Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SİYASİ SORUNU BİR DAHA ANALİZ ETTİK: (TÜRKİYE’NİN, KKTC’NİN VE GÜNEY’İN POZİSYONLARI…)

Kıbrıs siyasi sorunundan kopmak istemiyoruz. Çünkü adadaki geleceğimizi  “sorunun çözümü” tayin edecektir… 
Bugün her ne kadar “barıştan” ve “Kuzey’deki egemenliğimizden” söz edebiliyorsak da biliyoruz ki bunlar Türkiye’nin askeri ve ekonomik güvenceleri ile sağlanmaktadır. İlânihaye devam etmesi de mümkün değildir.
NİTEKİM: Aradan geçen kırk yıllık süre sonucunda elde ettiğimiz kazanım, “çözümsüzlüğün” yarattığı usançla ambargolar altında inleyen ekonomik durumumuz olmuştur! Artı bu süre içinde KKTC-TC ilişkilerini de olumsuz etkilemiş, hiç yoktan TC’ye karşı bir aksülamel oluşmuştur…
Bu uzun süre sonunda vardığımız sonuç tabi ki  “umut kırıcı” olmuştur! Mesela “Devlet iddiasında” kendi egemenliğimizi savunurken, o egemenliğin Türkiye tarafından “nüfus ve nüfuz politikaları” ile bloke edilmesi, özellikle Ankara’nın, “nasılsa Kuzey bizimdir” saplantısı ile hareket etmesi beklentilerimizle örtüşmemiştir…
DAHASI: “1974’te “dünyada ilk kez Türkiye dışındaki Kuzey Kıbrıs’ta bir Türk devleti oluştu” derken, kırk yıl sonra bile böyle bir “devletin var olmadığı,” ancak TC’nin himmeti oranında ayakta durabilen bir Kıbrıs Türk halkı olduğu gerçeği doğrusu hayal kırıklığımıza neden olmuştur, çünkü umut ettiğimiz  siyasi çözüm gerçeği bu değildi…
PEKALA BU BEĞENMEDİĞİMİZ GELİŞMELERİN KARŞISINA HANGİ ÇÖZÜM ALTERNATİFLERİNİ ÇIKARDIK.  Yukarıda Türkiye cephesinin “Kıbrıs politikasındaki” ağır aksak yanlarını vurgularken, kırk yılın çözümsüzlük töhmetini de hanesine kaydettik! Fakat buna karşılık biz Kıbrıs Türk halkı ne yaptık? Mesela:
KKTC’ye sahiplik mi koyduk? Hayır! Üstelik “iki devletlilik” olayını gündemden söküp atmak için “birleşik Kıbrıs” odaklı çözümü bile yeğledik!
TC’ye karşı gelişen aksülameli bu kez Güney’le oluşturulacak “birleşik Kıbrıs” efkârına sardık. Dolayısıyla “iki bölgeli, iki toplumlu, iki kurucu devlete dayalı federal sistemi gündemin dışına ittik! getirdik!”
“Barışçı” dediğimiz politikamızı Güney’in önerilerine yumuşak yaklaşımlar haline getirdik ama içimizdeki bazı kesimler bu yaklaşımları abartarak,  Rum politikasını “politikaları” olarak benimsediler! Annan planı bu tutumun en somut ispatı oldu!
ANCAK: Çözümü gerçekleştirmek için Türk tarafı olarak biz “yumuşadıkça” Rum tarafı sertleşti! Annan planına bile “hayır” derken, bugün de çözümün mihenk taşına “tek egemenliği” vurdu!  
Ancakkk! İtiraf edelim: Gittikçe dikilen ve artık siyasi kapris halini alan Rum tarafının doymak bilmez iştaha ile “daha daha” diyerek her gün beterince imkânsızı zorlayan önerileriyle müzakereleri sabote etmesinin “yegâne” dayanağı, Kuzey’de bulduğu destektir!
Anastasiadisli Rum liderliği “İki bölgelilikle, iki toplumluluğu, iki kurucu devlet esasında ilke yapamamamızın ortalarda bıraktığı boşluğa, “kendi siyasi önerileri koymaktadır.”  Bunların ne olduğu da bilinmektedir: “Rum çoğunluğuna dayalı tek egemenlik! Ki artık “Kuzey ve Güney federe kanatlarının kendi içlerindeki egemenliklerini bile kabul etmiyor!”
KISACA: Çözümsüzlükten “bıktık usandık” diyoruz ama, bunda kendi siyasi hatalarımızın da olduğunu kabul etmek zorundayız…
    **********  

    GÜRLER’LE KEBAPÇI YERİNE, CUMHURBAŞKANI İLE BAŞBAKAN TARTIŞIYOR!
Bir yanda Cumhurbaşkanı Eroğlu vardır, öte yanda Başbakan Yorgancıoğu…  Fakat “sorunun asıl bam telinde atan  iki isim yoktur! Her halde “onlar”  Polis teşkilatı disiplininin” de getirdiği görev anlayışları içinde sessiz ve sakin bekleşiyorlar! Fakat devletin tepesindekiler  “uğurlarında” savaşıyorlar!
Sanırsınız ki “Pervin Gürler yahut Şenay Kebapçı değil, “Eroğlu ile Yorgancıoğlu Polis Genel Müdürü olacak!”
Yılbaşından beridir tartışma sürüyor! Türlü çeşitli yorumlar yapılıyor, Eroğlu “terfi hiyararşisini bozmayın” diyor. Yorgancıoğlu ne diyor bilinmiyor!
Bunlara karşın lafazanlık olacak ama biz ne dediğimizi biliyoruz: Nitekim diyoruz ki kırk yıl sonra bile eğer “terfi sırası gelen üst kademe görevlisi bir bürokratın yahut polis teşkilatındaki bir “müdür yardımcısının” hatta alt kademelerdeki memurların, öğretmenlerin kaderleri hâlâ siyasi erk sahiplerinin iki dudağı arasından çıkacak “kararlara”  kalmışlarsa, çekiverin böylesi demokrat devletin kuyruğunu! 
Mesela şu sıralarda Başbakanla Cumhurbaşkanı’nın Gürler ve Kebapçı üzerinden sürdürdükleri “tartışma” ne hakkaniyete uygun titizlikten dolayıdır ne de hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan sorumluluktan dolayıdır…
Tam aksine “guguk” haline getirildiği için çalışmayan “hukuktan” dolayıdır! Hâlâ bürokrasiyi elinde tutarak “kişisel ve partisel çıkarların” gözlenmesinden dolayıdır!
Ve bu son olayda görüldüğü gibi “senin dediğin olacaktır, hayır benim dediğim olacaktır” inadı ile gövde gösterisinden dolayıdır!
KİMSE BİZİ İNANDIRAMAZ: Kimseler “tepedeki” bu kavganın “kılı kırk yardıkları için, aman haklının hakkı yenmesin” diye yapılmakta olduğuna inandırmak için boşuna uğraşmasınlar!
Aslında Gürler de Kebapçı da “polis teşkilatında” çalıştıkları için apolitik olmaları gereken, öyle olmalarında da yarar bulunan iki Genel Müdür yardımcısıdırlar… Elbette birinden biri PGM olacak.
Fakat bunca olaydan sonra,  politik çekişmeden de kaydırılarak “iktidar muhalefet” hadi yazalım UBP-CTP rekabeti haline getirilen bu süreçten sonra, kim terfi ettirilirse ettirilsin, hakçasına olmayacaktır! 
VE SORALIM. “Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kademelerinde olagelen tartışmalardan sonra bir makamın istediği olduğunda partisinin sandığına daha fazla mı oy mu yağacak?  PGM emrindeki “adamı” durumuna mı gelecek? “Otur” dediğinde oturacak,  “kalk” dediğinde kalkacak mı? 
Oysa Polis Genel Müdürlüğüne “ aday” iki görevli için bu terfi olayı daha farklıdır:  “Emekliye ayrılırlarken en üst baremden ayrılmak derdi…” Değil mi ama?  Pekala memleketin Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ının derdi ne? Ki sorunu çözmek yerine tartışıyorlar!             

**********   

    YENİ YOLLAR, SAĞLIKLI TRAFİK VAATLERİ… (AMAN ACELE EDİN!)
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Kaşif müjdeler veriyor:  “İki ay içinde” diyor “trafik ve yol güvenliğine ilişkin değişiklik yasaları Meclisten geçirilerek uygulamaya sokulacaktır… Trafikle ilgili birimler tek çatı altında toplanacaktır…”
“İnşallah bunlar yeni harçlar, trafik cezalarında parasal külfet getirecek artışlar değillerdir” temennisinde, tutun ki “aman ne güzel” diyoruz…    Çünkü gördük ki “yeni yeni yollar yapmak, memleketi çemberlerle donatmak, hatta çoğu yolları ışıklandırmak trafik kazalarını önlemeye yetmediler, aksine 2013’de kazalarda artış getirdiler… Niçin demeye korkuyoruz: Çünkü: “Trafik sorunu eskidir,” kangren olmuştur demekten bıktık usandık… “Eğitimine önem verilmedi” tekrarını yapmaktan utanır olduk!           Kentlerde “anayolların devletin, “tali” diye nitelendirilenlerin belediyelerin yetki ve sorumluluklarında olmaları büyük kaos yaratmaktadır demekten gına getirdik…         Trafik Görevlilerinin kazaları önleyici caydırıcılıktan çok “sadece ceza yazıp para toplamaktan” ibaret olan işlevlerinin sürücüleri canından bezdirdiğini de seslendirmekten sesimiz kısıldı…       Kent yollarının da ana yollarının da “bozuk oluşlarını, çemberlerin yanlış yapıldığını, ölümcül kazaların tali yollardan ana yollara çıkışlarda meydana geldiğini, keza kentlerdeki trafik tıkanıklıklarının yine tali yollardan ana yollara direkt çıkışlarından dolayı yaşandığını falan… Söyleye yaza, anlatıp çağırmaktan yorulduk!..
Şimdi deniyor ki “hepsini de düzelteceğiz…” Ancak Sn. Kaşif’in canını sıkmak pahasına hatırlatalım:
Kendinden önceki Bakan Saner de mesela Mağusa halkını denizle buluşturacağım diyerek limandaki şu “Marina yahut “balıkçı barınağının” çevresindeki duvarları yıkıp yerine profilden parmaklıklar koydukta ve iki hurma diktikte “her şey oldubittiydi!” Ki ben o devrelerde “eskiden pislik ve mezbelelik limanın içinden görünürdü şimdi dışından da görünüyor” dedimdi!
Ha Kaşif geldikte her halde kendisine “bu marinayı halkla bu kadar buluşturmak da çok ve zararlıdır” demiş olacaklar, o da “kart sistemi” getirerek içeri girişleri sadece balıkçıların inhisarına bıraktı, halkı da kapı önüne koydu!
Yani demek istediğimiz şudur: Trafikte, yollarda yeniden tedbirler alınacak, yeniden yapılanmaya gidilecekse “yarı buçuk”  iş yapmaktan vazgeçile! Zaten olmayan paradan söz ediliyor, sonunda da “ne yapalım para yok” deniyor! Mağusa marinasının akıbeti budur!
Buna karşın “trafik sorunları ve yollar” yeniden dizayn edilecekse öper alnımıza koyarız. Ki biz Mağusa’da yaşarken artık o trafikle yolların bozukluğundan dolayı sinir hastası olduk… Sürücüler yollarda birbirlerini yiyorlar! Dolayısıyla tam zamanıdır diyoruz, aman hemen ne yapacaksanız “yapmak” için başlayınız…