek görüş ve önerilerini sunacaklarını”  belirtiyor…
Yani  “Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması  Yasası”  teamüller gereği  “değişecek!”  Değişecek de hadi biz de  yazalım:  “Bu ülkede kendimizi bildik bileli kimseler,  isteseler de  ne  “özel hayatlarını”  ne de varsa  eğer   “hayatlarının gizli alanlarını”  koruyamadılar ki  bundan sonra  “yasası da olsa”  korusunlar! 
Kısaca  “Kırk dervişiz birbirimizi bileriz!”  Tabii yasa caydırıcılık ve  “otokontrol yönünden”  çok da sakıncalı değil, yeter ki çekiştire dürte Türkiye örneğine dönüşmeye! 

     **********  

    KISACA TAKILDIKLARIMIZ…

Allah Allahhh!  Ne oldu size öyle?  Üzerinize ölü toprağı mı döktüler! 
Kıb-Tek artık zırt pırt elektrikleri kesmiyor! 
Lefkoşa Belediye çalışanları rutin hizmetlerini yapıyor, çöpleri topluyor!
Elcil’li KTÖS  Göç olmasa da  “göç  yasası” dediği olay için eylemlerine devam ediyor ama artık  “kapalım emekliden paraları,   maaşı az olanlara pay edelim”  demiyor!
Kadri bey,  zannedersem senin şu  “kendileri peşin peşin hiç kaza yapmamışlara sigortalarını yüzde otuz indirimli çıkartırlar mı”  önerine gerek kalmadan,   Araç Sigortacıları Birliği  galiba tornistan etti!   Kaza yapmadan yurttaşı peşin peşin  cezalandırmaktan vazgeçti!
  Narenciyecilerle Hayvancıların bile sesleri işitilmez oldu!
Umudumuz Arasta esnafındaydı,  onların da sesi iki gün çıktı artık işitilmiyor!
DP-UG kararı verdi UBP ile güç birliğini fiili hale getirdi,  adayları bile açıkladı ama CTP-BG hâlâ  “etik  değil” deyip kendi kendine dövünüyor ki memleketin tek akşını da bu oluyor!
Kısaca sanırsınız ki memlekete kıran düştü!  Eee ayıp ama!  Azıcık kıpırdasanıza!  Sizleri seyredenler sanırlar ki KKTC güllük gülistanlığa dönüştü.  Hiç şanımıza layık bir vakıa değildir…  Hadi göreve!