Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GALİPKEN, MAĞLUP OLMAK MIDIR KADER?

Hürriyet Gazetesi muhabiri Ömer Bilge bir süre önce medyaya da yansıtıldığınca Sn. Cumhurbaşkanı Eroğlu ile bir röportaj yapıyor. Sn. Eroğlu’na yönelttiği sorulardan birisi şu oluyor: Neden Rum tarafının tek egemenlik tek uluslararası temsiliyet tek vatandaşlık, kurucu değil, federal birim kavramlarındaki ısrarına karşısınız? Bu vatandaş için devlet için ne sakınca doğurur.”
Tabii Sn. Eroğlu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni hatırlatır. Üniter devleti Rumların nasıl yıktığını dolayısıyla federasyon kisvesi altında yeniden “tek devlet” denemesine girişilmesinin mümkün olmadığını söyler. Ve bu tutumu nedeniyle Rum liderliğine güvenilemeyeceğinin altını çizer…
Kısaca Sn. Eroğlu söylenmesini gerekeni söyler ama politik makamı ve konumu itibarı ile şunu söyleyemez: “Neden iki kurucu devlete dayalı bir federal sistem değil de ısrarla ‘tek devlete indirgenmiş, tek vatandaşlık gibi Türk halkını azınlık durumuna düşürecek dolayısıyla Rum’un siyasi iradesi içinde şekillenecek güçlü merkezi hükümet isteğini kabul edelim ki?’ Bir kez daha federasyon kisvesi altında ikinci sınıf yurttaşlar olmak için mi? Kaldı ki kırk yıldır bu adada Kuzey’e egemen devlet olarak varken neden bu devletten Rum’un paşa keyfi istedi diye vazgeçelim?”
Tabii ki Sn. Eroğlu bu aşamada bunları söyleyemezdi… (Ancak açıklamalarında iki kurucu devlete dayalı federal sistem vurgusu her zaman oluverdi, mülakatında da vardı.)
Olaya bir daha bakalım ve soralım. “1974’ün galibi kimdir mağlubu kimdir?” Cevap açık ve nettir: “Muzaffer olan Türk’tür, mağlup olan Rum’dur.”
Eğer bu kadar yalın bir tarihi gerçek yaşanıyorsa o zaman neden Kuzey’deki Türk “mağlubiyeti” oynamaktadır? Ve neden felaketlerin sorumlusu olan, adayı ikiye bölen Rum, bir yandan da tüm dünyasallığı ile devlet oluşunu sürdürürken “mazlum halk” rolü oynamaktadır?
Hem de tam kırk yıldır! Üstelik ezilen, mazlum durumuna düşürülen biz olurken! O zaman gelin Barış Harekatı’ndan hemen sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Gallaghan’ın şu ünlü sözünü de hatırlayalım: “Bugün Kıbrıs ordunuzun esiridir. Ancak yarın ordunuz adanın esiri olacaktır!..”
İşte İngiliz budur! Kırk yıl önce bugünü görüyordu, biz kırk yıl sonra yarını bile göremiyoruz! Çünkü Kıbrıs Türk halkı olarak bu adada ne istediğimizi bilmiyoruz. En azından Anastasiadis’li Rum’un, BM’lerin, AB’nin karşısında “İşte çözüm hedefimiz budur” diyerek elimizi masaya vurup “iki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözüm” diyemiyoruz. Her gün bukalemunlar gibi renk değiştirerek Rum’un paşa keyfine belki denk düşer politikalarında türlü çeşitli çözüm önerileri icat ediyoruz…
Meğer kaderde varmış, “galipken mağlup olmak!”   

   **********
CTP KURULTAYI’NI BEKLİYORUZ “GÖZLERİMİZ AÇIK!”
Göz ucuyla yakında doğum yapacak olan CTP’yi izliyorum. Rakipler gardlarını almışlar, son darbeyi indirecekleri Kurultay gününü bekliyorlar.
Bir yandan da tipik bir politika oyunu ile Başbakan ve CTP Başkanı Yorgancıoğlu’nu “eskiler” saflarına itiyorlar ki kurultay aşamasına gelindiğinde “vadesi dolmuş” sayılsın.
Gerçekte CTP içindeki bu “eskiler-yeniler” olayı tüm tartışmalara karşın çok tuttu! O kadar ki sadece CTP camiası içinde değil. Halk katlarında da itibar gördü. Ee, daima söyleriz “ne varsa gençlerde var” diye!
Tabii her ne kadar gelişmeler “gençleri” de aşıp parti içi hesaplaşmalara kadar gelmişse de “eskiler-yeniler” kamuflajına sardırılan olay “parti içi evrimleşme” olarak lanse edildi…
Yoksa, mesela Mağusa’da Sonay Adem mi eskidir? Yahut Oktay Kayalp mi? Veya yıkılmadım ayaktayım diyen Soyer mi?
Her neyse 8 Aralık’ta dananın kuyruğu kopacak da sonrası ne olacak? Eğer Yorgancıoğlu kazanırsa mesele yok… “Ohh bu vartayı da atlattım” deyip yola devam edecek. Fakat Akansoy kazanırsa kırk küpü üst üste koysalar en altındaki çekseler, seyreyleyin gümbürtüyü!
TAM BURADA DURUYORUZ: Şimdilerde Sn. İrsen Küçük ne yapıyor bilmiyoruz. Acaba rahata huzura erdi mi yoksa yeni bir Kurultay numarası mı hazırlamaktadır? Sayesinde memleket bir koca yıl kaybettiydi. Halk işini gücünü bırakıp Küçük’ün kurultay serüvenlerini” izler olduydu!
Ve doğrusu ilk kez halk bu kurultay kavgaları nedeniyle politikadan nefret ettiydi!
Şimdi tabii ki CTP’de benzer olaylar yaşanmaz ama eğer Yorgancıoğlu kaybederse Başbakanlık’tan istifa edeceğim diyor ya! Ya istifa ederse? Al sana bir hükümet krizi daha! Bekleyin ki sonrası gelişmeler istikrarlı ortamlara varsın da bugüne kadar sallan yuvarlan giden koalisyon hükümetine nazire bekleyen sorunların çözümü nihayet gündeme gelsin!
Bereket versin Ankara olanlara aldırmadan parayı pompalıyor da en azından zevahiri kurtarabiliyoruz…
**********
AMBARGOLARI DELEN İŞ ADAMLARI, TC’YE GİREMİYORLAR!
Kendi kendime, “Eee, ama sen de kabak tadı verdin. Anlatacak yazacak başka bir şeyin yok mu senin” deyip plağı değiştirecektim, kör şeytan! İki haber üst üste geldi.
Her ikisi de dünkü Havadis Gazetesi’ndeydi. Birisi manşette yansıtılıyor, Hüseyin Ekmekçi’nin de yazdığınca “Tacikistan’a tavuk, Avustralya’ya buz kalıbı satıyoruz” haberi ile ambargoların nasıl delindiğinin ispatı ayazlatılıyordu.
Kısaca iki iş insanımız Meriç Erülkü ile Okan Hacı Ali, aşılamayacak engel yok demişler, ambargoları kırmışlar, milyon dolarlık ihracat yapıyorlar… Hem de Tacikistan’la Avustralya’ya. Tabi Orta Doğu’ya Rusya’ya da ihracat yapan insanlarımız var…
VE BİR FERYAT: Yine ayni gün Havadis’in bir diğer sayfasında şu haber ayazlanır: “Sanayi Odası Başkanı Çıralı KKTC’de şu anda ‘rakı’ adıyla iç piyasada ürün satışı yapılsa da Kıbrıs dışına bu adla ürün satılamadığını söyledi!”
Çıralı’nın yaptığı açıklamaya göre olay şu: Cumartesi akşamı Başarılı İhracatçıların Ödüllendirildikleri gala yemeğinde rakı konusu da geçer. “İzmir Ticaret Odası yerine İzmir Sanayi Odası ifadesinin yer alması üzerine, rakının coğrafi tescili sırasında Kıbrıs’ın da dahil edilmesi istenir. Ne var ki söz konusu olan İzmir Sanayi Odası değil Ticaret Odası olduğu söylenir ve öneri reddedilir!”
Çıralı ekler: “Yunanistan’da Uzo tescili yapılırken Kıbrıs da dahil edildiği için bu sayede Güney’de uzo imalatı yapılmakta ve satılmaktadır. Bizi ise Sadece Adana Sanayi Odası destekledi! Sonuçta biz bu coğrafyaya dahil edilmedik!”
Beğendik mi? Daha bir süre önce ne diyorduk? “kırk yıl oldu hala Mersin Gümrüğü’nü aşamadık!” Buna karşılık kendi yağı ile kendi ciğerini kavuran bazı iş adamlarımız ambargoları delerek Avustralya’lara kadar dayanıyorlar…
Şimdi şöyle mi desek? “Asıl ambargoyu uygulayan Türkiye’dir!” Çok ayıp ve insafsızlık olacak değil mi? Fakat şu olanlara bakıp da “oh oh yaşasın Anavatan-Yavruvatan ilişkileri ile kardeşliği” diyebilir misiniz?
Eee tabii sonra da ne oluyor? Herkes başının çaresine bakıyor! KTFF da gidip KOP’a üye yazılıyor belki futbolu kurtarırım umudunda! Kısaca bizi ite kaka Güney’in Rum’una muhtaç duruma getiriyorlar! Yoksa yeni politika bu mu?