Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AMERİKA, AB VE İLGİLİ TÜM ÜLKELER… (KIBRIS’TA NEYİ İSTEMEKTEDİRLER? VAR MI BİLEN?)

Geçtiğimiz günlerde Obama el alemin bildiği halde söyleyip itiraf etmediği bir “dünya olayını” ayazlattıydı… Özetle söylediği şuydu: “Amerikan istihbarat birimleri bundan sonra da yabancı hükümetlerin niyetlerini öğrenmek için istihbarat toplamaya devam edecektir…”
Bu açıklamayı ise “Erdoğan’ı da dinliyor musunuz?” sorusu nedeniyle yapmıştı. Savunması ise ilginçti: “Ne yani, haberleri eğer gazetelerden okuyacaksak istihbaratın ne önemi kalır ki” demişti…
Ve hatırıma geldi: “Bir devrelerde hangi taşı kaldırsak altında Amerikan İstihbarat Servisi ‘CIA’i arıyorduk! Dünyada tüm savaşları çıkartan CIA idi! Dolayısıyla Kıbrıs sorunu da CIA’in başının altından çıktıydı. ‘Amerikan Emperyalizmi’ kendi çıkarları için dünyayı kana boğmaktan kaçınmazdı…”
Uzun yıllar böylesi dogmatik bir Amerika düşmanlığı ile beslendiydik… Sorun büyüyüp azdıkça da “değil mi ki sorumlusu Amerika idi, öyleyse çözse çözse sorunu yine Amerika çözerdi…” Ve yıllar yılı hep ABD’nin Kıbrıs sorununu bir gün çözeceğini bekledikti…
Gerçeğin öyle olmadığını hatta tam aksine Amerika’nın “düzeltip demokratikleştireceğim” derken yıkıp döküp her tarafı harabeye çevirdiğini geç öğrendik! Fakat bir şeyi daha öğrendik: Dünyanın siyasi yörüngesini Amerika ile İngiltere’nin çizdiğini… Dolayısıyla Obama Almanya başbakanı Merkel’i “dinlemeyeceği” sözünü verirken, “fakat ötesi tüm dinlemeleri yapacağız” açıklamasında samimiydi! Çünkü elde istihbarat olmadan “dünyanın jandarması” olmak mümkün değildi!
PEKALA BUNA KARŞILIK BİZİM FONKSİYONUMUZ NEDİR? Başta Amerika olmak üzere büyük ülkelerin pişirip kurtarmaya çalıştıkları dünya siyaseti içindeki Kıbrıs siyasi sorunu nedir? Türkiye, Yunanistan, Güney Rum Yönetimi’nin bu siyasi sorundaki rolleri ile yerleri nelerdir? AB ile Amerika ve de İngiltere Kıbrıs için nasıl bir gelecek tasavvur etmektedirler? Yoksa bugün sürgit devam eden çözüme yönelik uğraşların tıkanması, henüz “büyük ülkelerin” çıkarlarına cevap verecek kıvama gelmediği için midir?
Kısaca ABD Kıbrıs’ta ne istiyor? İngiltere ne istiyor? Yunanistan, AB ülkeleri ile hala dünyada ayrı bir “blok” olarak karşı cephede yer alan Rusya ne istiyor?
BAŞA DÖNÜYORUM: Bunlara medya haberlerini okuyarak cevap vermeye de çalışsanız her zaman eksik ve kırık dökük bilgiler hurdalığından öteye geçemeyeceksiniz… Çünkü bu haberleri servis edenler de o sözünü ettiğimiz ve adada ne istediğini bilmediğimiz ilgili ülkelerdir.
Ve onlar amaçlarına ulaşmak için “kendi istihbaratları ile çalışırlar!” İsterlerse bize “barış üzerine destanlar da yazdırırlar, isterlerse savaş tamtamları da çaldırtırlar! Dolayısıyla eğer hala müzakereler başlamıyorsa biline ki “istediklerini gerçekleştirmek için henüz uygun zamanı ve zemini oluşturmamışlardır!” Oluştuğu gün çözüm de olacaktır. Üstelik beğenip beğenmediğimizi de hiç sormayacaklardır…              
**********       
TRAFİK KAZALARINI “KADERİMİZ” OLMAKTAN ÇIKARTMALIYIZ  
        
Zaten en büyük sorunumuz “istikrarsızlıktı” ama en azından içinde ne “döviz vurgunu” ne de “elektriğin” çarpması vardı! Mesela: Çözümsüzlüğe alıştıydık ki müzakerelerin başlamasına şaşmıyorduk! Çevre pisliğine alıştıydık ki içinde boğulmamıza karşın artık tınmıyorduk!
Öteden beri sebze meyveleri, et süt ürünlerini tarımsal ilaç kalıntıları ile yiyip bakterilerle tüketmeye alıştıydık ki kanserden kırılmamıza aldırmıyorduk!
Ektiğimiz kadar söküp yaktığımız ağaçsızlığa alıştıydık ki yeşile hasret yaşadığımızın bile farkında değildik!
Çarpık yapılaşmalara o kadar alıştıydık ki doğru dürüst yapılanlar gözlerimizi bozuyordu!
Eski eserlerin viraneler haline gelmelerine öyle alıştıydık ki artık tümden yıkalım kurtulalım mezbeleliklerinden diyorduk… Hatta popülizme, partizanlığa o kadar alıştıydık ki yerine hukukun üstünlüğü kaim olacak diye korkuyorduk… Falan…
FAKAT: Şu ölümlü trafik kazalarına alışamadık! Çünkü o kazalar yüreklere düşen ateşler, seller gibi akan göz yaşlarıydı!.. Gencecik insanları hayatlarından koparıp alandı! Hiç suçu ve günahı olmayan insanların “haksız ve adaletsiz ölüm infazlarıydı!” Geride kalanların yaşama sevinçlerini karartıp kaderlerine küstürendi! Evleri ocakları ömür boyu unutulamayacak matemlerde susturandı!
VE GEÇEN GÜN. O trafikte üç genç kızımız daha can verdi. Hiç suçları yoktu. Hiç günahları yoktu. Hiç haberleri yoktu! Hayır hiç “ecelleri” gelmediydi! Alın yazıları değildi! Ve ne de takdiri ilâhiydi!
Sadece bir trafik kazasıydı ki her gün yüzlercesinden sadece bir tanesiydi!
“Trafik sorununu çözemedik” diye yine türlü çeşitli anlatım ve önerilerle bir şeyler yazsak ne yazar! O üç can geri gelmez. Öncekilerin gelmediği gibi…
Buna karşılık “söylenmeye” devam edeceğiz. Çünkü susmanın kimseye yararı yoktur. Aksine tıpkı öteki sorunlarda olduğu gibi “kanıksama” getirmekten başka da işe yaramaz. Oysa “kanıksanmadan deşilmelidir…”
NASIL MI? Önümüzdeki günlerde yeniden ve hasbelkader anlatmaya devam edeceğiz ama şimdiden yazalım: “Bitmez tükenmez eğitimle!” Sadece okullarda değil. Evlerimizde, kahvehanelerde, gazinolarda, yollarda, piknik alanlarında: “Sürekli konuşup birbirimize telkinlerde bulunarak!..” Kısaca bir toplumsal seferberlikle…              
**********
KOALİSYON HÜKÜMETİ ÇALIŞAMIYOR. (YETER AMA HAÇANA BİR!)

Çünkü CTP-BG iktidarı, DP-UG’de muhalefeti oynuyorlar! Bu tutum “koalisyon hükümetlerinin” lafzına aykırıdır.
Olması gereken hem hükümeti oluşturan iki partinin Başbakan ve Yardımcısı ile bakanlarının hem de Meclis’teki komisyonlarda görevli milletvekilleri ile Meclis’teki milletvekillerinin “uzlaşmazlığı” değil “uzlaşı” teamülünü çalıştıracak “demokratik” olgunluğu göstermeleridir…
Zaten o “demokratik anlayış” olmazsa olmaz! Ki “federasyonları da yaşatan o demokrasidir. Olmadığı yerde yıkılır. Nitekim çağrışım yapıyor:
Es kaza çözüm olsa ve tümden AB’ye girilse ve Türk Rum federe kanatları “federal devlet” içinde “Doğaya aykırı cinsel ilişkileri” suç olmaktan kurtarıp şöyle bir karar almak istese: “Kişilerin cinsel yönelimlerinden, cinsiyet kimliklerinden veya cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramasını, işlenen fiillerle mağdur edilmesini önlemeye yönelik düzenlemeler yapılacaktır…”     
“Hayır bu bizim gelenek ve göreneklerimize aykırıdır” diyerek “AB müktesebatına” karşı mı çıkılacaktır?”
O zaman, AB de ne işin vardır demezler mi?
KISACA: Eğer oyunu kuralına göre oynayacaksan Koalisyon Hükümetini adam gibi oluşturacaksın! Yani Yorgancıoğlu yapacak Serdar Denktaş bozacak! Yahut S. Denktaş önerecek Yorgancıoğlu reddedecek! Olmaz ki!
Mesela: “Ekonomik paket” üzerinde de anlaşamıyorlar… Anlaşamıyorlar ama mesela artık Kıb-Tek hükümeti zora koşuyor! Ya elektrik borcunu öde diyor yahut keserim! Sonuçta kesiyor!
Eee, şimdi soralım? KKTC’nin kaderinden kimdir sorumlu? Başbakan Yorgancıoğlu’lu ve Yardımcısı S. Denktaş’lı koalisyon hükümeti mi yoksa “Elektrik Kurumu” mu?
Ki sorun iyicene çetrefilleşti. Ankara patentli ekonomik paket “Elektrik Kurumu”nun özelleştirilmesinden başka çare olmadığını söylüyor… Aslında son olaylar öncekileri de yanına katarak, doğrusunun bu olacağını çakıyor…
Hükümet ise “özerklikten” yana ama “kurum” zaten özerk, daha ne kadar olacak ki çatır çatır faturaların paralarını da topluyor, ödemeyenlerin elektriğini de kesiyor…
ÖTE YANDAN. Aynı koalisyon hükümeti “milletvekili transferleri” konusunda da pek anlaşamıyorlar… CTP kanadı partisinden bir başka partiye transfer olan milletvekilleri için “kısıtlayıcı ve caydırıcı yaptırım” isterken, DP olaya ayni pencereden bakmıyor…
Kaldı ki asıl büyük sorun Kıbrıs siyasi sorununda yaşanmakta. Nitekim müzakere masası kurulsa önce DP-UG ile CTP-BG çatışacaklar sonra UBP ile öteki tüm siyasi partilerle sendikalar…
Tabii şu da vardır: Hükümet ortaklarından birinin yapmaya çalıştığına, diğer ortağın sürekli karşı çıkmasına “demokrasi” diyorsanız evet demokrasidir! Değil mi ki görüşler uyuşmamaktadır!
Fakat o zaman da sorarlar: “Yönettiğiniz KKTC Devleti’dir. Ne kulüptür ne sivil toplum örgütüdür… ‘Biz tepede anlaşamıyoruz’ dediğiniz anda biline ki pahasının pahası faturası halka kesilir!”
Ve yıllardır hükümet kademelerindeki bu tip çekişme çatışmalarının faturasını hep halk ödemiştir. Yeter ama haçana bir!